-
Pzt-Cum 09.00 - 18.30
İçindekiler
ToggleGiriş
Muris muvazaası (mirastan mal kaçırma) davası, mirasbırakanın sağlığında satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümü altında yaptığı, gerçekte ise bağışlama amacı taşıyan taşınmaz devrinin iptalini sağlayan bir tapu iptal ve tescil davasıdır. Uygulamada sıkça karşılaşılan bu dava türü, mirasbırakanın ölümünden sonra, miras hakkı ihlal edilen mirasçı tarafından açılabilir; saklı paylı olma şartı aranmaz ve kural olarak herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.
Davanın kabulü için görünürdeki işlem, gizli bağışlama iradesi, tarafların muvazaa anlaşması ve mirasçılardan mal kaçırma amacının birlikte ispatlanması gerekir. İspat yükü davacı mirasçıdadır; ancak mirasçı görünürdeki işlemin tarafı olmadığından muvazaa iddiasını tanık dahil her türlü delille ispatlayabilir. Davanın kabul edilmemesi ihtimaline karşı, saklı paylı mirasçılar aynı dilekçede terditli olarak tenkis talebinde bulunabilir.
Bu makalede muris muvazaasının hukuki dayanağı, kurucu unsurları, ispat kuralları, dava şartları, görevli ve yetkili mahkeme, zamanaşımı ve kadastro istisnası, üçüncü kişilere devir sorunu, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin muvazaa bakımından değerlendirilmesi, terditli dava stratejisi ve Yargıtay'ın güncel yaklaşımı ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Muris Muvazaası Nedir? 1974 Tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı
Muris muvazaası, Türk miras hukukunda en sık karşılaşılan dava türlerinden biridir. Mirasbırakanın sağlığında sahip olduğu bir taşınmazı belirli bir mirasçıya veya üçüncü kişiye satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümü altında devretmesi, ancak bu işlemin gerçekte bağışlama iradesi taşıması ve diğer mirasçıların miras hakkını bertaraf etme amacı gütmesi halinde gündeme gelir. Uygulamada bu durum "mirastan mal kaçırma" olarak da anılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda muris muvazaasına ilişkin özel bir madde bulunmamaktadır; kurum, 1 Nisan 1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile bugünkü çerçevesine kavuşmuştur. Karardan önce Yargıtay dairelerinde iki farklı görüş bulunuyordu: bir görüş mirasbırakanın sağlığındaki tasarruflarını miras hukuku kapsamında değerlendirip yalnızca saklı payı ihlal edilen mirasçılara dava hakkı tanırken; diğer görüş bu işlemleri Borçlar Hukuku'nun muvazaa hükümleri çerçevesinde ele alıp miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılara dava açma imkanı vermekteydi. 1/2 sayılı Karar ikinci görüşü benimsemiş ve saklı pay sahibi olup olmadığına bakılmaksızın miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılara dava açma hakkı tanımıştır.
Kararın en önemli pratik sonucu ispat hukuku bakımından ortaya çıkar: mirasçılar, görünürdeki işlemin doğrudan tarafı olmadığından, muvazaa iddiasını tanık dahil her türlü delille ispat edebilir. Bu, davanın büyük bölümünde yazılı bir muvazaa belgesi bulunmamasına rağmen sonuca ulaşılabilmesini sağlayan temel dayanaktır.
Muris Muvazaasının Hukuki Dayanağı: Çifte Geçersizlik Kuramı
Muris muvazaasının hukuki temeli, tek bir kanun hükmüne değil, Türk Borçlar Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Tapu Kanunu hükümlerinin birlikte değerlendirilmesine dayanır. TBK m.19 uyarınca bir sözleşmenin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Muris muvazaasında görünürde bir satış sözleşmesi bulunsa da gerçek amaç satış değil, bağışlamadır; bu nedenle tapudaki satış işlemi tarafların gerçek iradesini yansıtmadığından muvazaa nedeniyle baştan itibaren hükümsüzdür.
Ancak görünürdeki işlemin arkasındaki gizli bağışlama iradesi de tek başına geçerli değildir. TMK m.706 ve Tapu Kanunu m.26 uyarınca taşınmaz mülkiyetinin devri resmi şekle tabidir; oysa taraflar tapuda bağış işlemi yapmamış, bağışlama iradelerini satış görünümü altında gizlemiştir. Bu nedenle gizli bağışlama sözleşmesi de resmi şekil şartını taşımadığından geçersizdir.
Öğretide "çifte geçersizlik kuramı" olarak anılan bu yapı sonucunda, taraflar arasında mülkiyetin geçerli şekilde devrini sağlayan hiçbir hukuki işlem kalmaz. Tapudaki tescil, geçerli bir sebebe dayanmadığından yolsuz tescil niteliği taşır ve mahkeme, bu tescilin iptaline ve taşınmazın miras payları oranında gerçek hak sahipleri adına tesciline karar verir.
Hangi Mallar Muris Muvazaasına Konu Olabilir?
1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının klasik uygulama alanı tapuda kayıtlı taşınmazlardır. Tapusuz taşınmazlar ile taşınır mal, para, banka varlığı, araç veya şirket payı gibi malvarlığı değerleri bu içtihadın öngördüğü muris muvazaası sistemine doğrudan tabi değildir. Bu değerler bakımından kazandırmanın niteliğine göre tenkis, mirasta denkleştirme, sebepsiz zenginleşme veya diğer hukuki yollar ayrıca değerlendirilmelidir.
Uygulamada sık karşılaşılan bir diğer durum, mirasbırakanın kendi adına kayıtlı bir taşınmazı devretmek yerine, üçüncü kişiden satın aldığı taşınmazın tapusunu doğrudan kayırmak istediği kişi adına tescil ettirmesidir (nam-ı müstear). Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre bu işlemler, murisin tapusunda bir devir bulunmadığından, 1974 tarihli karar kapsamında muris muvazaası sayılmaz; bu ihtimalde de başvurulabilecek yol tenkis davasıdır. Bu nedenle dava açılmadan önce devre konu malın hukuki niteliği, tapu kayıt durumu ve ileri sürülecek talep sonucu birlikte değerlendirilmelidir. Mahkeme hukuki nitelendirmeyi kendiliğinden yapmakla birlikte, talebin yanlış kurulması veya süreye tabi alternatif hukuki yolların gözden kaçırılması hak kaybına yol açabilir.
Muris Muvazaasının Kurucu Unsurları
Bir temliki tasarrufun muris muvazaası kapsamında değerlendirilebilmesi için aşağıdaki unsurların birlikte bulunması gerekir. Bu unsurlardan birinin eksik veya ispatlanamamış olması, davanın reddi sonucunu doğurur.
Görünürdeki İşlem
Tarafların gerçek iradelerini gizlemek amacıyla dış dünyaya karşı kurdukları işlemdir. Uygulamada çoğunlukla satış sözleşmesi olarak karşımıza çıkar; ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya trampa görünümü altındaki devirler de aynı kapsamda değerlendirilebilir.
Gizli İşlem
Görünürdeki işlemin arkasında bulunan ve kural olarak bağışlama niteliği taşıyan ikinci işlemdir. Taşınmaz devri karşılığında gerçek satış bedelinin ödendiğinin ortaya konulması muris muvazaası iddiasını ortadan kaldırabilir. Bakım, hizmet veya emek de somut olayın özelliklerine göre semen olarak kabul edilebilir; ancak bakım ediminin fiilen yerine getirilmiş olması tek başına her durumda davanın reddi sonucunu doğurmaz ve mirasbırakanın gerçek iradesi diğer olgularla birlikte değerlendirilir.
Muvazaa Anlaşması
Mirasbırakan ile devralan arasında, görünürdeki işlemin gerçek iradeyi yansıtmadığı konusunda ortak bir iradenin bulunmasıdır. Yalnızca mirasbırakanın gizli niyeti yeterli değildir; devralanın da işlemin gerçekte satış olmadığını bilerek buna iştirak etmesi gerekir.
Mal Kaçırma Amacı
Her bağışlama işlemi muris muvazaası anlamına gelmez; belirleyici olan, işlemin diğer mirasçıları miras hakkından yoksun bırakma amacı taşımasıdır. Yargıtay bu amacın tespitinde tek bir olguya değil; mirasbırakanın ekonomik durumuna, aile ilişkilerine, devrin tarihine, taraflar arasındaki yakınlığa, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki farka ve mirasbırakanın malvarlığının bütününe bütüncül biçimde bakar.
İspat Yükü ve Yargıtay'ın Güncel Kriterleri
İspat yükü kural olarak davacı mirasçıya aittir. Mirasçılar, muvazaalı işlemin tarafı değil işlemden zarar gören üçüncü kişi konumunda olduklarından, HMK m.203/1-d kapsamında muvazaa iddialarını tanık dahil her türlü delille ispatlayabilir. Ancak Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımı, tapu sicilindeki kaydın başlangıçta doğru kabul edilmesi gerektiği, bu karinenin ancak somut ve birbiriyle uyumlu delillerle çürütülebileceği yönündedir. Her bedelsiz veya düşük bedelli devir kendiliğinden muris muvazaası sayılmaz.
Yargıtay'ın değerlendirmede önem verdiği başlıca kriterler şunlardır: devralanın işlem tarihindeki ekonomik gücü ve alım kapasitesi; tapudaki bedel ile rayiç değer arasındaki fark; ödemenin banka kayıtlarıyla desteklenip desteklenmediği; mirasbırakanın taşınmazı satmasını gerektirecek makul bir ekonomik ihtiyacının bulunup bulunmadığı; ve yöresel-toplumsal eğilimler gibi sosyolojik olgular.
Mirası Paylaştırma Amacının Muris Muvazaası Davasına Etkisi
Uygulamada en sık karşılaşılan savunmalardan biri, devrin mal kaçırma amacıyla değil mirasçılar arasında paylaştırma yapmak amacıyla gerçekleştirildiği iddiasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E.1989/2-680, K.1990/311, T.23.05.1990 tarihli kararı uyarınca, mirasbırakanın malvarlığını mirasçıları arasında paylaştırma amacıyla yaptığı tasarruflarda muris muvazaasından söz edilemez. Paylaştırmanın matematiksel bir eşitlik içermesi gerekmez; bir çocuğa taşınmaz devredilirken diğerine nakdi yardım, borç üstlenimi veya farklı bir taşınmaz kazandırılmış olabilir. Bu nedenle mahkeme yalnızca dava konusu taşınmaza değil, mirasbırakanın sağlığında yaptığı tüm kazandırmalara bütüncül biçimde bakar.
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmelerinde Muris Muvazaası
TBK m.611 ve devamında düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi, ivazlı (karşılıklı edim içeren) bir sözleşmedir; bakım alacaklısı bir malvarlığı değerini devreder, bakım borçlusu ise yaşam boyu bakıp gözetmeyi üstlenir. Ancak uygulamada bazı mirasbırakanlar, gerçekte bağışlamak istedikleri taşınmazı satış yerine bu sözleşme görünümü altında devretmektedir. Yargıtay, sözleşmenin başlığıyla değil tarafların gerçek iradesiyle ilgilenir.
Değerlendirmede önem taşıyan kriterler arasında mirasbırakanın işlem tarihindeki sağlık durumu, devredilen taşınmazın değeri ile sağlanan bakım hizmeti arasındaki orantı ve en önemlisi bakım ediminin fiilen yerine getirilip getirilmediği yer alır. Uzun yıllar boyunca fiilen bakım sunan, hastane süreçleriyle ilgilenen kişi lehine yapılan devir, tek başına muris muvazaası sayılmaz. Bu nedenle davacı tarafın yalnızca "mal kaçırma amacı vardı" demesi yeterli değildir; bakım ilişkisinin gerçek olmadığını veya yükümlülüğün yerine getirilmediğini gösteren somut deliller (hastane kayıtları, sağlık raporları, tanık beyanları) sunulmalıdır.
Üçüncü Kişilere Devir ve İyiniyet Sorunu
Muris muvazaasına konu taşınmazın ilk devralan tarafından üçüncü kişilere devredilmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu ihtimalde belirleyici olan, taşınmazı sonradan devralan kişinin iyiniyetli olup olmadığıdır. TMK m.1023 uyarınca tapu siciline güvenerek ayni hak kazanan iyiniyetli üçüncü kişilerin kazanımı korunur. Ancak üçüncü kişinin tapu kaydındaki hukuka aykırılığı bildiği veya bilmesi gerektiği ispatlanabiliyorsa, bu korumadan yararlanamaz.
Yargıtay uygulamasında kötüniyete işaret eden olgular arasında üçüncü kişinin davalıyla yakın akrabalığı, aralarındaki ticari veya sosyal ilişki, taşınmazın gerçek değerinin çok altında bir bedelle devredilmesi ve taşınmazın kısa sürede peş peşe el değiştirmesi sayılabilir. Üçüncü kişinin iyiniyetli bulunması halinde taşınmazın aynen geri alınması genellikle mümkün olmadığından, dava açılır açılmaz taşınmazın yeniden devrini önlemeye yönelik ihtiyati tedbir talep edilmesi büyük önem taşır.
Terditli Dava: Muris Muvazaası ve Tenkis Talebi Birlikte
Muris muvazaası davası, işlemin baştan itibaren hiç hüküm doğurmadığını ileri sürerken; tenkis davası işlemin geçerli olduğunu kabul edip yalnızca saklı payı aşan kısmın azaltılmasını talep eder. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun E.1986/4, K.1987/5, T.22.05.1987 tarihli kararı uyarınca, mirasçılar aynı dava dilekçesinde önce muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil talebini, mahkemenin bu iddiayı kabul etmemesi ihtimaline karşı da terditli olarak tenkis talebini ileri sürebilir.
| Kriter | Muris Muvazaası Davası | Tenkis Davası |
|---|---|---|
| Hukuki dayanak | TBK m.19, TMK m.706, YİBK 1974/1-2 | TMK m.560-571 |
| İşleme yaklaşım | İşlem baştan itibaren batıl | İşlem geçerli; saklı payı aşan kısım indirilir |
| Sonuç | Tapu kaydının iptali | Saklı payı ihlal eden tasarrufun tenkisi; şartlarına göre aynen veya bedel olarak iade |
| Süre | Kural olarak süre yok; 3402 sayılı Kadastro Kanunu m.12/3 istisnası saklıdır | Hak düşürücü süre: öğrenmeden 1 yıl; vasiyetnamelerde açılma, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren 10 yıl |
| Kapsam | 1974 tarihli 1/2 sayılı İBK kapsamında tapuda kayıtlı taşınmaz devirleri | Ölüme bağlı tasarruflar ile TMK m.565 vd. kapsamında tenkise tabi sağlararası kazandırmalar |
| Saklı pay zorunluluğu | Hayır — miras hakkı ihlal edilen mirasçılar açabilir | Evet — yalnızca saklı paylı mirasçılar |
Dava Şartları, Görevli ve Yetkili Mahkeme
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Dava taşınmazın aynına ilişkin olduğundan yetkili mahkeme, kural olarak taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir; birden fazla taşınmaz dava konusu edilmişse bunlardan herhangi birinin bulunduğu yerde dava açılabilir. Yalnızca tenkis talebine dayalı davalarda ise mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir; bu nedenle terditli davalarda yetki meselesi ayrıca değerlendirilmelidir.
Tasarrufun iptali davalarından farklı olarak, bu dava türünde önceden icra takibi yapılması, borçlunun aciz halinin ispatlanması veya aciz belgesi alınması gerekmez.
Zamanaşımı ve Kadastro İstisnası
Muris muvazaasına dayalı davalar kural olarak zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Bununla birlikte uyuşmazlığın kadastro öncesi hukuki sebebe dayanması halinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu m.12/3'teki 10 yıllık hak düşürücü süre gündeme gelebilir. Yargıtay uygulamasında, mirasbırakanın kadastro tespitinden önce ölmüş olması halinde mirasçılar kadastrodan önce hak sahibi olduklarından, kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık süre uygulanmaktadır. Buna karşılık mirasbırakan kadastro tespitinden sonra ölmüşse, mirasçılar mirasçılık sıfatını daha sonra kazandığından bu nedenle Kadastro Kanunu m.12/3'teki süre uygulanmaz.
Muris Muvazaası Dava Süreci
Yargılamanın merkezinde mirasbırakanın taşınmazı devrederken taşıdığı gerçek iradenin ortaya çıkarılması yer alır. Bilirkişi incelemesi bu süreçte kritik rol oynar: taşınmazın işlem tarihindeki gerçek değeri tespit edilir, tapudaki bedel ile rayiç değer arasındaki fark araştırılır; mirasbırakanın diğer malvarlığı hareketleri ve mirasçılara sağladığı kazandırmalar da incelenir. Tanık delili de belirleyici olabilir, ancak Yargıtay soyut tanık anlatımlarının tek başına yeterli olmadığını, bunların objektif olgu ve yazılı delillerle desteklenmesi gerektiğini aramaktadır.
Muvazaanın ispatlanması halinde mahkeme tapu kaydının iptaline karar verir; tescilin biçimi (davacının kendi payına münhasır tescil mi, elbirliği mülkiyeti şeklinde mi) davadaki taraf teşkiline ve talep sonucuna göre belirlenir. Kararın kesinleşmesinden sonra taşınmaz üzerindeki ortaklığın sona erdirilmesi isteniyorsa, mirasçılar ayrıca ortaklığın giderilmesi davası açabilir.
Uygulamada Yapılan Hatalar
Dava açılmadan önceki hazırlık, yargılamanın sonucunu doğrudan etkiler. En sık karşılaşılan hatalar şunlardır:
Harca esas değerin yanlış hesaplanması: Davacı yalnız kendi miras payı oranında tapu iptali ve tescil talep ediyorsa, harca esas değer mirasbırakan tarafından temlik edilen payın dava tarihindeki değeri içinde davacının miras payına isabet eden kısımdır. Birden fazla davacı veya terekeye yönelik farklı bir talep yapısı varsa dava değeri talebin kapsamına göre ayrıca belirlenmelidir.
Tenkis süresinin gözden kaçırılması: Terditli tenkis talebi TMK m.571'deki hak düşürücü sürelere tabidir; öğrenmeden itibaren 1 yıllık süre ile vasiyetnamelerde vasiyetnamenin açılmasından, diğer tasarruflarda mirasın açılmasından itibaren 10 yıllık süre ayrı ayrı gözetilmelidir. Bu süreler geçtikten sonra muvazaa iddiası incelenebilse dahi tenkis talebi reddedilebilir.
İhtiyati tedbir talebinin geciktirilmesi: Dava devam ederken taşınmazın iyiniyetli üçüncü kişiye devredilmesi, tapu iptal ve tescil talebinin sonuçlandırılmasını güçleştirebilir.
Paylaştırma savunmasına hazırlıksız yakalanma: Mirasbırakanın diğer mirasçılara yaptığı kazandırmalar önceden araştırılmadan açılan davalarda, davalının paylaştırma savunması karşısında iddia zayıflayabilir.
Mirasbırakan hayattayken dava açılması: Muris muvazaası davası, ancak mirasbırakanın ölümünden sonra açılabilir; henüz doğmamış bir miras hakkına dayanarak dava açılamaz.
Alacaklılardan Mal Kaçırma (Tasarrufun İptali) ile Muris Muvazaasının Ayrılması
Muris muvazaası ile alacaklılardan mal kaçırma amacıyla yapılan tasarrufların ayrılması, doğru hukuki yolun seçilmesi bakımından önemlidir. Mirasbırakanın amacı mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmaksa uyuşmazlık muris muvazaası hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Buna karşılık asıl amaç mirasbırakanın kendi alacaklılarını zarara uğratmak, malvarlığını takipten kaçırmak ise, İcra ve İflas Kanunu m.277 vd. düzenlenen tasarrufun iptali davasına başvurulması gerekir.
Tasarrufun iptali davasında korunan menfaat miras hakkı değil, alacaklının tahsil imkanıdır; davacı alacaklıdır ve talep, taşınmazın mirasçılar adına tescili değil, alacaklıya o taşınmaz üzerinde cebri icra yoluyla takip yapabilme imkanı tanınmasıdır. Bu nedenle dosyada mirasbırakanın işlem tarihindeki borçları, icra takipleri veya haciz baskısı varsa, korunmak istenen menfaatin miras hakkı mı yoksa alacak hakkı mı olduğu netleştirilmeden dava açılmamalıdır. Mahkeme hukuki sebebi kendiliğinden belirlemekle birlikte, yanlış dava türü veya talep sonucu kurgusu özellikle süreye tabi hukuki yollar bakımından hak kaybına yol açabilir.
Nam-ı Müstear İşlemleri ve Muris Muvazaasından Ayrılması
Nam-ı müstear, mirasbırakanın bedelini kendisi karşılayarak satın aldığı bir taşınmazın tapusunu doğrudan kayırmak istediği kişi adına tescil ettirmesidir. Bu durumda tapuda mirasbırakan ile devralan arasında gerçekleşmiş bir görünürdeki işlem bulunmadığından, uyuşmazlık 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında muris muvazaası olarak değerlendirilemez; çifte geçersizlik kuramının uygulanabilmesi için murisin tapusunda bir devir işleminin bulunması gerekir.
Yargıtay uygulamasında nam-ı müstear yoluyla yapılan kazandırmalar, şartları oluştuğu takdirde tenkis davası kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle saklı paylı mirasçıların işlem türünü doğru belirlemesi ve tenkis talebine ilişkin hak düşürücü süreleri kaçırmaması önem taşır.
Muris Muvazaası Davalarında Emsal Yargıtay Kararları
Bu kararların ortak çizgisinden çıkan sonuç şudur: mahkeme tek bir olguya değil, tarafların ekonomik durumundan aile ilişkilerine, satış bedelinden ödeme şekline kadar tüm olguların bütüncül değerlendirilmesine dayanarak mirasbırakanın gerçek iradesini ortaya çıkarmaya çalışır.
Örnek Dava Dilekçesi
KAHRAMANMARAŞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE
Hayrullah Mahallesi, Zübeyde Hanım Caddesi No: 42/8 Onikişubat / Kahramanmaraş
Üngüt Mahallesi, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Bulv. Soylu Sitesi 6/17 Onikişubat/ Kahramanmaraş
2. Derya Yıldırım, T.C. Kimlik No: 33333333330
Bahçelievler Mahallesi, 9012. Sokak No: 11/4 Onikişubat / Kahramanmaraş
Müvekkilin babası Mehmet Yıldırım 18.03.2026 tarihinde vefat etmiştir. Murisin eşi Fatma Yıldırım 2019 yılında vefat ettiğinden geriye çocukları Elif Yıldırım, Murat Yıldırım ve Aylin Yıldırım mirasçı olarak kalmıştır. Kahramanmaraş 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2026/411 Esas, 2026/578 Karar sayılı mirasçılık belgesine göre her bir çocuğun yasal miras payı 1/3'tür. Müvekkilin saklı payı ise yasal miras payının yarısı olan 1/6 oranındadır.
Muris, ölümünden yaklaşık üç buçuk yıl önce malvarlığının ekonomik değer bakımından en önemli iki taşınmazını kısa aralıklarla davalılara devretmiştir. Dulkadiroğlu ilçesi Şeyh Adil Mahallesi 821 ada 14 parselde bulunan 7 numaralı bağımsız bölüm 06.08.2022 tarihinde oğlu davalı Murat Yıldırım'a tapuda satış gösterilerek devredilmiştir. Onikişubat ilçesi Hayrullah Mahallesi 1652 ada 9 parselde bulunan 3 numaralı dükkan ise 29.09.2022 tarihinde davalı Murat Yıldırım'ın eşi Derya Yıldırım'a yine satış işlemiyle devredilmiştir. Her iki temlik aynı aile grubuna yönelmiş, diğer iki mirasçıya ise ekonomik karşılığı bulunan herhangi bir kazandırma yapılmamıştır.
Şeyh Adil Mahallesindeki bağımsız bölümün resmi senedinde satış bedeli 180.000 TL olarak gösterilmiştir. Taşınmazın işlem tarihindeki gerçek piyasa değeri ise emsal satışlar ve belediye kayıtları dikkate alındığında yaklaşık 2.100.000 TL seviyesindedir. Davalı Murat Yıldırım'ın işlem tarihindeki gelir düzeyi bu bedeli dahi tasarruf ederek ödemeye elverişli değildir. Murisin banka hesaplarında satış tarihini izleyen dönemde taşınmaz satışına karşılık gelebilecek herhangi bir para girişi bulunmamaktadır. Davalının banka hesapları, SGK kayıtları ve gelir durumunun celbiyle bu husus açık biçimde ortaya çıkacaktır.
Hayrullah Mahallesindeki dükkanın resmi satış bedeli 250.000 TL olarak gösterilmiştir. İşlem tarihindeki gerçek değeri yaklaşık 3.400.000 TL olan bu taşınmazı devralan davalı Derya Yıldırım'ın o tarihte düzenli bir işi veya taşınmazı satın almasını açıklayabilecek bir gelir ve birikimi bulunmamaktadır. Murisin banka hesaplarında bu satış yönünden de herhangi bir ödeme kaydı yoktur. İki yüksek değerli taşınmazın yedi haftalık dönem içerisinde oğul ve gelin lehine, rayiç bedellerin son derece altında kalan resmi bedellerle el değiştirmesi işlemlerin gerçek satış iradesi taşımadığını gösteren kuvvetli olgulardandır.
Temliklerden sonraki fiili kullanım da tapudaki satış görünümüyle bağdaşmamaktadır. Muris, Murat Yıldırım'a devredilen konutta ölümüne kadar kesintisiz biçimde oturmaya devam etmiş; elektrik, doğalgaz ve internet abonelikleri kendi adına kalmış ve davalıya herhangi bir kira ödememiştir. Derya Yıldırım'a devredilen dükkan ise temlikten sonra da muris tarafından kiraya verilmiş; kiracı Faruk Acar 2022 yılı Ekim ayından 2026 yılı Şubat ayına kadar kira bedellerini murisin banka hesabına yatırmaya devam etmiştir. Tapuda malik görünen davalı Derya Yıldırım'ın kira ilişkisini yönettiğine veya kira gelirini aldığına ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır.
Muris Mehmet Yıldırım'ın söz konusu taşınmazları satmasını gerektirecek haklı ve makul bir ekonomik nedeni de bulunmamaktadır. Muris emekli aylığı almakta, ayrıca dava konusu dükkan dahil olmak üzere kira gelirlerinden yararlanmakta ve temlik tarihlerinde icra takibine konu önemli bir borcu bulunmamaktadır. Sağlık giderleri Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında karşılanmış, yüksek tutarlı ve olağan dışı bir tedavi gideri de oluşmamıştır. Buna rağmen malvarlığının esaslı bölümünü teşkil eden iki taşınmazın satış bedellerinin murisin malvarlığına girdiğini gösteren hiçbir belge mevcut değildir.
Davalıların ileride temliklerin bakım ve gözetim karşılığı yapıldığını ileri sürmeleri de işlemlerin gerçek niteliğini değiştirmeyecektir. Resmi işlemler açıkça satış olarak düzenlenmiştir. Muris 2022 yılında günlük yaşamını bağımsız sürdürebilecek durumdadır. Hastane ve aile hekimi kayıtları bu durumu ortaya koyacaktır. Son iki yıldaki sağlık kontrollerinde ise ağırlıklı olarak müvekkil Elif Yıldırım ile diğer mirasçı Aylin Yıldırım murise refakat etmişlerdir. Davalıların olağan aile ilişkisi kapsamında yaptıkları sınırlı yardımların, milyonlarca lira değerindeki iki taşınmazın karşılığı olarak kabul edilebilecek kapsam ve süreklilikte olmadığı tanık anlatımları ve sağlık kayıtlarıyla sabit olacaktır.
Muris temliklerden sonra da taşınmazlar üzerindeki ekonomik ve fiili hakimiyetini sürdürmüş, satış bedeli almamış, taşınmazları elden çıkarmasını gerektirecek ekonomik ihtiyacı bulunmamış ve diğer çocuklarına dengeleyici bir kazandırma yapmamıştır. Murisin ölüm tarihinde terekesinde yaklaşık 120.000 TL banka mevcudu ile 2012 model bir otomobil dışında kayda değer malvarlığı kalmamıştır. Dava konusu iki taşınmaz, murisin toplam malvarlığının baskın bölümünü oluşturmaktadır. Bu olgular birlikte değerlendirildiğinde görünürdeki satışların gerçek iradeyi yansıtmadığı ve diğer mirasçıların miras hakkını etkisiz bırakmak amacıyla bağışlama iradesinin satış görünümü altında gizlendiği anlaşılmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu m.19 uyarınca sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde tarafların kullandıkları sözcükler değil gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla tapuda satış göstererek gerçekte bağışladığı taşınmazlarda görünürdeki satış muvazaa nedeniyle geçersizdir; gizli bağış ise taşınmaz devrinin tabi olduğu resmi şekle uyulmadığından geçerlilik kazanmaz. Bu nedenle dava konusu tesciller hukuki sebepten yoksundur.
Somut olayda düşük resmi satış bedelleri tek başına dayanılan olgu değildir. Satış bedellerinin ödendiğine ilişkin banka hareketinin bulunmaması, davalıların alım gücünün yetersizliği, murisin satış ihtiyacının bulunmaması, temliklerin kısa aralıklarla aynı aile grubuna yapılması, murisin konutta yaşamaya ve dükkanın kira gelirini toplamaya devam etmesi, diğer mirasçılara karşılaştırılabilir bir kazandırma yapılmaması ve dava konusu taşınmazların terekenin büyük bölümünü oluşturması birlikte değerlendirildiğinde murisin gerçek iradesi tereddüde yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmaktadır.
Müvekkil muvazaalı işlemlerin tarafı değildir. Bu nedenle HMK m.203/1-d uyarınca muvazaa iddiasını tanık dahil her türlü delille ispatlama hakkına sahiptir. Tapu resmi senetleri, muris ve davalıların banka kayıtları, SGK ve vergi kayıtları, abonelik kayıtları, kiracı tarafından yapılan kira ödemeleri, keşif ve bilirkişi incelemesi birlikte değerlendirildiğinde işlemlerin gerçek satış olmadığı ortaya çıkacaktır.
Mahkemenizce herhangi bir nedenle muris muvazaası hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil talebimizin kabul edilmemesi halinde, HMK m.111 ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun E.1986/4, K.1987/5, T.22.05.1987 tarihli kararı uyarınca terditli tenkis talebimizin incelenmesini talep ediyoruz.
Müvekkil murisin altsoyu olup saklı paylı mirasçıdır. Yasal miras payı 1/3, saklı payı 1/6'dır. Dava konusu kazandırmaların geçerli bağış niteliğinde olduğu sonucuna varılması halinde, işlemlerin murisin malvarlığının baskın bölümünü oğul ve gelin lehine karşılıksız biçimde çıkarması ve diğer mirasçıların miras paylarını etkisiz bırakması nedeniyle TMK m.565 kapsamında tenkise tabi olup olmadığı değerlendirilmelidir. Muris 18.03.2026 tarihinde ölmüş ve işbu dava aynı yıl içinde açılmış olduğundan TMK m.571'deki hak düşürücü süreler yönünden herhangi bir sorun bulunmamaktadır.
Dava doğrudan taşınmazların aynına ilişkindir. Yargılama sırasında taşınmazların üçüncü kişilere devredilmesi veya üzerlerinde yeni ayni haklar tesis edilmesi, özellikle tapu siciline güvenen iyiniyetli üçüncü kişilerin hak kazanması halinde müvekkilin hakkına ulaşmasını ciddi biçimde güçleştirecektir. HMK m.389 ve devamı hükümleri uyarınca, dava konusu her iki bağımsız bölümün tapu kayıtlarına dava sonuna kadar devir ve temlikin önlenmesi ile yeni ayni hak tesis edilmemesi yönünde ihtiyati tedbir şerhi konulması zorunludur. Dosyaya sunulan mirasçılık belgesi, tapu kayıtları ve işlem zinciri yaklaşık ispat koşulunu karşılamaktadır. Öncelikle teminatsız, Mahkemeniz aksi kanaatte ise uygun görülecek teminat karşılığında tedbir kararı verilmesini talep ediyoruz.
Kahramanmaraş 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2026/411 Esas, 2026/578 Karar sayılı mirasçılık belgesi; Dulkadiroğlu ilçesi Şeyh Adil Mahallesi 821 ada 14 parsel 7 numaralı bağımsız bölüme ve Onikişubat ilçesi Hayrullah Mahallesi 1652 ada 9 parsel 3 numaralı bağımsız bölüme ait tedavüllü tapu kayıtları ile resmi senetler; muris Mehmet Yıldırım ile davalıların 01.06.2022-31.12.2022 dönemine ait banka hesap hareketleri; murisin 2022-2026 dönemine ait banka hareketleri; davalıların SGK hizmet ve ücret kayıtları ile vergi kayıtları; murisin elektrik, doğalgaz, su ve internet abonelik kayıtları; dükkan kiracısı Faruk Acar tarafından murisin hesabına yapılan kira ödemelerine ilişkin banka dekontları; kira sözleşmesi; belediye rayiç kayıtları; emsal satış kayıtları; keşif; gayrimenkul değerleme ve hesap bilirkişisi incelemesi; hastane ve aile hekimi kayıtları; tanıklar Faruk Acar, Aylin Yıldırım, Nermin Koç ve Hasan Güneş; gerektiğinde yemin ve her türlü yasal delil.
TBK m.19 ve ilgili hükümleri; TMK m.6, m.506, m.560 ve devamı, m.565, m.571, m.706, m.1024; Tapu Kanunu m.26; HMK m.12, m.111, m.190, m.203, m.389 ve devamı; Harçlar Kanunu; 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun E.1986/4, K.1987/5, T.22.05.1987 tarihli kararı ve ilgili sair mevzuat.
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
1. Dulkadiroğlu ilçesi Şeyh Adil Mahallesi 821 ada 14 parsel 7 numaralı bağımsız bölüm ile Onikişubat ilçesi Hayrullah Mahallesi 1652 ada 9 parsel 3 numaralı bağımsız bölümün tapu kayıtlarına, yargılama sonuna kadar üçüncü kişilere devir ve temlikin önlenmesi ve yeni ayni hak tesis edilmemesi yönünde ihtiyati tedbir şerhi konulmasına,
2. Muris Mehmet Yıldırım tarafından davalı Murat Yıldırım ve davalı Derya Yıldırım lehine gerçekleştirilen temliklerin muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğunun tespiti ile dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının müvekkilin 1/3 miras payı oranında iptaline ve bu payların müvekkil Elif Yıldırım adına tesciline,
3. Muris muvazaası hukuki sebebine dayalı asli talebimizin kabul edilmemesi halinde, terditli talebimiz uyarınca müvekkilin saklı payını ihlal eden kazandırmaların TMK m.560 ve devamı hükümlerine göre tenkisine ve tenkis sonucunun taşınmazların niteliğine göre infazına,
4. Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine,
karar verilmesini vekaleten saygıyla arz ve talep ederiz.
Av. Buğra Topaktaş
Sonuç
Muris muvazaası, mirasbırakanın görünürdeki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle gerçekleştirdiği devrin, gerçekte mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığının ileri sürüldüğü bir tapu iptal ve tescil davasıdır. Tapuda resmi şekilde yapılmış bir devir, mirasbırakanın gerçek iradesinin bağış olduğu ve mirasçıları miras hakkından yoksun bırakma amacı taşıdığı ispatlandığında geçersiz kabul edilebilir.
Ancak bu davalar yalnızca taşınmazın devredildiğini göstermekle kazanılmaz. Mirasbırakanın gerçek amacı, taraflar arasındaki ilişki, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark, devralanın ödeme gücü, diğer mirasçılara yapılan kazandırmalar ve taşınmazın sonradan üçüncü kişilere devredilip devredilmediği birlikte incelenir. Dava açılmadan önce dava değeri, harç, tenkis talebinin süresi, üçüncü kişinin iyiniyeti ve ihtiyati tedbir ihtiyacı ayrıca değerlendirilmelidir.
