İdari para cezasına itiraz ve iptal davasını temsil eden görsel

İçindekiler

Giriş

Ülkemizde her yıl yüzbinlerce kişi trafik tutanağından vergi usul cezasına, SGK denetim yaptırımından KVKK ihlal kararına kadar onlarca farklı alanda idari para cezasıyla yüz yüze gelmektedir. Bu cezaların büyük bir kısmı itiraz edilmeksizin ödenmektedir; ne var ki kişiler ya süreyi kaçırdıkları için ya hangi yola başvuracaklarını bilemedikleri için ya da cezanın miktarını hukuki mücadelenin maliyetiyle kıyasladıkları için vazgeçmektedir. Oysa idari para cezasına itiraz, doğru ellerde ve doğru zamanda son derece etkili, sonuç alınabilecek bir savunma aracıdır.

2026 yılı bu tabloyu birkaç kritik noktada daha karmaşık hale getirmiştir. Yeniden değerleme oranlarının yüksekliği nedeniyle pek çok kalemdeki ceza miktarları önceki yıllara kıyasla belirgin biçimde artmış; bu da itirazın ekonomik anlamını büyütmüştür. E-Tebligat uygulamasının yaygınlaşması kişilerin süreleri farkında olmadan kaçırmasına zemin hazırlarken, yargı kararları bu alanda usul güvencelerini giderek daha sıkı biçimde uygulamaya başlamıştır. KVKK alanında Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun milyonlara varan para cezaları şirketlerin gündemine girmiş; SGK denetimlerinin yoğunlaşması ise işverenleri daha fazla sürece taraf hâle getirmiştir. Tüm bu gelişmeler bir araya geldiğinde idari para cezasına itirazın hem daha stratejik hem de daha teknik bir meseleye dönüştüğü açıkça görülmektedir.

Bu makale; idari para cezasının hukuki çerçevesinden itiraz gerekçelerine, özel ceza türlerine göre iptal stratejilerinden emsal Yargıtay ve Danıştay kararlarına kadar konunun tüm katmanlarını, sahaya hâkim bir hukuk pratiği anlayışıyla ele almaktadır. Hedef, okuyucunun aynı konuda başka kaynağa ihtiyaç duymadığı, her tür idari para cezası için başlangıç noktası olarak kullanabileceği bir referans metin oluşturmaktır.

İdari Para Cezasının Hukuki Niteliği ve Ceza Hukukundan Farkı

İdari para cezası, bir kabahat karşılığında devlet tarafından idari makam eliyle uygulanan parasal yaptırımdır. Pek çok kişi bu cezaları Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirmektedir; oysa bu yanılgı hem başvurulacak yolu hem de uygulanacak süreyi doğrudan etkileyen temel bir hata üretmektedir. Suçlar savcılık kanalıyla ceza yargısına taşınır; kabahatler ise idari makamlar tarafından re’sen karara bağlanır. Cezayı kesen; jandarma, polis, trafik denetleme, vergi dairesi, SGK denetmeni, zabıta ya da Kişisel Verileri Koruma Kurulu gibi idari bir birimdir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu bu sistemi genel hatlarıyla çerçevelemekte; ancak aynı kanun kendi hükümlerine göre önce özel kanunlara bakılmasını emretmektedir. Hangi mevzuata hangi kabahat giriyorsa, o mevzuatın itiraz usulü, süresi ve yetkili mercii öncelikle uygulanır; boşluk hâlinde Kabahatler Kanunu devreye girer. Bu nedenle itiraz sürecinin ilk sorusu her zaman aynıdır: “Bu ceza hangi kanuna dayanıyor?” Bu soruyu doğru cevaplamadan atılacak her adım potansiyel olarak yanlış yöne gidebilecektir.

İdari para cezasının bir idari işlem niteliği taşıması, onu adli yargının değil idari denetim mekanizmalarının alanına sokmaktadır. Kabahatler Kanunu kapsamındaki cezalar için sulh ceza hakimliği; vergi cezaları için vergi mahkemesi; SGK cezaları için idare mahkemesi; KVKK kararları için ise yine idare mahkemesi yolu açılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu denetim mekanizmasını Anayasa Mahkemesi bu hususu açıkça ele almış; idari para cezalarına karşı başvuru yolunun etkin ve işlevsel olması gerektiğini, yargı denetimini fiilen işlevsiz kılan “kesinlik” düzenlemelerinin hükmün denetlenmesini talep etme hakkını zedelediğini vurgulamıştır.

2026 Mevzuat Çerçevesi: Hangi Kanun, Hangi Durum İçin Geçerlidir?

İdari para cezaları alanında tek ve yeknesak bir usul kuralı bulunmamaktadır. Mevzuat yapısı, onlarca özel kanunun Kabahatler Kanunu’yla örtüştüğü ya da çatıştığı karmaşık bir tablo sergilemektedir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, genel çerçeve kanun olarak itiraz usulü, süreler, yetki ve yargılama ilkeleri bakımından temel referans noktasını oluşturmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, trafik idari para cezaları için özel bir itiraz düzenlemesi içermekte; 112. maddesiyle hem cezayı veren makamın yeri hem de itiraz edenin ikametgahı sulh ceza hakimliğini seçenek olarak sunmaktadır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun 102. maddesi kapsamındaki SGK idari para cezaları, tamamen farklı bir prosedüre tabidir: Bu cezalar için önce Sosyal Güvenlik Kurumu’na 15 gün içinde itiraz zorunludur; bu itirazın reddi hâlinde ret kararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilmektedir. Kesinleşen SGK cezalarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı ise 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesi uyarınca 15 gün içinde dava açılmalı; bu davalarda görevli mahkeme iş mahkemesidir (5510 s.K. md. 88). 6698 sayılı KVKK çerçevesinde Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun idari para cezaları idare mahkemelerinde iptal davasına konu edilmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ise kendine özgü uzlaşma ve dava mekanizmasıyla tamamen ayrı bir sistem kurmakta; bu sistemde görevli mahkeme vergi mahkemesidir.

Bu tablonun pratikte taşıdığı en kritik anlam şudur: Vergi cezasını sulh ceza hakimliğine, SGK cezasını aynı yere ya da KVKK kararını oraya taşımak, göreve yetersizlik kararıyla son bulan ve hak düşürücü sürenin geçmesine yol açan bir hata üretebilir. Bununla birlikte — ve bu husus pek çok kişinin gözden kaçırdığı kritik bir güvencedir.

İtiraz Süreleri: Hak Düşürücü Nitelik ve Hesaplama Yöntemi

İdari para cezasına itirazın en kritik boyutu süredir. Süreler hak düşürücü nitelik taşımakta ve mahkemece re’sen gözetilmektedir. Sürenin bir gün bile aşılması, başvurunun usulden reddiyle yani hiç incelenmeksizin sonuçlanmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

Dayanak Kanun / Ceza Türü İtiraz Süresi Yetkili Merci Sürenin Başlangıcı
5326 sayılı Kabahatler Kanunu (Genel) 15 gün Sulh Ceza Hâkimliği Tebliğ tarihi
2918 sayılı KTK – Trafik 15 gün Sulh Ceza Hâkimliği Tebliğ / elden verilme tarihi
4857 sayılı İş Kanunu 15 gün Sulh Ceza Hâkimliği Tebliğ tarihi
2872 sayılı Çevre Kanunu 30 gün Sulh Ceza Hâkimliği Tebliğ tarihi
5510 sayılı SGK Kanunu – Kuruma itiraz 15 gün SGK İtiraz Komisyonu (Zorunlu Ön Şart) Tebliğ tarihi
5510 sayılı SGK Kanunu – Mahkeme 30 gün İdare Mahkemesi Ret kararının tebliği
6698 sayılı KVKK 60 gün İdare Mahkemesi Kararın tebliği
213 sayılı VUK – Vergi cezası 30 gün Vergi Mahkemesi İhbarnamenin tebliği

Süre hesabında tatil günleri dahil sayılır; son günün resmi tatile denk gelmesi hâlinde süre bir sonraki ilk iş günü mesai bitimine uzar. Trafik cezalarında ceza elden teslim edilmişse, tebliğ anı tutanağın imzalandığı ya da ilgilinin tutanağı aldığı andır; 15 günlük süre o günden itibaren işlemeye başlar.

Uygulamada en yaygın yanılgı, tebligatı almayan ya da usulsüz tebligata uğrayan kişilerin süreyi kaçırdıklarını sanmalarıdır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi açıktır: Usulsüz tebliğ, muhatabın işlemi öğrendiğini beyan ettiği tarihte geçerli sayılır ve itiraz süresi öğrenme tarihinden itibaren başlar. Yargıtay 7. Ceza Dairesi 16.12.2024 tarihli 2023/10609 E., 2024/11721 K. sayılı kararında bu ilkeyi teyit etmiştir. Bunun pratik yansıması son derece önemlidir: Muhatabın e-Devlet üzerinden sorguladığında ya da icra takibi sırasında öğrendiğinde bildirdiği tarih, itiraz süresinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

E-Tebligat bakımından ise Anayasa Mahkemesi son dönem kararlarında kritik bir netlik sağlamıştır: Kişinin e-tebligat mesajını sistemin bildirim tarihinden önce açıp okuması hâlinde itiraz süresi okunma tarihinden başlamaz. Yasal süre, muhatap içeriği okumuş olsa dahi her hâlükârda mesajın sisteme ulaştığı günden itibaren beşinci günün sonunda işlemeye başlar. Öte yandan doktrinde, UETS yerine KEP üzerinden yapılan tebligatların usulsüzlüğü tartışılmakta olup bu alanda ihtiyati bir yaklaşım benimsenmesi önerilmektedir.

Mücbir sebep halinde ise ayrı bir kural geçerlidir: 5326 sayılı Kanun’un 27. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, mücbir sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren 7 gün içinde başvuru yapılabilmektedir. Ağır hastalık, deprem gibi olaylar bu kapsamda değerlendirilmekle birlikte mücbir sebebin varlığı ve süresi somut biçimde belgelenmelidir.

Yetkili Merci: Sulh Ceza Hâkimliği, Bağlantı Kuralı ve Görevsizlik Halleri

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca genel kural kapsamındaki idari para cezalarında yetkili merci sulh ceza hakimliğidir. Yetki bakımından genel kural, itiraz edenin ikametgâhının bulunduğu yer sulh ceza hâkimliğidir. 2918 sayılı KTK’nın 112. maddesi trafik cezaları için hem cezayı veren makamın yeri hem de itiraz edenin ikametgahı hakimliğini alternatif olarak sunmaktadır.

Ancak bu genel tablonun yanında bağlantı kuralı olarak adlandırılan kritik bir istisna mevcuttur. 5326 sayılı Kanun’un 27. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, idari para cezasıyla birlikte aynı işlemde idari yargının görev alanına giren başka bir karar da verilmişse — işyeri kapatma, ruhsat iptali, trafikten men gibi — para cezasına karşı da idare mahkemesinde dava açılması gerekmektedir; bu halde sulh ceza hakimliği görevsizdir. Danıştay 2. Dairesi bu ilkeyi açıkça uygulamış; para cezasıyla birlikte faaliyetten men kararı verildiğinde tüm uyuşmazlığın idari yargıda görülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Dolayısıyla yalnızca para cezasını değil, tutanakla birlikte verilen tüm yaptırımları dikkate almak başvurudan önce zorunludur.

Yanlış merciye yapılan başvuru hakkında ise hukuk sistemi, hakkaniyete uygun bir güvence öngörmüştür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesi çerçevesinde görevsiz yargı yerine başvurulan tarih, görevli mahkemeye başvuru tarihi olarak kabul edilmekte; görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren 30 gün içinde doğru mahkemede dava açılabilmektedir. Bununla birlikte görevsizlik kararında başvurulacak merci ve sürenin belirtilmemesi hâlinde 60 günlük genel dava açma süresi işleyeceğinden her görevsizlik kararının içeriği titizlikle okunmalıdır.

Sulh ceza hakimliğinin kararına karşı kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde Kabahatler Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca aynı yerdeki ağır ceza mahkemesine itiraz yolu açıktır. Ancak 28. maddenin 10. fıkrası uyarınca her yıl yeniden değerleme oranıyla güncellenen kesinlik sınırının altında kalan cezalar için sulh ceza hakimliği kararları kesindir; bu tutarın altındaki cezalarda ağır ceza mahkemesine itiraz yolu tamamen kapalıdır.

İtiraz Gerekçeleri: Usul ve Esasa İlişkin İptal Nedenleri

İtirazın başarıya ulaşması büyük ölçüde gerekçelerin hukuki sağlamlığına ve somutluğuna bağlıdır. “Cezayı kabul etmiyorum” ya da “haksız yere kesildi” gibi soyut beyanlar mahkemede değer taşımaz. İtiraz, somut hukuki gerekçelere dayandırılmalı ve her gerekçenin olgusal dayanağı açıkça gösterilmelidir.

Usule İlişkin İtiraz Gerekçeleri

Yetkisiz makam tarafından ceza kesilmesi, uygulamada en güçlü usul itirazlarından birini oluşturmaktadır. Bir cezanın geçerli olabilmesi için cezayı kesen görevlinin yetkili olması, fiilen görevde bulunması ve yetkisini idare hukukuna uygun biçimde kullanmış olması şarttır. Ceza kanunen yetkili kılınmamış bir birim ya da kişi tarafından verilmişse işlem “yokluk” derecesinde sakatlık taşıyabilmektedir. Belediye Encümeni yerine bir daire başkanının verdiği ceza buna örnek gösterilebilir. Uygulamada mahkemelerce “yetkide paralellik” ilkesine önem verilmekte olup örneğin belediye Encümeni’nin verdiği cezaya yapılan itirazın Yapı Kontrol Müdürlüğü tarafından reddedilmesi gibi durumlar yetki yönünden hukuka aykırı bulunmaktadır.

Tebligat usulsüzlüğü de idari para cezasına itirazda tek başına güçlü bir iptal sebebi oluşturur. İdari para cezasına ilişkin bildirim, muhatabın kayıtlı adresine ve Tebligat Kanunu’nda öngörülen usule uygun şekilde yapılmalıdır. Tebligatın yetkisiz kişiye bırakılması, adres araştırması yapılmaksızın doğrudan ilanen tebliğ yoluna gidilmesi, tebliğ mazbatasında zorunlu şerhlerin bulunmaması veya bildirimin yanlış adrese yapılması hâlinde cezanın usulüne uygun biçimde kesinleştiğinden söz edilemez. Bu gibi durumlarda itiraz süresi, çoğu zaman şekli tebliğ tarihinden değil, kişinin cezayı fiilen öğrendiği tarihten itibaren değerlendirilir ve usulsüz tebligat, işlemin iptali bakımından mahkemeler nezdinde önemli bir hukuka aykırılık sebebi olarak kabul edilir.

Ceza tutanağında itiraz yolu ile başvuru süresinin açıkça gösterilmemesi de önemli bir usul itirazı sebebidir. İdarenin tesis ettiği işlemlerde, kişiye hangi mercie ne kadar süre içinde başvurabileceğinin bildirilmesi anayasal güvence altındadır. Bu nedenle idari para cezası tutanağında itiraz mercii, başvuru usulü veya süresine yer verilmemesi, ilgilinin hak arama özgürlüğünü doğrudan etkileyen ciddi bir usul eksikliği olarak değerlendirilir. Böyle bir eksiklik hâlinde itiraz süresinin usulüne uygun şekilde başlamadığı, dolayısıyla sırf süre yönünden ret kararı verilmesinin hukuka aykırılık oluşturabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca somut olayın özelliklerine göre, sürenin kaçırılması durumunda eski hâle getirme veya öğrenme tarihinin esas alınması yönünde değerlendirme yapılması da mümkün olabilmektedir.

Esasa İlişkin İtiraz Gerekçeleri

Fiilin kabahatin unsurlarını taşımaması, esasa ilişkin itirazın temel eksenini oluşturmaktadır. Bir idari para cezasının hukuken ayakta kalabilmesi için, ilgili kabahatin kanuni tanımında öngörülen tüm unsurların somut olayda birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Kanunda yer alan unsurlardan yalnızca birinin dahi bulunmaması, yaptırım kararının hukuki temelini ortadan kaldırır ve cezanın kaldırılmasını gerektirir. Bu nedenle itiraz dilekçesinde, ilgili kanun maddesinde düzenlenen unsurların tek tek gösterilmesi, ardından somut olayda hangi unsurun neden gerçekleşmediğinin açık, somut ve ikna edici biçimde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır.

Kastın veya ihmalin bulunmaması da Kabahatler Kanunu’nun kusur esasına dayanan sistemi içerisinde güçlü bir savunma zemini oluşturmaktadır. Kabahatlerden doğan sorumluluk kural olarak kusura bağlıdır; özel kanunda açıkça aksi öngörülmedikçe fiilin kast veya ihmal suretiyle işlenmiş olması aranır. Bu çerçevede kişinin iradesi dışında gelişen olaylar, mücbir sebep hâlleri, zorunluluk durumları veya objektif olarak önlenmesi mümkün olmayan dış etkenler kusuru ortadan kaldırabilecek nitelikte değerlendirilmelidir. Özellikle somut olayda kişinin ihlali önleme imkânının bulunmadığı durumlarda bu savunma ciddi ağırlık taşımaktadır.

Orantılılık ilkesinin ihlali, özellikle yüksek meblağlı idari para cezalarında bağımsız ve son derece etkili bir iptal gerekçesine dönüşebilmektedir. İdarenin takdir yetkisini kullanırken fiilin ağırlığı, ihlalin süresi, ortaya çıkan sonuç ve failin somut davranışı ile ceza miktarı arasında makul bir denge kurması zorunludur. Ceza miktarının yalnızca kanuni sınırlar içinde kalması tek başına hukuka uygunluk için yeterli kabul edilmez; yaptırımın somut olayın ağırlığı ile ölçülü olması gerekir. Özellikle ihlalin sınırlı etkili, düşük yoğunluklu veya şekli nitelikte kaldığı durumlarda üst sınıra yakın ya da ağır miktarlı cezalar ölçülülük ilkesine aykırılık gerekçesiyle itiraz konusu yapılmalıdır.

Lehe kanun ilkesi de kabahatler hukukunda son derece önemli olup çoğu zaman gözden kaçırılmaktadır. İtiraz süreci devam ederken ilgili mevzuatta yapılan değişiklikle fiilin kabahat olmaktan çıkarılması, yaptırımın hafifletilmesi veya ceza miktarının düşürülmesi hâlinde, kişi lehine olan yeni düzenlemenin uygulanması gerekir. Hukuk devleti ve kanunilik ilkesi, yaptırımın güncel ve daha lehe düzenleme ışığında yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle devam eden itiraz süreçlerinde mevzuat değişikliklerinin dikkatle takip edilmesi, özellikle torba kanunlar ve ikincil düzenlemeler bakımından ayrıca önem taşır.

Son olarak, gerekçe eksikliği de tek başına bağımsız bir iptal zemini oluşturmaktadır. İdari yaptırım kararında cezanın hangi hukuki ve maddi sebeplere dayanılarak verildiğinin, neden belirli bir miktarın tercih edildiğinin ve özellikle cezanın neden üst sınıra yakın uygulandığının somut bilgi ve belgelerle açıklanması gerekir. Kararda hukuki dayanağın açıkça gösterilmemesi, fiilin hangi delillerle sabit görüldüğünün belirtilmemesi veya ceza miktarına ilişkin takdirin gerekçelendirilmemesi hâlinde işlem, gerekçe yönünden hukuka aykırı hâle gelir ve iptal sebebi oluşturur.

İdari Para Cezasında Delil ve İspat

İdari para cezalarına ilişkin itirazlarda ispat yükü kural olarak idarenin üzerindedir. Başka bir ifadeyle, kabahatin işlendiğini ve yaptırım kararının hukuka uygun olduğunu ortaya koyma yükümlülüğü cezayı tesis eden kuruma aittir. İtiraz eden kişi, kendi masumiyetini ayrıca ispat etmek zorunda olmayıp, idarenin ileri sürdüğü maddi vakıayı çürütecek veya en azından olayın ispatı konusunda ciddi ve makul bir şüphe yaratacak savunmayı ortaya koymalıdır. Bununla birlikte uygulamada etkili bir itirazın yalnızca hukuki argümanlarla değil, somut delillerle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle kişinin elindeki tüm kayıt, belge ve teknik verileri ilk aşamada dosyaya sunması stratejik açıdan belirleyicidir.

Uygulamada en güçlü delil türlerinin başında araç içi kamera kayıtları, güvenlik kamerası görüntüleri, fotoğraflar, konum kayıtları ve teknik log verileri gelmektedir. Özellikle trafik cezalarında araç içi kamera görüntüleri, tutanak içeriği ile olayın gerçek akışı arasında çelişki bulunması halinde son derece etkili olabilmektedir. Benzer şekilde işyeri denetimlerinden kaynaklanan idari para cezalarında güvenlik kamerası kayıtları, denetim anının ve fiilin gerçek mahiyetinin ortaya konulmasında kritik rol oynar. Teknik veya uzmanlık gerektiren uyuşmazlıklarda ise bilirkişi incelemesi talebinin itiraz dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerekir.

Plaka ve kişi tespitine ilişkin hatalar da uygulamada sık karşılaşılan ve çoğu zaman doğrudan iptale götüren önemli savunma sebeplerindendir. Yanlış plakaya düzenlenen ceza tutanakları, benzer plaka karışıklıkları, araç sahibinin olay tarihinde aracı kullanmaması veya kimlik bilgilerinin sehven ya da üçüncü kişiler tarafından kullanılması gibi durumlarda cezanın maddi temeli ortadan kalkar. Özellikle yanlış kişiye yöneltilen idari para cezalarında, kimlik ve olay ilişkisinin net biçimde ortaya konulması son derece önemlidir.

Süreç bakımından en ciddi yargısal risk ise delillerin zamanında sunulmamasıdır. İdari para cezalarına ilişkin itirazlar çoğu zaman dosya üzerinden ve duruşma yapılmaksızın incelenebildiğinden, ilk dilekçede ileri sürülmeyen veya sonradan sunulmak üzere bekletilen delillerin değerlendirme dışı kalması ihtimali oldukça yüksektir. Özellikle kamera kayıtları gibi zamanla silinebilen veya erişimi zorlaşan delillerin gecikmeksizin temin edilmesi ve ilk başvuru aşamasında dosyaya sunulması, itirazın başarı ihtimali açısından kritik öneme sahiptir.

Fahri Trafik Müfettişi Cezalarına İtiraz ve İdarede İspat Yükü

Fahri trafik müfettişleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 7. maddesi ile ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde belirli trafik ihlallerini tespit ederek tutanak düzenleme yetkisine sahip sivil kişilerdir. Ancak bu yetkinin istisnai ve sınırlı nitelikte olması, söz konusu tutanaklara karşı yapılacak itirazlarda önemli bir savunma zemini oluşturmaktadır. Zira idari yaptırımın hukuka uygunluğu bakımından, yalnızca tutanağın varlığı değil, tutanağın somut olayla desteklenmesi ve yetkinin usulüne uygun kullanılması da ayrıca değerlendirilmelidir.

Uygulamada yalnızca fahri trafik müfettişinin soyut beyanına ve düzenlediği tutanağa dayanan, buna karşılık fotoğraf, video, MOBESE veya EDS kaydı gibi objektif nitelikte herhangi bir görsel veya teknik delil içermeyen cezalar, ispat yükünün idarede olması ilkesi gereğince ciddi şekilde tartışmaya açıktır. İdarenin, kabahatin işlendiğini yeterli açıklıkta ortaya koyması gerekir; salt “gördüm, ihlal gerçekleşti” şeklindeki soyut tespit her dosyada tek başına yeterli kabul edilmeyebilir. Bununla birlikte uygulamada tutanağın aksi ispatlanıncaya kadar geçerli delil niteliğinde değerlendirildiği kararlar da bulunduğundan, güncel yargısal yaklaşım çoğu zaman tutanağın niteliğini, olayın oluş şeklini ve dosyada mevcut diğer delilleri birlikte değerlendirmektedir. Bu nedenle özellikle nesnel kayıt bulunmayan dosyalarda, somut olayın özelliklerine göre itirazın kabul edilme ihtimali önemli ölçüde artmaktadır.

Öte yandan fahri trafik müfettişlerinin yetki alanı da sınırsız değildir. Müfettişin görev kapsamı dışında kalan bir ihlale ilişkin tutanak düzenlemesi, yetkisiz bir lokasyonda tespitte bulunması veya yetki belgesinin geçerliliğine ilişkin tereddütler, tutanağın hukuki geçerliliğini doğrudan etkileyebilir. Bu sebeple itiraz dilekçesinde, müfettişin yetki belgesinin, görev kapsamının ve olay tarihindeki aktif yetki durumunun dosyaya celbi özellikle talep edilmelidir. Yetki belgesinin bulunmaması, kapsam dışı bir ihlalin tespit edilmiş olması veya yetkinin usulüne uygun kullanılmaması hâlinde, bu hususlar tek başına iptal gerekçesi oluşturabilecek ağırlıktadır.

Radar, EDS ve Hız Sınırı Cezaları

Elektronik denetim sistemleri aracılığıyla — sabit radar, mobil radar ve EDS — düzenlenen hız sınırı cezaları, teknik altyapıya dayalı olmaları nedeniyle klasik tutanak itirazlarından farklı ve daha özel bir savunma stratejisi gerektirmektedir. Bu tür cezalarda ilk incelenmesi gereken husus, ölçümün dayanağını oluşturan cihazın teknik geçerliliğidir. Her radar ve hız ölçüm cihazının yetkili laboratuvarlarca usulüne uygun şekilde kalibre edilmiş olması ve kalibrasyon belgesinin olay tarihi itibarıyla güncel bulunması zorunludur. Kalibrasyon süresi dolmuş, yetkisiz birimce onaylanmış veya teknik uygunluğu tartışmalı cihazlarla yapılan ölçümler, idari para cezasının maddi temelini ciddi biçimde zayıflatmaktadır. Bu nedenle ilgili trafik denetleme birimine yazılı başvuru yapılarak kalibrasyon belgeleri talep edilmeli; belge sunulmaması hâlinde sulh ceza hâkimliğinden bu evrakların celbi özellikle istenmelidir.

Kalibrasyon belgesinin temin edilmesinden sonra ikinci kritik savunma alanı, cihazın ölçüm toleransı ve hata payıdır. Özellikle hız sınırının çok düşük oranlarda aşıldığı dosyalarda, radar cihazlarının teknik sapma payı son derece belirleyici hâle gelmektedir. Uygulamada bazı sulh ceza hâkimlikleri, cihazın kabul edilen hata payını dikkate alarak sınır değere çok yakın ölçümlerde “şüpheden kişi yararlanır” ilkesi doğrultusunda iptal kararı verebilmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca hız radarlarında değil, alkol ölçüm cihazları bakımından da benzer şekilde karşılık bulmaktadır. Özellikle sınırın 1–2 km/s gibi minimal düzeyde aşıldığı dosyalarda hata payı savunması güçlü bir iptal gerekçesi oluşturur.

Üçüncü önemli savunma hattı ise uyarı levhası ve radar konumlandırmasıdır. Hız sınırını bildiren levhanın sürücüler tarafından makul şekilde görülebilir olmaması, levhanın radar noktasına çok yakın yerleştirilmesi, görüş açısının kapalı olması veya yolun fiziki şartları nedeniyle levhanın fark edilmesinin objektif olarak güçleşmesi hâllerinde ölçülülük ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde itiraz zemini doğmaktadır. Özellikle radar cihazının adeta “tuzak” niteliğinde bir noktaya yerleştirildiği iddiası, somut teknik verilerle desteklendiğinde mahkemeler nezdinde karşılık bulabilmektedir. Bununla birlikte, uyarı levhası eksikliği tek başına her dosyada otomatik iptal sebebi olarak görülmemektedir. Bu nedenle levhanın konumu, mesafesi, görünürlüğü, yolun eğimi, ışık durumu ve trafik işaretleme planı gibi unsurlar birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak radar ve EDS cezalarında savunma, yalnızca “cezaya katılmıyorum” şeklinde soyut bir itirazdan ibaret olmamalı; kalibrasyon, hata payı ve uyarı levhası unsurları somut belgelerle desteklenerek teknik bir çerçevede kurulmalıdır. Uygulamada özellikle sınır değere yakın hız aşımlarında ve teknik belgelerin eksik olduğu dosyalarda itirazın kabul edilme ihtimali ciddi ölçüde yükselmektedir.

SGK İdari Para Cezalarına İtiraz: Kurum İçi Komisyon ve Mahkeme Süreci

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından uygulanan idari para cezaları, uygulamada en sık yanlış yargı merciine götürülen yaptırımlar arasında yer almaktadır. Bu noktada temel kural son derece nettir: SGK idari para cezalarında görevli merci sulh ceza hâkimliği değil, idare mahkemesidir. Ancak idare mahkemesine başvurulabilmesi için doğrudan dava açılması yeterli olmayıp, öncelikle kurum içi itiraz yolunun tüketilmesi zorunludur. Tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde SGK’ya yazılı itiraz başvurusu yapılması, dava açmadan önce yerine getirilmesi gereken bir ön şart niteliği taşımaktadır. Bu komisyon aşaması atlanarak doğrudan idare mahkemesinde dava açılması halinde, dava çoğu zaman dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmektedir. Bu nedenle ilk ve en kritik adım, tebliğ tarihini esas alarak 15 günlük kurumsal itiraz süresini kaçırmamaktır.

Kurum içi itirazın reddedilmesi veya zımnen sonuçsuz kalması sonrasında, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılması gerekir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, geçirilmesi halinde cezanın esasına girilmeksizin davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi riski doğmaktadır. Uygulamada işverenlerin en sık yaptığı hata, komisyon başvurusunu yaptıkları için yargı süresinin kendiliğinden uzadığını düşünmeleri veya ret kararının tebliğ tarihini yanlış hesaplamalarıdır.

Esasa ilişkin savunma bakımından SGK cezalarında en güçlü itiraz gerekçelerinden biri, tespitin geriye dönük inceleme süresini aşmasıdır. Özellikle denetim raporlarının kanunda öngörülen geriye dönük inceleme sınırlarının dışına taşması, iptal için ciddi bir hukuka aykırılık oluşturabilmektedir. Bunun yanında denetmen raporunda maddi hata bulunması, tespitin eksik veya yanıltıcı bilgiye dayanması, işveren kayıtlarının yanlış değerlendirilmesi ya da ihlalin daha sonra giderilmiş olmasına rağmen cezanın devam ettirilmesi de önemli savunma sebepleri arasında yer almaktadır.

Usul yönünden ayrıca tebligat eksiklikleri ve belge istem yazılarının usulsüz tebliği de güçlü itiraz alanlarıdır. Özellikle defter ve belgelerin ibrazına ilişkin yazıların yetkisiz kişiye tebliğ edilmesi, yanlış adrese gönderilmesi veya usulüne uygun bildirim yapılmaksızın cezaya dayanak alınması, işlemin iptali sonucunu doğurabilecek ağırlıktadır. Bu nedenle SGK cezasına itirazda yalnızca esas değil, tebligat ve süre yönünden usul incelemesi de mutlaka yapılmalıdır.

Sonuç olarak SGK idari para cezalarında başarı, çoğu zaman doğru merciye zamanında başvuru ile etkili rapor incelemesinin birlikte yürütülmesine bağlıdır. Özellikle komisyon aşamasının zorunlu olduğu ve sürenin kısa olduğu unutulmamalı; itiraz dilekçesi hem denetmen raporundaki maddi hatalara hem de usul eksikliklerine odaklanacak şekilde hazırlanmalıdır.

Kayıt Dışı İşçi Çalıştırma Cezası

Sigortasız işçi çalıştırma nedeniyle uygulanan SGK idari para cezaları, denetim pratiğinde en sık karşılaşılan ve çoğu zaman yüksek meblağlı yaptırımlara yol açan ihlal türlerinin başında gelmektedir. Bilinmelidir ki SGK denetmen raporu, aksi somut delillerle ortaya konuluncaya kadar güçlü bir tespit belgesi niteliğinde kabul edilmektedir. Ancak bu durum raporun mutlak doğru olduğu anlamına gelmez. Denetim tespitinin maddi gerçeklikle örtüşmediği, eksik incelemeye dayandığı veya olayın yanlış yorumlandığı hallerde, raporun dayanağını çökertmek tamamen mümkündür.

Savunmanın ilk ve en güçlü hattı, işyerinde bulunduğu iddia edilen kişinin o anda işçi sıfatıyla değil, başka bir hukuki veya fiili sıfatla orada bulunduğunu ortaya koymaktır. Örneğin kişinin müşteri, misafir, tedarikçi, teknik servis personeli, kargo görevlisi, ziyaretçi veya geçici olarak işyerine uğramış bir tanıdık olduğu somut delillerle gösterilebiliyorsa, kayıt dışı işçi çalıştırma iddiası ciddi şekilde zayıflar. Özellikle küçük işletmelerde bu ayrım uygulamada belirleyici olmaktadır.

Bunun yanında SGK hizmet dökümü ve bordro kayıtları son derece güçlü savunma araçlarıdır. Denetim tarihinde ilgili kişinin başka bir işverene bağlı olarak aktif sigortalı çalıştığını gösteren hizmet dökümü, aynı anda başka bir işyerinde fiilen çalıştığı iddiasını ciddi biçimde tartışmalı hâle getirebilir. Özellikle aynı saat diliminde farklı lokasyonlarda çalışma iddiası söz konusuysa, bu kayıtlar itirazın merkezine yerleştirilmelidir.

İşyeri güvenlik kamerası kayıtları ise çoğu zaman en güçlü ve en az tartışmalı delil niteliğini taşır. Denetim anını doğrudan gösteren görüntüler, kişinin iş yapıp yapmadığını, işyeri personeli gibi hareket edip etmediğini veya yalnızca geçici olarak orada bulunup bulunmadığını somut biçimde ortaya koyar. Bu nedenle kamera kayıtlarının denetimden hemen sonra güvenli biçimde muhafaza altına alınması kritik önemdedir. Uygulamada birçok kayıt kısa süre içinde otomatik olarak silindiğinden, itiraz süreci başlamadan önce görüntülerin yedeklenmesi savunmanın başarısı açısından belirleyici olabilir.

Sonuç olarak kayıt dışı işçi çalıştırma cezalarında savunma, soyut inkar üzerinden değil; kişinin işyerindeki varlığının niteliğini somut delillerle açıklayan, hizmet dökümü, kamera kaydı ve tanık beyanlarıyla desteklenen güçlü bir ispat stratejisi üzerinden kurulmalıdır. Özellikle denetmen raporundaki tespitlerin maddi gerçeklikle çeliştiği dosyalarda itirazın kabul edilme ihtimali önemli ölçüde artmaktadır.

KVKK İdari Para Cezalarına İtiraz ve Veri Sorumlusunun Korunması

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından verilen idari para cezaları, özellikle şirketler, e-ticaret platformları, sağlık kuruluşları ve dijital hizmet sağlayıcılar bakımından son yılların en yüksek riskli idari yaptırımları arasında yer almaktadır. Bu cezalara karşı başvurulacak yargı yolu sulh ceza hakimliği değil, idare mahkemesinde iptal davasıdır. Mevcut düzenleme ve güncel uygulama itibarıyla, kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde yetkili idare mahkemesinde dava açılması gerekmektedir. Özellikle Ankara merkezli Kurul kararlarında yetki meselesi ayrıca dikkatle incelenmelidir.

Usul yönünden en güçlü itiraz sebeplerinin başında, veri sorumlusuna yeterli savunma imkanı tanınmaması gelmektedir. Kurul soruşturması sırasında savunma istem yazısının usulüne uygun tebliğ edilmemesi, savunma için makul olmayan kısa süre verilmesi, veri ihlali dosyasındaki teknik raporların veya şikayet belgelerinin eksik paylaşılması, savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirilebilmektedir. Özellikle yüksek tutarlı para cezalarında, şirketin olayın teknik boyutunu açıklayabilmesi için makul süre verilmemesi önemli bir iptal gerekçesi oluşturur.

Esasa ilişkin savunmada ise ölçülülük ve orantılılık ilkesi belirleyici bir rol oynamaktadır. Kurul tarafından benzer nitelikteki ihlaller için zaman zaman çok farklı tutarlarda ceza uygulanabilmesi, eşit işlem ilkesi bakımından yargısal denetime açık bir alan yaratmaktadır. İhlalin niteliği, etkilenen kişi sayısı, verinin hassas veri olup olmadığı, veri ihlalinin ne kadar süre devam ettiği, veri sorumlusunun ihlal sonrası aldığı teknik ve idari tedbirler ile zararın gerçekten doğup doğmadığı birlikte değerlendirilmelidir.

Ayrıca kusur yoğunluğu da özellikle önem taşır. Her veri ihlali otomatik olarak aynı ağırlıkta değerlendirilmemelidir. İhlalin kasıtlı bir veri paylaşımından mı kaynaklandığı, teknik sistem açığı veya personel ihmali sonucu mu meydana geldiği, veri sorumlusunun önleyici tedbirleri önceden alıp almadığı ve ihlal sonrası Kurul’a zamanında bildirim yapıp yapmadığı, cezanın miktarı bakımından ciddi etki doğurmaktadır. Bu nedenle itiraz dilekçesinde yalnızca ihlalin gerçekleşmediği değil, gerçekleşmiş olsa dahi kusurun ağırlığının düşük olduğu ve cezanın orantısız kaldığı özellikle vurgulanmalıdır.

Sonuç olarak KVKK idari para cezalarına itirazda başarı, usul yönünden savunma hakkı ihlalleri ile esas yönünden ölçülülük ve kusur analizinin birlikte kurulmasına bağlıdır. Özellikle milyonlarca liraya ulaşabilen güncel ceza tutarları karşısında, savunmanın teknik raporlar, sızma testi kayıtları, iç politika belgeleri ve veri ihlali bildirimleriyle desteklenmesi kritik öneme sahiptir. Güncel ceza tutarları da her yıl yeniden değerleme oranına göre ciddi biçimde artmaktadır.

Ticaret Bakanlığı ve Rekabet Kurulu Cezalarına Karşı İptal Davası

Ticaret Bakanlığı, Reklam Kurulu ve Rekabet Kurumu tarafından verilen idari para cezaları, özellikle e-ticaret işletmeleri, büyük perakende zincirleri, dijital platformlar ve kurumsal şirketler bakımından son yılların en stratejik uyuşmazlık alanlarından birine dönüşmüştür. Bu tür yaptırımlarda görevli merci sulh ceza hakimliği değil, idare mahkemesidir.

Bu kurumsal para cezalarında en güçlü savunma hattı çoğu zaman usul eksiklikleri ve savunma hakkının ihlali üzerinden şekillenmektedir. İdari yaptırım tesis edilmeden önce ilgili şirkete veya gerçek kişiye yazılı savunma imkanı tanınması, isnat edilen fiilin açık biçimde bildirilmesi ve uygulanacak mevzuat hükmünün tereddüde yer vermeyecek şekilde gösterilmesi gerekir. Savunma istem yazısında eylemin ne olduğu, hangi tarih aralığında gerçekleştiği, hangi mevzuat maddesinin ihlal edildiği ve cezanın hangi hukuki zemine dayandığı açık değilse, bu durum savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. Danıştay uygulaması da savunma hakkı ihlalini, esasa girmeden tek başına iptal sebebi olarak kabul etmektedir. Özellikle Rekabet Kurulu kararlarında yerinde inceleme sürecine ilişkin tutanakların eksikliği veya şirket yetkilisine yeterli açıklama yapılmaması sık tartışılan alanlardan biridir.

Esasa ilişkin savunmada ise yaptırımın dayandığı maddi olgunun somut belgelerle çürütülmesi gerekir. Örneğin Ticaret Bakanlığı veya Reklam Kurulu tarafından verilen fahiş fiyat, aldatıcı reklam veya haksız ticari uygulama cezalarında, fiyat artışının keyfi değil; döviz kuru değişimi, tedarik maliyetleri, lojistik giderler, enerji maliyetleri veya hammadde artışlarından kaynaklandığı somut faturalar ve mali kayıtlarla ortaya konulmalıdır. Bu noktada savunma somut delillere dayandırılmalı; tarih bazlı maliyet tabloları, alış faturaları, kur değişim çizelgeleri ve tedarik zinciri belgeleriyle desteklenmelidir.

Rekabet Kurulu yaptırımlarında ise savunma çoğu zaman yerinde incelemenin engellendiği iddiası, hakim durumun kötüye kullanılması veya uyumlu eylem ekseninde yoğunlaşmaktadır. Özellikle yerinde inceleme dosyalarında şirket çalışanlarının telefon, bilgisayar veya dijital veriler üzerinde işlem yaptığı iddiası yüksek meblağlı para cezalarına yol açabilmektedir. Bu nedenle olay anına ilişkin iç yazışmalar, sistem log kayıtları, cihaz kullanım verileri ve çalışan beyanları kritik önem taşır. Danıştay’ın güncel kararlarında da bu alanda yüksek tutarlı cezaların idare mahkemesi ve temyiz denetimine konu olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak Ticaret Bakanlığı, Reklam Kurulu ve Rekabet Kurulu cezalarına karşı savunma yalnızca maddi itiraz üzerinden değil; savunma hakkı, usul eksiklikleri, gerekçe yetersizliği, ölçülülük ve somut ekonomik veriler üzerinden çok katmanlı şekilde kurulmalıdır. Özellikle milyonlarca liraya ulaşabilen kurumsal para cezalarında, iptal davasının dava dilekçesi baştan stratejik ve delil temelli hazırlanmalıdır.

Belediye Encümeni Kararlarına ve Zabıta Cezalarına İtiraz Yolu

Belediye zabıtasının düzenlediği tutanaklar üzerine Belediye Encümeni tarafından verilen idari para cezaları, özellikle esnaf, işletme sahipleri, apartman yöneticileri ve küçük ölçekli ticari faaliyetler bakımından uygulamada en sık karşılaşılan yaptırımlar arasında yer almaktadır. Ancak bu alanda en çok hata yapılan nokta, görevli yargı merciinin yanlış belirlenmesidir.

Temel kural olarak, encümen tarafından yalnızca idari para cezası verilmişse, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında görevli merci sulh ceza hâkimliğidir ve itiraz süresi kararın tebliğ veya tefhiminden itibaren 15 gündür. Bu süre hak düşürücü niteliktedir; sürenin kaçırılması hâlinde yaptırım kararı kesinleşir.

Bununla birlikte burada çok kritik bir ayrım bulunmaktadır: Encümen kararı yalnızca para cezasından ibaret olmayıp, buna ek olarak işyeri kapatma, faaliyetin men’i, ruhsat iptali, yıkım, mühürleme veya kullanım yasağı gibi ayrıca bir idari işlem de içeriyorsa, uyuşmazlık artık salt kabahat sınırını aşar. Bu durumda görev çoğu kez idare mahkemesine geçmekte ve iptal davası süresi genel olarak 60 gün olmaktadır. Uygulamada en ağır hak kaybı, bu tip birleşik kararlarda yanlışlıkla sulh ceza hâkimliğine başvurulması nedeniyle yaşanmaktadır.

Usul yönünden en sık başvurulan iptal gerekçelerinin başında, zabıta tutanağındaki şekil eksiklikleri gelmektedir. Tutanakta imza bulunmaması, tespiti yapan görevlilerin kimlik ve unvan bilgilerinin eksik olması, olay yerinin belirsiz bırakılması, tarih ve saat bilgilerinin çelişkili yazılması veya muhatabın yokluğunda usulsüz şekilde tutanak düzenlenmesi, encümen kararının dayanağını zayıflatmaktadır. Özellikle ilk tutanak sakatsa, ona dayalı encümen kararı da ciddi ölçüde tartışmalı hâle gelir.

Esasa ilişkin savunmada ise en güçlü hat, ihlale konu faaliyetin ruhsat kapsamında bulunduğunun belgelerle ispatıdır. Özellikle kaldırım işgali, tabela, masa-sandalye kullanımı, işyeri faaliyeti, açılış-kapanış saati veya gürültü kaynaklı cezalar bakımından ruhsat, belediye izin yazısı, önceki denetim kayıtları, vergi levhası ve işyeri açma belgeleri büyük önem taşır. Uygulamada birçok ceza, ruhsat kapsamındaki faaliyetin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca son derece önemli bir usul noktası da, encümen kararında itiraz yolu ve süresinin gösterilmemesidir. Özellikle belediye kararlarında bu eksiklik oldukça sık görülmektedir. Kararda hangi merciye kaç gün içinde başvurulacağı açıkça belirtilmemişse, bu durum hem savunma hakkının ihlali hem de sürenin başlangıcı bakımından ciddi bir tartışma zemini oluşturur. Özellikle Anayasa m.40/2 kapsamında başvuru yolu ve süresinin gösterilmesi idarenin yükümlülüğüdür.

Sonuç olarak belediye encümeni cezalarında ilk yapılması gereken şey, kararın yalnızca para cezası mı yoksa ayrıca idari tedbir de içerip içermediğini ayırt etmektir. Çünkü dosyanın kaderini belirleyen ilk eşik, sulh ceza mı idare mahkemesi mi sorusudur.

Vergi Ziyaı ve Özel Usulsüzlük Cezaları

Vergi ziyaı, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları; idari para cezaları içinde hem tutarların yüksekliği hem de başvuru yolunun Kabahatler Kanunu sisteminden tamamen ayrışması nedeniyle özel ve teknik bir alan oluşturmaktadır. Bu noktada ilk ve en kritik husus açıkça ortaya konulmalıdır: VUK kapsamındaki vergi cezaları ile sulh ceza hâkimliği arasında hiçbir bağlantı bulunmamaktadır. Görevli yargı merci vergi mahkemesidir. Vergi/ceza ihbarnamesinin yanlışlıkla sulh ceza hâkimliğine taşınması, görev yönünden ret kararı alınmasına ve bu sırada 30 günlük dava açma süresinin kaçırılmasına neden olabilir. Uygulamada bu hata çoğu zaman telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamında, ihbarnamenin tebliğinden itibaren 30 günlük hak düşürücü süre içinde mükellefin önünde temel olarak dört stratejik seçenek bulunmaktadır: cezada indirim (VUK m.376), uzlaşma, düzeltme-şikâyet yolu veya doğrudan vergi mahkemesinde dava açılması. Bu tercih salt usuli değil, doğrudan dosyanın sonucunu belirleyen stratejik bir seçimdir.

Uzlaşma bakımından ise 2 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe giren 7524 sayılı Kanun ile sistem köklü biçimde değişmiştir. En kritik değişiklik, vergi aslının uzlaşma kapsamı dışına çıkarılmasıdır. Artık uzlaşma, vergi aslı üzerinde değil; esas olarak vergi ziyaı cezası ile belirli tutarın üzerindeki usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları bakımından işleyen sınırlı bir mekanizma hâline gelmiştir. Başka bir ifadeyle, vergi aslı artık uzlaşma masasında pazarlık konusu yapılamamaktadır. Bu değişiklik özellikle yüksek tutarlı tarhiyatlarda stratejiyi tamamen değiştirmiştir. Önceki dönemde vergi aslı ve ceza birlikte uzlaşma konusu yapılabilirken, mevcut sistemde vergi aslı bakımından çoğu zaman vergi mahkemesi çok daha belirleyici bir savunma alanı haline gelmiştir. Özellikle tarhiyatın maddi dayanağına, inceleme raporuna, matrah farkına veya re’sen takdir gerekçesine itiraz edilecekse, dava yolu çoğu zaman daha güçlü bir seçenek oluşturmaktadır.

Özel usulsüzlük cezalarında ise savunma çoğunlukla şekli eksiklikler ve ispat sorunları üzerinden kurulmaktadır. E-fatura, e-arşiv, POS, banka tahsilatı, belge düzeni ve kayıt dışı tahsilat iddialarında, idarenin tespitinin dayandığı somut kayıtlar dikkatle incelenmelidir. Özellikle banka hareketleri, muhasebe fişleri, tahsilat makbuzları ve elektronik kayıt logları bu dosyalarda belirleyici delil niteliğindedir. Bu konudaki makalemizi de buradan inceleyebilirsiniz.

Peşin Ödeme İndirimi ile İtiraz Hakkı

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesi, idari para cezasının kanuni ödeme süresi içinde peşin olarak ödenmesi halinde ceza tutarı üzerinden %25 oranında indirim uygulanacağını açıkça düzenlemektedir. Başka bir ifadeyle kişi, cezanın tamamını değil, indirim uygulanmış tutarını ödeyerek yükümlülüğünü yerine getirebilmektedir. Ancak uygulamada asıl önem taşıyan husus, peşin ödemenin itiraz hakkı üzerindeki etkisidir. Bu noktada aynı maddenin 6. fıkrası son derece açık bir güvence getirmekte ve cezanın peşin ya da indirimli ödenmiş olmasının kişinin kanun yoluna başvurma hakkını ortadan kaldırmayacağını hükme bağlamaktadır. Dolayısıyla peşin ödeme yapılmış olması, cezanın kabul edildiği ya da itiraz hakkından vazgeçildiği anlamına gelmez.

Ne var ki uygulama pratiğinde bu mesele her zaman kanun lafzındaki kadar sorunsuz ilerlememektedir. Özellikle idare nezdinde veya bazı yargısal değerlendirmelerde, peşin ödemenin zımni kabul yahut itirazdan feragat olarak yorumlanmaya çalışıldığı dosyalara rastlanabilmektedir. Bu nedenle peşin ödeme yapıldıktan sonra itiraz sürecine devam edilecekse, itiraz dilekçesinde ödemenin yalnızca indirim hakkından yararlanmak amacıyla yapıldığı, bunun cezayı kabul veya kanun yolundan vazgeçme iradesi taşımadığı ve 5326 sayılı Kanun’un 17/6. maddesi uyarınca itiraz hakkının açıkça saklı tutulduğu açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde özellikle belirtilmelidir. Kısaca ödeme ihtirazı kayıtla yapılmalıdır.

Stratejik açıdan değerlendirildiğinde, peşin ödeme ile itiraz hakkının birlikte kullanılması çoğu zaman en rasyonel yollardan biridir. Özellikle yüksek tutarlı idari para cezalarında kişi bir yandan %25 indirim avantajından yararlanarak mali yükü azaltmakta, diğer yandan hukuka aykırılık iddialarını yargı önüne taşıma imkânını korumaktadır. İtirazın kabul edilmesi hâlinde ödenmiş bedelin iadesi ayrıca talep edilebileceğinden, peşin ödeme çoğu dosyada hak kaybı değil, aksine mali ve usuli açıdan koruyucu bir araç işlevi görmektedir. Bu nedenle uygulamada temel yaklaşım, peşin ödemenin bir kabul beyanı değil, ihtirazi kayıt niteliğinde bir ödeme olarak konumlandırılması ve bunun dilekçede açıkça ortaya konulması olmalıdır.

İdari Para Cezalarında Zamanaşımı

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesi, idari para cezalarına ilişkin genel zamanaşımı süresini kural olarak üç yıl olarak belirlemiştir ve bu süre kabahatin işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bununla birlikte her idari para cezası aynı rejime tabi değildir. Özel kanunlarda farklı zamanaşımı süreleri öngörülebilmekte olup, örneğin vergi hukuku bakımından daha uzun süreler söz konusu olabilmekte, trafik mevzuatında ise kabahatin türüne göre değişen özel düzenlemeler uygulanabilmektedir. Bu nedenle zamanaşımı değerlendirmesi yapılırken yalnızca Kabahatler Kanunu’na değil, ilgili özel mevzuata da bakılması zorunludur.

Trafik idari para cezaları bakımından özellikle dikkat çekici bir düzenleme bulunmaktadır. Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamındaki idari para cezalarının, fiilin işlendiği yılı takip eden takvim yılı sonuna kadar usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemesi hâlinde ceza düşmektedir. Bu kural, uygulamada özellikle gecikmiş veya usulsüz tebligat yapılan trafik cezalarında son derece güçlü bir savunma imkanı sağlamaktadır. Tebligatın geç yapılması, yanlış adrese gönderilmesi veya usulüne uygun bildirim yapılmaması hâllerinde zamanaşımı iddiası çoğu zaman doğrudan iptal sonucunu doğurabilecek niteliktedir.

Bununla birlikte zamanaşımı yalnızca bir savunma aracı değil, aynı zamanda dikkatle yönetilmesi gereken bir risk alanıdır. Zamanaşımı süresi bazı hâllerde kesilebilmekte ve kesilme anından itibaren yeniden işlemeye başlamaktadır. Özellikle idare tarafından yapılan resmî bildirimler, icra işlemleri veya yargısal süreçler bu süreyi kesebilecek niteliktedir. Ayrıca zamanaşımı iddiasının her zaman hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınacağı varsayılmamalı; bu hususun itiraz dilekçesinde açıkça ileri sürülmesi gerekir. Aksi hâlde açık bir zamanaşımı durumu bulunsa dahi bu avantajdan yararlanılamayabilir.

İtirazın Sonuçları, Kesinlik Sınırı ve Ağır Ceza Mahkemesine İtiraz

Sulh ceza hakimliği, idari para cezasına karşı yapılan itirazı inceledikten sonra üç farklı yönde karar verebilir. İtirazın kabulü halinde idari para cezası tamamen ortadan kalkar ve ödeme yapılmışsa bu tutarın idareden iadesi talep edilebilir. Kabahatler Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca hakim, yalnızca iptal kararı vermekle sınırlı değildir; ceza miktarını somut olayın özelliklerine göre yeniden belirleyebilir veya indirebilir. İtirazın reddi hâlinde ise idari para cezası kesinleşir ve idare tarafından tahsil edilebilir hâle gelir.

Bununla birlikte ret kararı her zaman sürecin sona erdiği anlamına gelmez. Kabahatler Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca, sulh ceza hakimliğinin kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde ağır ceza mahkemesine başvurulabilir. Ancak bu başvuru yolu mutlak değildir. Kanunun 28. maddesinde düzenlenen kesinlik sınırı, bu aşamada belirleyici bir rol oynar. Her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenen bu sınırın altında kalan idari para cezaları bakımından sulh ceza hakimliği kararları kesindir ve ağır ceza mahkemesine başvuru imkanı bulunmaz. Bu nedenle ikinci başvuru yoluna gidilmeden önce ceza tutarının kesinlik sınırının üzerinde olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Ağır ceza mahkemesinin vereceği karar ise nihai niteliktedir. Bununla birlikte, kararın temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiği iddiası varsa, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu ayrıca gündeme gelebilir.

İtirazın cezanın tahsilini durdurup durdurmadığı da uygulamada sıkça karıştırılan bir konudur. Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin 4. fıkrası uyarınca itiraz, kural olarak idari para cezasının tahsilini kendiliğinden durdurmaz. Ancak hakim, talep edilmesi hâlinde ve somut gerekçeleri yeterli bulursa, itiraz sonuçlanıncaya kadar tahsilin ertelenmesine karar verebilir. Bu nedenle icra riskinin bulunduğu dosyalarda, itiraz dilekçesinde tahsilin durdurulmasına ilişkin talebin açıkça ve gerekçeli şekilde ileri sürülmesi önem taşımaktadır.

Bu çerçevede itiraz sürecinin yalnızca “başvurudan ibaret” olmadığı; kararın sonucu, kesinlik sınırı ve icra etkisi birlikte değerlendirilerek stratejik biçimde yürütülmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

İdari para cezasına itiraz nereye yapılır?

İdari para cezalarında başvuru mercii, cezanın dayandığı kanuna göre değişmektedir. Kabahatler Kanunu kapsamındaki cezalar için sulh ceza hâkimliği görevli iken; vergi cezalarında vergi mahkemesi, SGK cezalarında idare mahkemesi ve KVKK yaptırımlarında yine idare mahkemesi yetkilidir. Bu nedenle itirazdan önce cezanın hangi mevzuata dayandığının doğru tespit edilmesi zorunludur.

İdari para cezasına itiraz süresi kaç gündür?

Genel kural olarak Kabahatler Kanunu kapsamında itiraz süresi 15 gündür. Ancak vergi cezalarında 30 gün, KVKK cezalarında 60 gün gibi farklı süreler uygulanabilmektedir. Süreler hak düşürücü niteliktedir ve bir gün dahi geçirilmesi başvurunun doğrudan reddine yol açar.

İdari para cezasına itiraz nasıl yapılır?

İtiraz, yetkili mahkemeye hitaben yazılan bir dilekçe ile yapılır. Dilekçede cezanın hukuka aykırı olduğu gerekçeler somut şekilde açıklanmalı, mümkünse deliller eklenmelidir. Başvuru fiziken adliyeye verilerek ya da UYAP Vatandaş Portalı üzerinden elektronik olarak gerçekleştirilebilir.

E-Devlet üzerinden idari para cezasına itiraz edilebilir mi?

E-Devlet sistemi doğrudan itiraz başvurusu yapılmasına imkân tanımamaktadır. Ancak UYAP Vatandaş Portalı üzerinden elektronik imza veya e-Devlet doğrulaması ile sulh ceza hâkimliğine başvuru yapılabilmektedir. Bu yöntem özellikle süre açısından avantaj sağlar.

İdari para cezasına itiraz ederken avukatım olmak zorunda mı?

Hayır, idari para cezalarına itirazda avukatla temsil zorunlu değildir. Ancak özellikle yüksek tutarlı veya teknik konular içeren dosyalarda, yanlış gerekçe veya yanlış merci seçimi ciddi hak kayıplarına yol açabileceğinden profesyonel destek alınması her zaman avantaj sağlar.

İdari para cezasına itiraz etmek ücretli mi?

Sulh ceza hâkimliğine yapılan başvurular harca tabi değildir. Ancak cezalara karşı idare mahkemesi veya vergi mahkemesinde dava açılacaksa harç ve giderlerin ödenmesi gerekecektir. Bu nedenle başvuru öncesinde ilgili yargı koluna göre masraf durumu ayrıca değerlendirilmelidir.

İtiraz edince ceza artar mı?

İdari para cezalarına itiraz edilmesi kural olarak cezanın artırılmasına yol açmaz. Ancak Kabahatler Kanunu kapsamında hâkimin ceza miktarını yeniden belirleme yetkisi bulunduğundan, teorik olarak farklı bir değerlendirme yapılması mümkündür. Uygulamada bu durum oldukça istisnaidir.

İdari para cezasına itiraz ne kadar sürede sonuçlanır?

Sulh ceza hâkimliklerinde itirazlar çoğu zaman dosya üzerinden ve birkaç hafta ile birkaç ay arasında sonuçlanmaktadır. İdare mahkemelerinde ise bu süre dosyanın niteliğine göre 6 ay ile 1 yıl arasında değişebilmektedir. Bu süreler yargı yükünün fazla olduğu şehirlerimizde uzayabilecektir.

İdari para cezasına itiraz reddedilirse ne olur?

İtirazın reddedilmesi hâlinde idari para cezası kesinleşir ve idare tarafından tahsil edilebilir hâle gelir. Sulh ceza hâkimliği kararlarına karşı belirli şartlar altında ağır ceza mahkemesine itiraz yolu açık olabilir. Bu yolun kapalı olduğu durumlarda karar kesinleşir.

Aynı idari para cezasına ikinci kez itiraz edilebilir mi?

Aynı ceza hakkında aynı merciye ikinci kez itiraz edilmesi mümkün değildir. Ancak ilk kararın ardından kanunda öngörülmüşse üst merciye başvuru yapılabilir. Bunun dışında kesinleşmiş kararlara karşı ancak istisnai yollar gündeme gelebilir.

İdari para cezası ödenmezse ne olur?

Kesinleşmiş idari para cezaları ödenmediği takdirde idare tarafından icra takibine konu edilebilir. Vergi ve SGK cezalarında doğrudan kamu alacağı olarak tahsil süreci başlatılabilmektedir. Bu durum haciz ve banka hesaplarına bloke gibi sonuçlar doğurabilir.

İdari para cezasına itiraz icrayı durdurur mu?

Hayır, itiraz kural olarak cezanın tahsilini kendiliğinden durdurmaz. Ancak mahkemeden ayrıca talep edilmesi hâlinde tahsilin ertelenmesine karar verilebilir. Bu nedenle icra riski bulunan dosyalarda bu talebin açıkça dile getirilmesi gerekir.

Trafik cezasına internetten itiraz edilir mi?

Trafik cezalarına itiraz, UYAP Vatandaş Portalı üzerinden e-imza bulunması şartıyla elektronik olarak yapılabilmektedir. Aksi durumda adliyeden fiziken itiraz sunulmalıdır. E-Devlet yalnızca ceza sorgulama için kullanılmaktadır.

SGK idari para cezasına itiraz için önce nereye başvurulmalıdır?

SGK idari para cezalarına karşı başvuru süreci, diğer idari para cezalarından farklı olarak iki aşamalı bir yapı içerir. 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi uyarınca, cezanın tebliğinden itibaren 15 gün içinde öncelikle Sosyal Güvenlik Kurumu’na yazılı itiraz yapılması zorunludur. Bu başvuru bir dava şartıdır ve yerine getirilmeden doğrudan idare mahkemesinde dava açılması hâlinde dava usulden reddedilir. Kurum içi itirazın reddedilmesi üzerine, ret kararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir.

Vergi cezasına sulh ceza hâkimliğinde itiraz edilebilir mi?

Vergi cezalarında başvuru yolu tamamen farklıdır ve bu noktada yapılan hata çoğu zaman telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur. Vergi Usul Kanunu kapsamındaki vergi ve ceza ihbarnamelerine karşı görevli merci vergi mahkemesidir. Sulh ceza hâkimliğine yapılan başvurular görev yönünden reddedilir ve bu süreçte 30 günlük dava açma süresinin kaçırılması hâlinde dava hakkı ortadan kalkar.

Yanlış mahkemeye başvurulursa hak kaybı olur mu?

Yanlış yargı merciine başvurulması kural olarak hak kaybı doğurmaz. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca, görevsizlik kararı verilmesi hâlinde bu kararın kesinleşmesinden itibaren 30 gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Ancak uygulamada görevsizlik kararında başvuru mercii ve sürenin açıkça gösterilmemesi hâlinde 60 günlük genel dava açma süresi esas alınabilmektedir. Bu nedenle sürelerin dikkatle takip edilmesi gerekir.

Peşin ödeme yapınca itiraz hakkı sona erer mi?

Peşin ödeme yapılması, itiraz hakkını ortadan kaldırmaz. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesinin 6. fıkrası açık biçimde bu hususu düzenlemiştir. Ancak uygulamada tereddüt yaşanmaması için, peşin ödeme yapılmışsa itiraz dilekçesinde ödemenin yalnızca indirimden yararlanmak amacıyla yapıldığı ve kanun yolu hakkından vazgeçilmediği açıkça belirtilmelidir, kısaca ödeme ihtirazı kayıtla yapılmalıdır.

Fahri trafik müfettişinin yalnızca sözlü beyanına dayanan ceza iptal edilir mi?

Fahri trafik müfettişleri tarafından düzenlenen tutanaklara dayalı cezalar bakımından, yalnızca soyut beyana dayanan ve herhangi bir görsel veya teknik delille desteklenmeyen tespitler çoğu zaman yeterli görülmemektedir. İspat yükü idareye ait olup, somut delil bulunmayan dosyalarda itirazın kabul edilme ihtimali artmaktadır. Bununla birlikte bazı yargı kararlarında tutanak aksi ispatlanana kadar geçerli kabul edildiğinden, her dosya kendi somut koşulları içinde değerlendirilir.

Hız kamerası cezasında kalibrasyon belgesi nasıl alınır?

Hız kamerası ve radar cezalarında kalibrasyon belgeleri önemli bir savunma aracıdır. Bu belgeler ilgili trafik biriminden yazılı başvuru ile talep edilebileceği gibi, itiraz dilekçesinde mahkemeden celbi de istenebilir. Kalibrasyon süresi dolmuş veya yetkisiz birimce onaylanmış cihazlarla yapılan ölçümler, cezanın iptali sonucunu doğurabilecek niteliktedir.

Radar cezasında hata payı savunması kabul görür mü?

Radar cezalarında hata payı savunması, özellikle sınır değerlere yakın ölçümlerde etkili olabilmektedir. Ölçüm cihazlarının teknik toleransları dikkate alındığında, hız sınırının çok düşük oranlarda aşıldığı durumlarda şüpheden yararlanma ilkesi çerçevesinde iptal kararı verilmesi mümkündür.

Trafik cezası uzun süre tebliğ edilmezse düşer mi?

Trafik cezalarında tebligatın gecikmesi de önemli bir savunma alanıdır. Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca, trafik cezasının fiilin işlendiği yılı takip eden takvim yılı sonuna kadar usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemesi hâlinde ceza düşmektedir. Bu durum özellikle geç tebliğ edilen cezalar bakımından doğrudan iptal sonucunu doğurabilir.

Belediye zabıta cezasına itiraz süresi kaç gündür?

Belediye encümeni tarafından verilen idari para cezalarında itiraz süresi kural olarak 15 gündür ve başvuru mercii sulh ceza hâkimliğidir. Ancak ceza ile birlikte işyeri kapatma veya benzeri idari tedbirler de uygulanmışsa görevli mahkeme idare mahkemesi olabilir. Bu nedenle her somut olayda kararın niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.

Ağır ceza mahkemesine itiraz her idari para cezası için açık mıdır?

Sulh ceza hâkimliği kararlarına karşı ağır ceza mahkemesine başvuru imkânı her dosya için açık değildir. Kabahatler Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca belirlenen kesinlik sınırının altında kalan idari para cezaları bakımından sulh ceza hâkimliği kararları kesindir ve bu dosyalar ağır ceza mahkemesine taşınamaz.

Mücbir sebep nedeniyle süre kaçırılırsa ne yapılabilir?

Mücbir sebep nedeniyle itiraz süresinin kaçırılması hâlinde, Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca mücbir sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren 7 gün içinde başvuru yapılması mümkündür. Ancak mücbir sebebin varlığı ve süresi somut delillerle ortaya konulmalıdır.

E-tebligat yoluyla gönderilen cezada itiraz süresi ne zaman başlar?

E-tebligat yoluyla yapılan bildirimlerde ise tebligat tarihi özel bir kurala tabidir. Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca, elektronik tebligat mesajının sisteme ulaştığı günü izleyen beşinci günün sonunda tebligat yapılmış sayılır. Muhatabın mesajı daha erken açmış olması bu süreyi değiştirmez.

İdari para cezasına itiraz süresi kaçırılırsa ne yapılabilir?

Süre kaçırılmışsa kural olarak itiraz hakkı ortadan kalkar. Ancak tebligat usulsüz ise süre öğrenme tarihinden başlatılabilir. Ayrıca mücbir sebep hâllerinde sürenin yeniden başlaması mümkündür.

İdari para cezası sicile işler mi?

İdari para cezaları adli sicile işlenmez. Ancak bazı meslekler ve idari süreçler bakımından kayıt altına alınabilir ve dolaylı etkiler doğurabilir.

Sonuç

İdari para cezaları, Türk hukukunda en fazla hak kaybının yaşandığı ancak buna rağmen en az bilinçle yönetilen savunma alanlarından birini oluşturmaktadır. Cezaların tutarı her geçen yıl artmakta, mevzuat teknik olarak daha karmaşık hale gelmekte, buna karşılık başvuru süreleri aynı ölçüde kısa kalmaya devam etmektedir. Bu dengesizlik içinde pek çok kişi ya başvuru süresini kaçırmakta ya da yanlış yargı merciine başvurarak hakkını daha en baştan kaybetmektedir. Oysa yargı pratiği açık bir gerçeği ortaya koymaktadır: Geçerli ve somut gerekçelere dayanan ve süresinde yapılan itirazlar, idari para cezalarını somut biçimde ortadan kaldırabilmektedir. Ölçülülük ilkesine aykırı cezaların iptal edildiği, sınır değere yakın teknik ölçümlerde şüpheden yararlanma ilkesinin uygulandığı ve usulsüz tebligat nedeniyle kaçırıldığı düşünülen sürelerin yeniden başlatıldığı çok sayıda karar bu durumu teyit etmektedir.

Bu çerçevede 2026 itibarıyla altı çizilmesi gereken temel yaklaşım nettir. Her şeyden önce cezanın hangi yargı koluna tabi olduğunu doğru belirlemek gerekir; Süreler titizlikle takip edilmeli, bağlantı kuralı göz ardı edilmemeli ve itiraz dilekçesi soyut ifadelerle değil somut olay, belge ve hukuki dayanaklarla kurulmalıdır. Deliller başvuru anından önce hazırlanmalı,  itiraz  süreci titizlikle yürütülmelidir.

Sonuç olarak idari para cezasına itiraz, şekli bir prosedür değil; doğru zamanda, doğru merciye ve doğru gerekçelerle yöneltildiğinde son derece etkili bir hukuki savunma aracıdır. Bu alan, teknik ayrıntıları nedeniyle ilk bakışta karmaşık görünse de doğru strateji ile yönetildiğinde bireyin idari yaptırım karşısındaki en güçlü koruma mekanizmalarından birine dönüşmektedir.

Bu makale ve içeriğindeki tüm yazılanlar, yazarın telif hakkı koruması altındadır ve yazarın yazılı izni olmaksızın bu makalenin herhangi bir bölümü, elektronik, mekanik, fotokopi, kayıt veya başka herhangi bir yöntemle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya saklanamaz. İzin alınmadan yapılacak her türlü kullanım, telif hakkı ihlali sayılacak ve yasal işlem başlatılacaktır. İçerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık yerine geçmez ve doğabilecek zararlardan yazar sorumlu tutulamaz.

Tüm hakları saklıdır. © 2026, Av. Buğra Topaktaş

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir