İçindekiler

Giriş

Uluslararası etkileşimlerin arttığı günümüzde, bir ülkede verilen mahkeme kararının başka bir ülkede de geçerli olmasına ihtiyaç duyulabilmektedir. Özellikle yurt dışında yaşayan vatandaşlar açısından yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi önemli bir hukuki konudur. Basitçe söylemek gerekirse, bir yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de doğrudan kendiliğinden hukuki sonuç doğurmaz. Örneğin yurt dışında boşanan bir kişi bu boşanmayı Türkiye’de tanıtıp tescil ettirmezse, Türkiye’de hâlen evli gözükür ve evlilikten doğan yükümlülükleri devam eder. Benzer şekilde yabancı bir mahkemenin para alacağına ilişkin hükmü, Türk makamlarınca tanınmadıkça Türkiye’de icra edilemez. İşte bu nedenle, yabancı mahkeme kararlarının Türk hukuk düzeninde geçerlilik kazanması için tanıma veya tenfiz davası açılması gerekmektedir. Bu makalede, tanıma ve tenfizin ne anlama geldiği, aralarındaki farklar, Türkiye’deki yasal dayanakları, aranan şartlar, yargılama usulü, uygulamadaki örnekler, emsal kararlar ve sıkça sorulan sorular kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır.

Tanıma ve Tenfiz Nedir?

Tanıma, yabancı bir mahkeme kararının yalnızca kesin hüküm etkisinin (hukuki bağlayıcılığının) Türkiye’de geçerli sayılmasıdır. Tanıma yoluyla yabancı kararın içerdiği hukuki durum veya ilişki Türk hukukunca da kabul edilmiş olur. Ancak tanıma, o kararın icra edilebilir olmasını sağlamaz; yani doğrudan doğruya cebri icra yoluna başvurulamaz. Örneğin yabancı bir mahkemenin boşanma kararı veya bir durumu tespit eden hükmü tanındığında, bu kararın Türkiye’de de kesin hüküm gibi sonuç doğurması sağlanır; kişi artık Türk nüfus kayıtlarında evli gözükmez veya tespit edilen hukuki durum Türk makamlarınca kabul edilir.

Tenfiz ise yabancı mahkeme kararının icra edilebilirlik etkisinin Türkiye’de geçerlilik kazanması anlamına gelir. Yani yabancı mahkemenin verdiği bir eda kararı (bir şeyin yapılmasına, ödenmesine veya bir yükümlülüğün yerine getirilmesine ilişkin karar) Türkiye’de sanki bir Türk mahkemesi kararıymış gibi cebri icra yoluyla uygulanabilir hale gelir. Örneğin yabancı bir mahkeme alacaklı lehine belli bir tutarın ödenmesine hükmettiyse, tenfiz kararı alındıktan sonra alacaklı Türkiye’de icra dairesine başvurarak bu tutarı borçludan zorla tahsil edebilir. İnşai (kurucu) ve tespit niteliğindeki kararlar genellikle icra kabiliyeti olmadığından bunlar için tanıma yeterlidir; buna karşılık eda niteliğindeki kararların sonuçlarının alınabilmesi için tenfiz kararı gerekmektedir.

Özetle, tanıma yabancı mahkeme ilamına sadece kesin hüküm kuvveti kazandırırken, tenfiz hem kesin hüküm hem de icra kabiliyeti kazandırır. Uygulamada çoğu zaman davacı, ihtiyaca göre her iki talebi (tanıma ve tenfiz) bir arada ileri sürer. Tenfiz kararı verildiğinde bu karar zaten tanıma etkisini de içerdiğinden ayrıca tanıma için ayrı bir karar almaya gerek yoktur. Ancak sadece tanıma yeterli ise (örneğin sadece boşanma olgusunun tanınması isteniyorsa) mahkemeden yalnızca tanıma kararı talep etmek de mümkündür.

Türkiye’de Yasal Dayanak ve Genel İlkeler

Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınıp tenfiz edilmesi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) maddeleri 50-59’da düzenlenmiştir. Bu hükümler, özel hukuk alanına giren (medeni hukuk, ticari uyuşmazlıklar, aile hukuku, iş hukuku vb.) yabancı ilamların Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesinin usul ve şartlarını belirlemektedir. MÖHUK m. 50/1’e göre, “hukuk davalarına ilişkin yabancı bir mahkeme ilâmının, o ülke kanunlarına göre kesinleşmiş (nihai) olması şarttır ve Türkiye’de icra edilebilmesi, yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınmasına bağlıdır.” Yani yabancı mahkeme kararı öncelikle kendi ülkesinde kesinleşmiş olmalı ve Türkiye’de icra edilebilmesi ancak bir Türk mahkemesinin tenfiz kararı vermesiyle mümkün hale gelir. Ayrıca aynı yasal dayanak, yabancı ceza mahkemesi kararlarının içerdiği şahsi haklara ilişkin hükümlerinin (örneğin bir ceza davasında hükmedilen manevi tazminat alacağı gibi) tenfize konu olabileceğini de belirtmiştir. Buna karşın ceza mahkemelerinin kamu hukuku yaptırımları (hapis cezası, idari para cezası gibi) tanıma veya tenfize konu olmaz; ancak ceza ilâmındaki tazminat, nafaka gibi özel hukuk kısımları varsa bunlar tenfiz edilebilir.

Kesinleşme (Nihai nitelik) şartı, tanıma ve tenfizin vazgeçilmez ön koşuludur. Yabancı kararın verildiği ülkede tüm olağan kanun yollarının tüketilmiş olması veya artık itiraz/temyiz edilemeyecek şekilde nihai hale gelmesi gerekir. Mahkemelerimiz tanıma/tenfiz başvurusu sırasında kararın kesinleştiğine dair bir belge veya şerh ibraz edilmesini arar. Henüz temyiz süreci devam eden veya geçici nitelikteki yabancı kararlar (örneğin ihtiyati tedbirler, ara kararları) tanınamaz ve tenfiz edilemez.

Milletlerarası anlaşmaların önceliği: Ülkemizin taraf olduğu ikili veya çok taraflı anlaşmalar, tanıma ve tenfize ilişkin özel hükümler içerebilir. Böyle durumlarda öncelikle ilgili anlaşma hükümleri uygulanır. Nitekim bazı devletlerle yapılan adli yardımlaşma anlaşmaları, karşılıklılık ilkesini açıkça düzenleyebilir veya tanıma-tenfizi kolaylaştırıcı hükümler getirebilir. Ancak uygulamada, Türkiye’nin taraf olduğu genel bir yargı kararlarının tanınması sözleşmesi bulunmadığından çoğu ülkeye karşı MÖHUK hükümleri uygulanmaktadır. (Örneğin, Türkiye AB üyesi olmadığından AB’nin Brüksel I Tüzüğü doğrudan uygulanmaz; buna rağmen AB ülkelerinin birçoğuyla fiilen karşılıklılık ilişkisi bulunduğundan bu ülkelerin kararları da MÖHUK kapsamında tenfiz edilebilmektedir.)

Revizyon yasağı: Türk mahkemesi, yabancı ilamın esası hakkında yeniden yargılama yapamaz; yabancı karardaki maddi veya hukuki değerlendirmelerin doğruluğunu denetleyemez. İnceleme yalnızca tanıma ve tenfiz için kanunda öngörülen şartlara yöneliktir. Bu ilkeye “revizyon yasağı” adı verilir ve MÖHUK m. 54 çerçevesinde Türk mahkemesi sadece aşağıda ayrıntılarıyla açıklanan şartların mevcut olup olmadığını denetler. Dolayısıyla yabancı mahkeme hukuka aykırı bir karar vermiş olsa bile, bu durum tek başına tenfizin reddi sebebi olamaz; önemli olan kararın aşağıdaki tanıma/tenfiz koşullarını taşıyıp taşımadığıdır.

Tanıma ve Tenfiz Şartları

MÖHUK m. 50 ile 54-55’te belirtilen şartlar, yabancı bir mahkeme kararının Türkiye’de tanınıp tenfiz edilebilmesi için yerine getirilmesi gereken koşulları ortaya koyar. Bu koşulları ön şartlar ve esasa ilişkin şartlar olarak iki grupta inceleyebiliriz:

Ön Şartlar (MÖHUK m.50)

Bir yabancı mahkeme kararının tanıma veya tenfiz davasına konu olabilmesi için öncelikle şu temel nitelikleri haiz olması gerekir:

  1. Yabancı bir devlet mahkemesi kararı olmalıdır: Tanınması veya tenfizi istenen karar, bir yabancı ülke mahkemesi tarafından verilmiş olmalıdır. “Mahkeme” kavramı burada geniş yorumlanır; adı her ne olursa olsun, karar veren merci hukuki niteliği itibariyle bir yargı organı olmalıdır. İdari makamlar tarafından alınan kararlar kural olarak tanıma/tenfize konu olamaz (istisnai olarak yabancı idari makamın kesinleşmiş evlat edinme kararı veya idari makamca verilen nafaka kararı gibi bazı özel durumlar tanınabilir olabilmektedir.) Yabancı hakem (tahkim) kararları da bu kapsamda değildir; bunların tenfizi 1958 New York Sözleşmesi ve MÖHUK’un ayrı hükümlerine tabidir. Yine mahkeme kararı niteliğinde olmayan bazı kararlar tanınmaz: Örneğin geçici hukuki koruma tedbirleri, ara kararlar, konkordato veya iflas kararları gibi kararlar tanıma/tenfiz davasına konu yapılamaz.

  2. Karar, özel hukuk (hukuk davası) alanına ilişkin olmalıdır: Yabancı mahkeme kararının, kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinden doğan bir uyuşmazlık hakkında verilmiş olması şarttır. Ceza mahkemelerinin kamu düzenine ilişkin cezai yaptırım kararları, idari yargı kararları veya tamamen kamu hukukuna ilişkin hükümler tanıma ve tenfiz kapsamında değerlendirilmez. Bununla birlikte, yabancı ceza kararlarında yer alan tazminat veya benzeri özel hukuk kısımları varsa bunlar tenfiz edilebilir (örneğin bir ceza davasında mağdura ödenmesine hükmolunan tazminat gibi)

  3. Karar kesinleşmiş olmalıdır: Yabancı mahkeme kararının, verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş ve nihai hale gelmiş olması gerekir. Kararın temyiz veya itiraz yolunun kalmadığı bir nihai ilam olması aranır. Devam eden bir istinaf/temyiz süreci varsa ya da karar henüz temyiz süresi dolmadan tanıma-tenfiz talep ediliyorsa, mahkeme bunu reddedecektir. Bu hususu ispatlamak için başvuran taraf, yabancı karara ilişkin kesinleşme şerhini veya belgesini dilekçesine eklemelidir.

Yukarıdaki ön şartları taşımayan yabancı kararlar tanıma veya tenfize konu olamaz. Örneğin henüz geçici nitelikteki bir karar için veya yabancı bir idari yaptırım için tanıma davası açılamaz. Bu tür kararlar, ancak Türk mahkemelerinde ayrı bir davada takdiri delil olarak ileri sürülebilirler.

Esasa İlişkin Şartlar (MÖHUK m.54)

Ön koşullar mevcutsa, mahkeme bu kez esas şartlar yönünden inceleme yapar. 5718 sayılı Kanun m.54, yabancı bir mahkeme ilamının tenfizi (ve tanınması) için aranan dört ana şartı düzenlemiştir. Tanıma davalarında bu koşulların aynısı uygulanır; sadece mütekabiliyet şartı tanıma için aranmaz, tenfiz için aranır. Esasa ilişkin koşullar şu şekildedir:

  1. Mütekabiliyet (Karşılıklılık) Bulunması: Tenfiz talep edilen kararın verildiği ülke ile Türkiye arasında mahkeme kararlarının karşılıklı tanınması veya tenfizi konusunda hukuki ya da fiilî bir karşılıklılık ilişkisi bulunmalıdır. Bu şart yalnızca tenfiz taleplerinde uygulanır; tanıma için karşılıklılık aranmamaktadır. Mütekabiliyetin varlığı üç şekilde ortaya çıkabilir.

    • Antlaşmaya dayalı (ahdi) mütekabiliyet: Türkiye ile ilgili devlet arasında yargı kararlarının tanınması/tenfizi konusunda bir ikili anlaşma veya o devletin taraf olduğu çok taraflı bir sözleşme bulunması. (Türkiye’nin bazı ülkelerle adli yardımlaşma anlaşmaları vardır. Örneğin, Azerbaycan, Kazakistan, Rusya gibi ülkelerle ikili anlaşmalar mevcuttur; buna karşılık Almanya, İngiltere gibi birçok ülke ile özel bir tenfiz anlaşması yoktur.)

    • Kanuni mütekabiliyet: Yabancı devletin kendi iç hukukunda, Türk mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan genel bir kanun hükmü bulunmasıdır. Örneğin ilgili ülke yasalarında yabancı ilâmların tanınmasına imkân veren bir düzenleme varsa ve aranan şartlar Türk hukukundakilere denk veya daha hafif ise, kanuni karşılıklılık var kabul edilir.

    • Fiilî mütekabiliyet: Ortada anlaşma ya da açık bir yasa olmasa bile, ilgili yabancı ülke mahkemelerinin uygulamada Türk mahkeme kararlarını tanıdığının/tenfiz ettiğinin örneklerle gösterilebilmesi halidir. Uygulamada fiilî mütekabiliyet, o ülke mahkemelerinin geçmişte Türk ilamlarını icra ettiğini kanıtlayan emsal kararların sunulmasıyla ispatlanabilir.

    Mütekabiliyet şartı mahkemece re’sen (kendiliğinden) incelenir ve ön mesele olarak ele alınır. Genellikle dünya genelinde birçok ülkenin ulusal hukuku yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına imkan tanıdığından, pek çok ülkeyle fiilen mütekabiliyet bulunmaktadır. Örneğin Almanya’da yabancı kararların tenfizini düzenleyen hükümlerin bulunması ve Alman mahkemelerinin Türk kararlarını uygulamada tenfiz etmesi nedeniyle, Türk Yargıtay’ı 1990’lardan beri Almanya ile mütekabiliyet engeli görmemektedir. Benzer şekilde İngiltere, Fransa, İtalya, ABD, Kanada gibi ülkelerin çoğuyla da fiili mütekabiliyet mevcuttur. Ancak bazı ülkelerle geçmişte sorunlar yaşanmıştır; örneğin bir dönem Rusya mahkemelerinin Türk kararlarını tenfiz etmediği görülmüş ve Yargıtay da Rusya kararlarının tenfizinde mütekabiliyet yokluğu nedeniyle ret kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Sonuç olarak, eğer mütekabiliyetin mevcut olmadığı tespit edilirse, tenfiz talebi bu nedenle reddedilir. (İzah ettiğimiz gibi tanıma taleplerinde ise mütekabiliyet aranmaz.)

    Mütekabiliyet İlkesi Kapsamında Bulunan Ülkeler

    Amerika Birleşik Devletleri, Almanya Federal Cumhuriyeti, Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Azerbaycan, Arjantin, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti, Danimarka, Endonezya, Finlandiya, Güney Kore (Kore Cumhuriyeti), Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İsveç, İsviçre, İspanya, İsrail, İtalya, Japonya, Karadağ, Kanada, Kazakistan, KKTC, Kosta Rika, Liechtenstein, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Meksika, Mali, Malta, Norveç, Pakistan, Paraguay, Portekiz, Peru, Polonya, Rusya Federasyonu, Romanya, Senegal, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Tacikistan, Uruguay, Ukrayna, Yunanistan’dır.

  2. Türk Mahkemelerinin Münhasır Yetki Alanına Girmeme / Aşırı Yetki: Yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemelerinin münhasır (kesin) yetkisine giren bir konuda verilmemiş olmalıdır. Ayrıca yabancı mahkeme kendisini, uyuşmazlık veya taraflarla makul bir bağlantısı olmayan bir konuda yetkili kabul ederek aşırı (exorbitant) bir yetki kullanmış olmamalıdır. Bu koşul iki yönüyle incelenir:

    • Münhasır yetki yasağı: Türk kanunlarına göre belirli konular yalnızca Türk mahkemelerinde görülmek üzere kanunla münhasıran yetkili kılınmıştır. Bu gibi konularda yabancı bir kararın tanınması veya tenfizi mümkün değildir. Örneğin, HMK m.12 uyarınca Türkiye’deki taşınmazların aynına (mülkiyet, ipotek gibi ayni haklara) ilişkin davalarda yalnızca o taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi (Türk mahkemesi) yetkilidir; bu nedenle yabancı bir mahkeme Türkiye’deki bir taşınmazın mülkiyetine dair karar vermişse, bu karar Türkiye’de tanınamaz. Benzer şekilde, İcra ve İflas Kanunu m.154/3 gereği bir borçlu hakkında iflas kararı vermeye yetkili tek mahkeme, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir; Yargıtay, bu kuralı Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla örneğin yabancı bir mahkeme bir Türk şirketi hakkında iflas kararı vermişse, bu ilâm Türkiye’de tenfiz edilemeyecektir. Yine Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre vesayet ve kayyımlık işlemleri Türk mahkemelerinin münhasır yetkisindedir. Bu tür konularda yabancı mahkeme kararları, kamu düzenine aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle tanınmaz/tenfiz edilmez.

    • Aşırı yetki itirazı: Yabancı mahkeme, dava konusu veya taraflarla gerçek bir bağlantısı olmayan bir durumda kendini yetkili addetmişse (örneğin tarafların ve uyuşmazlığın o ülkeyle hiçbir ilgisi yokken, yabancı mahkeme davayı görmüşse), Türk hukuku bu duruma “aşkın yetki” kabul etmektedir. Aşırı yetki kullanımı, itiraza bağlı bir ret sebebidir. Yani davalı taraf, tanıma/tenfiz yargılamasında “yabancı mahkeme kendini haksız şekilde yetkili ilan etmiş, bizim uyuşmazlığımızla o ülkenin ilgisi yoktu” diyerek itiraz ederse, mahkeme bu itirazı haklı bulduğu takdirde tanıma/tenfizi reddedebilir. Ancak davalı böyle bir itirazda bulunmaz ise, mahkeme re’sen (kendiliğinden) aşkın yetki incelemesi yapıp davayı sırf bu sebeple reddetmez. Uygulamada, eğer taraflar sözleşmeyle yabancı bir mahkemeyi yetkili kılmışsa veya davalı yabancı mahkemede yargılamaya itiraz etmeden katılmışsa, Türk mahkemesi bunu genellikle aşkın yetki itirazını geçersiz kılan bir kabul olarak değerlendirmektedir.

  3. Türk Kamu Düzenine Aykırılık Olmaması: Tanıma veya tenfiz istenen yabancı karar, Türk hukukunun kamu düzenine açıkça aykırı sonuçlar doğurmamalıdır. Kamu düzeni kavramı, Türk hukuk düzeninin temel değerlerini, adalet anlayışını, genel ahlak ve örf-adet telakkilerini, Anayasa’nın temel ilkelerini ifade eder. Bir yabancı kararın hüküm fıkrasının Türkiye’de uygulanması, eğer bu temel prensiplerle açıkça çelişiyor ise, mahkeme tanıma veya tenfiz talebini reddedecektir.

    Kamu düzenine aykırılık iddiası, mahkemece re’sen (kendiliğinden) dikkate alınır ve ancak ciddi ve bariz aykırılıklar söz konusuysa geçerli sayılır. Her hukuk kuralı veya her farklı uygulama kamu düzenine aykırılık sayılmaz. Örneğin yabancı hukukta faiz oranının farklı olması, usul kurallarının Türk hukukundan değişik olması tek başına kamu düzenini ihlâl ettiği anlamına gelmez. Somut olarak, Türk Anayasası’ndaki temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran veya aşırı kısıtlayan; Türk toplumunun genel ahlak anlayışına açıkça ters düşen; Türk kanunlarının dayandığı temel adalet prensiplerini ağır biçimde ihlal eden sonuçlar kamu düzenine aykırı kabul edilir. Cezai (punitive) tazminatlar Türk hukukunda yer almadığı için, yabancı bir mahkemenin aşırı miktarda cezalandırıcı tazminata hükmettiği kararlar Yargıtay uygulamasında kamu düzenine aykırı bulunabilmektedir. Nitekim bir Amerikan mahkemesinin çok yüksek miktarda punitive (örnek) tazminata hükmetmesi, Türk hukuku bakımından orantısız ve cezalandırıcı görüldüğü için kamu düzeni engeline takılabilecektir. Yine, Türkiye’de kanunen yasaklanmış veya toplumun temel ahlak değerlerine aykırı bir ilişkinin tanınmasına yönelik yabancı kararlar da kamu düzeni gerekçesiyle reddedilebilir.

  4. Davalının Savunma Haklarına Riayet Edilmiş Olması: Yabancı mahkeme kararı, davalı açısından adil yargılanma hakkına uygun bir yargılama sonucunda verilmiş olmalıdır. Bu şart, özellikle davalının yabancı mahkeme önünde haberdar edilmeden gıyabında hüküm verilmemiş olmasını, usulüne uygun şekilde davet edilip savunma yapma imkânı bulmuş olmasını gerektirir. MÖHUK m.54’e göre, kendisine karşı tenfiz istenen kişi yabancı mahkemede usulüne uygun biçimde dava veya duruşmaya çağrılmış veya temsil edilmiş olmalıdır; hüküm bu kişinin yokluğunda verilmiş ise, ilgili ülkenin kanunlarına göre savunma hakkına ilişkin gerekli güvencelere uyulmuş olması gerekir. Yani davalı hiç haberdar edilmeden gıyaben karar alınmış ve savunma yapamamış ise, tanıma/tenfiz talebine Türk mahkemesi önünde itiraz ederek bu durumu ileri sürebilecektir.

    Savunma hakkına riayet edilip edilmediği, yabancı yargılamanın kendi ülke hukukuna göre belirlenir. Örneğin ilgili ülke usulünde gıyapta hüküm verilmesi belirli koşullara bağlıysa, o koşullar sağlanmadan verilen bir karar savunma hakkı ihlali sayılacaktır. Önemli bir nokta: Savunma hakkının ihlali, Türk mahkemesince kendiliğinden araştırılmaz; bu husus ancak davalı tarafından itiraz edilirse dikkate alınır. Yani davalı, Türk mahkemesindeki tanıma/tenfiz davasında “ben yabancı mahkemede usulüne uygun tebligat almadım, kendimi savunamadım” şeklinde itirazda bulunursa mahkeme bu itirazı inceler ve haklı görürse davacının tenfiz talebini reddeder. Fakat davalı böyle bir itirazı ileri sürmezse, mahkeme kendiliğinden bir araştırma yapmaz. Uygulamada davalılar genellikle bu noktayı güçlü bir itiraz olarak kullanırlar; zira savunma hakkının ihlali iddiası kabul görürse, diğer şartlar tam olsa bile tanıma/tenfiz engellenebilir.

    Yargıtay uygulamasından örnek: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013 tarihli bir kararında Almanya’da görülen bir davada hüküm, Türk davalının yokluğunda verildiği için, öncelikle kararın davalı şirkete usulüne uygun tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması gerektiğine hükmetmiştir. Söz konusu olayda, Almanya ile Türkiye arasındaki adli yardımlaşma sözleşmesi uyarınca tebligatların diplomatik yolla yapılması gerekirken, yabancı ilâmda tebligatın nasıl yapıldığı belirtilmemişti. Yargıtay, uygun usulde tebligat yapılmayan bir kararın kesinleşmiş sayılmayacağını vurgulayarak, eksik inceleme ile tenfiz kararı verilemeyeceğini belirtmiştir. Bu karar, Türk mahkemelerinin savunma hakkı konusundaki hassasiyetini göstermektedir.

  5. Yabancı Kararın Yerine Getirilmesine Engel Bir Durumun Bulunmaması: MÖHUK m.55/1-2 uyarınca, davalı taraf tanıma/tenfiz davasında bazı özel itirazlar da ileri sürebilir. Özellikle, yabancı ilamın tamamen veya kısmen yerine getirilmiş olduğunu (örneğin yabancı ülkede alacağın tahsil edildiğini) veya ilamın icrasına engel bir hukuki durumun ortaya çıktığını iddia edebilir. Örneğin yabancı mahkeme kararına konu borç, kararın verilmesinden sonra borçlu tarafından ödenmiş veya alacaklı alacaktan ibra edilmişse, artık Türkiye’de tenfiz istenmesi dürüstlük kuralına aykırı olacağından mahkeme talebi reddedebilir. Keza yabancı karardan sonra o ilâmı hükümsüz kılan bir gelişme meydana gelmişse – örneğin kararın verildiği ülkede temyiz sonucunda bozulmuş veya değiştirilmiş olması gibi – bu da tenfize engel olacaktır. Bu gibi hususlar da davalı tarafından öne sürülüp ispatlanırsa mahkeme tanıma/tenfizi reddeder veya kısmen kabul eder.

Yukarıda sayılan şartları taşıyan her yabancı ilamın tanıma ve tenfizi mümkün olabilecektir. Kanundaki koşullar gerçekleşmişse hakim takdir yetkisi kullanamaz, tanıma/tenfiz kararı vermek zorundadır. Buna karşılık, yabancı karar kanundaki şartları karşılamıyorsa tanıma/tenfiz talebi reddedilir. Reddine karar verilen bir yabancı karar, Türk mahkemelerinde yeni bir davada kesin hüküm oluşturmaz ancak ispat aracı olarak ileri sürülebilir.

Tanıma ve Tenfiz Davasının Açılması (Usul ve Prosedür)

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Yabancı bir mahkeme kararının tanınması veya tenfizi için Türkiye’de açılacak davalarda, kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Bununla birlikte, uyuşmazlığın konusuna göre uygulamada ihtisas mahkemelerine yönlendirilebilir: Örneğin, boşanma veya velayet gibi aile hukukundan doğan yabancı kararlar için görevli mahkeme Aile Mahkemesi’dir. Yabancı ticari uyuşmazlık kararları için birçok yerde ayrı Asliye Ticaret Mahkemeleri bulunduğundan, dava dilekçesi asliye ticaret mahkemesine tevzi edilebilir. İş hukukuna ilişkin yabancı ilamlar için de kanunen İş Mahkemeleri görevli ise de, Yargıtay bu tür tanıma/tenfiz davalarının niteliği gereği Asliye Hukuk’un görev alanında olduğunu kabul etmektedir. Tereddüt halinde, dava Asliye Hukuk’ta açılır; mahkeme görevli olmadığını düşünürse dosyayı ilgili görevli mahkemeye gönderir.

Tanıma/tenfiz davasında yetkili mahkeme ise MÖHUK m.51’de düzenlenmiştir. Buna göre:

  • Davalının (hakkında tanıma/tenfiz istenen kişinin) Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesi,

  • Eğer davalının yerleşim yeri yoksa Türkiye’deki geçici oturma yeri (sakin olduğu yer) mahkemesi,

  • Davalının Türkiye’de hiç yerleşim yeri veya ikameti yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biri yetkilidir.

Başvuran kişi (davacı), bu alternatif yetkili yerlerden istediğini seçerek davasını açabilir. Uygulamada davalının Türkiye’de adresi yoksa genellikle İstanbul, Ankara veya İzmir’den biri tercih edilmektedir. Yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olmadığından, davalı ilk itiraz olarak yetki itirazında bulunmazsa dava nerede açılmışsa orada görülmeye devam eder.

Gerekli Belgeler ve Başvuru

Tanıma veya tenfiz talebi, dilekçe ile görevli ve yetkili mahkemeye sunulur (MÖHUK m.52) Dava dilekçesinde, yabancı kararın hangi ülke ve mahkemeden verildiği, karar tarihi ve esası, özetle konusu belirtilir; sonuç bölümünde ise “… ülkesinde verilen … tarih ve … sayılı ilâmın Türkiye’de tanınması (ve/veya tenfizine) karar verilmesi” talebi açıkça yazılmalıdır. Tenfiz isteniyorsa, ayrıca harca esas olacak değer de belirtilir. Kısmi tenfiz talep ediliyorsa, kararın hangi kısmının tenfizinin istendiği dilekçede net şekilde açıklanmalıdır. Örneğin, yabancı karar birden fazla talep içeriyorsa ve sadece bir kısmı için tenfiz isteniyorsa, bu husus açıkça ifade edilmelidir.

Dava dilekçesine kanunen şu belgeler eklenmelidir (MÖHUK m.53)

  • Yabancı mahkeme kararının aslı veya o mahkemece onaylanmış sureti,

  • Kararın kesinleştiğine ilişkin belge veya şerh (karar metninde yoksa ayrıca o mahkemeden alınan kesinleşme belgesi),

  • Yukarıdaki belgelerin, o ülke makamlarınca usulüne uygun tasdik edildiğini gösterir onay (genellikle Apostil şerhi veya konsolosluk onayı),

  • Yabancı mahkeme kararı ile kesinleşme belgesinin Türkçe tercümeleri (yeminli tercüman tarafından yapılmış ve Türk konsolosluğu veya Türkiye’de noter tarafından onaylanmış tercümeler)

Bunlara ek olarak uygulamada davacının kimlik bilgilerinin (pasaport veya T.C. kimlik fotokopisi) ve varsa avukatının vekaletnamesinin de sunulması gerekir. Vekaletname yurtdışında düzenlenmişse, Türk konsolosluğunca onaylı veya apostilli olması ve yeminli tercüme ile birlikte ibrazı zorunludur. Belgelerin aslı gibidir onaylı örnekleri mahkemeye sunulabilir; eksik belge varsa hakim bunu dava şartı noksanlığı olarak değerlendirip tamamlanması için süre verir. Belgelerin eksiksiz hazırlanması, davanın hızlı sonuçlanması için kritik önemdedir.

Yargılama Usulü ve Süreç

Tanıma ve tenfiz davaları, basit yargılama usulüne tabidir. Dava dilekçesi, yetkili mahkemenin tevzi bürosuna verilerek kaydedilir ve gerekli harç ile gider avansı ödenir. Mahkeme, dava dilekçesini karşı tarafa tebliğe çıkarır. Davalının Türkiye’de bilinen bir adresi varsa tebligat genellikle kısa sürede ulaşır (1-2 hafta gibi); davalı yurtdışında ise adli tebligat için ilgili ülkeye göre değişmekle birlikte bazen birkaç ay süre gerekebilir. Tebligat işlemi, eğer ilgili ülke ile adli yardım sözleşmesi veya Lahey Tebligat Sözleşmesi gibi bir düzenleme varsa o yolla yapılır; aksi halde diplomatik yolla (konsolosluklar aracılığıyla) yapılabilir. Davalıya tebligat ulaşınca, davalının cevap vermek için  2 haftalık süresi olur.

Davalı, cevap dilekçesinde tanıma/tenfiz şartlarına dair itirazlarını ileri sürebilir. Örneğin mütekabiliyetin bulunmadığını, kendisine yabancı mahkemede usulüne uygun tebligat yapılmadığını, kararın kamu düzenine aykırı olduğunu veya borcun zaten ödendiğini iddia edebilir.Davalı hiç cevap vermezse, mahkeme dosya üzerinden mevcut belgelere göre inceleme yaparak karar verebilir. Taraflar duruşmaya gelmese bile, gerekli şartlar sağlanmışsa mahkeme tanıma/tenfiz yönünde karar tesis edebilir; zira burada önemli olan hukuki koşulların yerine gelip gelmediğidir.

Çoğu tanıma/tenfiz davası, eğer belgeler tam ise ve davalı ciddi bir itirazda bulunmuyorsa kısa sürede karara çıkabilir. Hakim, ibraz edilen evrakların tamam olup olmadığını, tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını kontrol eder; ardından yukarıda sayılan MÖHUK’taki şartların tek tek mevcut olup olmadığını değerlendirir. Genellikle bu tür davalar kısa sürer. Ancak bazı durumlarda süreci uzatan etkenler çıkabilir: Örneğin evrakın eksik olması (apostil alınmamış olması, tercümenin hatalı olması gibi) duruşmanın ertelenmesine neden olur. Ya da davalı yurt dışındaysa tebligatın tamamlanması ve olası itirazlarının alınması zaman alabilir. Yine, davalı mütekabiliyet yokluğu iddiasında bulunur ve bu husus tartışmalı ise, mahkeme Adalet Bakanlığı’ndan veya Yargıtay kararlarından mütekabiliyet durumuna ilişkin bilgi edinmeye çalışabilir; bu da yargılamayı uzatabilir. Ancak genel olarak, tarafların uzlaşması veya davalının itiraz etmeyip gelmemesi durumunda süreç oldukça hızlıdır.

Mahkeme, şartların sağlandığı sonucuna varırsa tanıma veya tenfiz kararı verir. Tenfiz kararı, bir Türk mahkeme ilamı niteliğini haizdir ve karşı tarafın kanun yolu başvurusu beklenmeksizin genellikle icra kabiliyetine sahiptir. Yani tenfiz kararı alındıktan sonra alacaklı, o kararla doğrudan icra dairesine başvurup takibe başlayabilir. Tanıma kararı ise yabancı hükme Türk hukuk düzeninde kesin hüküm etkisi kazandırır; örneğin tanınan bir boşanma kararıyla Türk nüfus kaydında evlilik durumu sona erdirilebilir.

Mahkemenin kararına karşı, değeri ne olursa olsun istinaf yoluna başvurulabilir (Bölge Adliye Mahkemesi’ne gidebilir). Istinaf mahkemesinin kararına karşı da şartları mevcutsa temyiz yoluyla Yargıtay incelemesi istenebilir. Özellikle boşanma tanıma/tenfiz davalarında aile hukuku niteliği olduğundan, miktar sınırlaması olmaksızın temyiz yolu da açıktır. Kanun yolları tüketilip karar kesinleştikten sonra tanıma/tenfiz kararı tam anlamıyla hukuki sonuç doğurur.

Özel Durum: Boşanma Kararlarının Tanınması ve Nüfusa Tescili

Yurt dışında boşanmış Türk vatandaşlarının, bu boşanmayı Türkiye’de tanıtmaları özellikle önemli ve sık karşılaşılan bir ihtiyaçtır. Boşanma kararının tanınması için genel olarak yukarıda anlatılan usul (Aile Mahkemesinde tanıma davası) gerekmektedir. Ancak 2017 yılında yapılan yasal değişiklikle, tarafların birlikte başvurması halinde yabancı boşanma kararlarının mahkeme kararı olmaksızın idari yoldan nüfus kütüğüne tescil edilmesi mümkün kılınmıştır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na eklenen düzenlemeye göre, her iki eşin de bizzat veya özel vekaletname ile birlikte Türk nüfus müdürlüğüne (yurtdışında konsolosluğa) müracaat etmesi durumunda, yabancı mahkemece verilen boşanma, evliliğin iptali veya butlan kararları doğrudan nüfusa işlenebilmektedir. Bu idari prosedür, mahkeme yoluna göre daha hızlı ve masrafsızdır.

Ne var ki, bu idari kolaylıktan yararlanmak için iki tarafın da rızası ve ortak başvurusu şarttır. Eşlerden biri gelmez veya muvafakat vermez ise, idari yol kullanılamaz; bu durumda boşanmanın tanınması için gene tanıma davası açılması gerekecektir. Ayrıca bilfiil beraber başvuruya gerek olmayıp eşlerden biri başvurduktan sonra diğer eşin 90 gün içerisinde başvurması yeterli olmaktadır. Uygulamada özellikle boşanmış fakat uzun yıllardır birbirinden habersiz olan ya da iletişimi kopmuş eşler nedeniyle, birçok kişi tek taraflı tanıma davası yoluna gitmektedir. Mahkeme, yurtdışında boşandığı eşine tebligat yaparak (gerekirse ilanen tebligat yöntemine de başvurulabilir) davayı yürütür ve gerekli şartlar sağlandığında davalının yokluğunda da boşanma kararının tanınmasına hükmedebilir. Bu sayede kişi, Türk nüfus kayıtlarında da bekâr hale gelebilmektedir.

Tanıma ve Tenfiz Davalarında Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 06.05.2025 T. 2025/10 E. 2025/4663 K.
“Yukarıda ki açıklamalara göre, tenfize ilişkin Kanun’da belirtilen ve tanımadan farklı olan şartlar araştırılmamıştır. Ayrıca, boşanma hükmüne ilişkin yabancı mahkeme kararının tanınması sonucunda nüfus kaydının düzeltilmesinin gerekmesi “o hükmün icra olunabilir olması” özelliğini gerektirmediği gözetilmeksizin “kararın tanınmasına ve tenfizine” karar verilerek iki farklı sonuç bağlanacak şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 01.04.2024 T. 2024/108 E. 2024/2251 K.
“Bölge Adliye Mahkemesinin belirtilen kararı ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilamında işaret edildiği üzere 5718 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin ( ç) bendi gereğince ilgilisine tebligat yapılmaksızın savunma hakkı kısıtlanarak hüküm verilmiş olması tanıma ve tenfiz istemine engel teşkil edeceği, yabancı mahkemede aleyhine hüküm verilen tarafın savunma hakkının kısıtlanması ilgili tarafa usulü dairesinde tebligat yapılmaması halinde tanıma ve tenfiz talebinin reddine karar verilmesinin gerektiği…”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 03.10.2023 T. 2023/2096 E. 2023/4376 K.
“Bölge Adliye Mahkemesinin tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyaya ibraz edilen ilamın incelenmesinde; Statsforvaltningen Devlet İdaresi tarafından boşanma kararı verildiği, tanıma tenfiz davalarında yurt dışında mahkemelerce verilen kararların tanıma ve tenfizinin yapılabileceğini, Türk Hukukunda boşanma kararlarının mahkemeler tarafından verildiği, bu konuda yürütmenin yetkisinin olmadığı, dolayısıyla yurt dışında mahkeme dışındaki birimler tarafından verilen boşanma kararlarının Türk kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil ettiği ve bu nedenle tanıma tenfizinin mümkün olmadığı…”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 21.03.2022 T. 2022/1967 E. 2022/2613 K.
“Somut olayda dosyanın incelenmesinden; dosyaya davacı tarafından 21.12.2020 düzenleme tarihli taraflar ve vekillerince imzalanmış ‘uzlaşma ile düzenlenmiş boşanma sözleşmesi’nin aslı ve tercümesinin sunulduğu, yabancı mahkeme kararının ibraz edilmediği, mahkemece de bu sözleşmeye dayalı olarak davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece yabancı mahkeme kararı bulunmayan tanıma ve tenfiz talebinin anılan kanunda gösterilen şartları taşımadığı göz önüne alınarak, davacıya usulüne uygun süre verilerek boşanma kararına ilişkin yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneğini ve bu kararın onanmış tercümesini ibraz etmesi için uygun süre verilmesi, eksiklik tamamlandığı takdirde, tanıma ve tenfiz talebinin 5718 sayılı Kanunun 58’inci maddesinin birinci fıkrasında gösterilen şartları incelenip, hasıl olacak sonucu uyarınca karar verilmesi, verilen süre içinde eksiklik tamamlanmaz ise, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, dosyaya sunulan uzlaşma ile düzenlenen boşanma sözleşmesine göre davanın kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…”

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 08.02.2018 T. 2017/4509 E. 2018/713 K.
“…Yabancı mahkemelerin ceza ilamlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Ancak ne var ki, mahkemece, yabancı mahkeme kararındaki kişisel haklar dışındaki ceza hükmünü de kapsar biçimde tanıma ve tenfiz kararı verilmesi doğru olmamıştır. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir…”

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 30.03.2016 T. 2015/4460 E. 2016/9068 K.
“…Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu’nda kabul edilen sisteme göre, tenfiz hakimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hakiminin, tenfiz şartları dışında, ilamın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hakimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hakim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır. Bu itibarla tenfiz hakimi, sırf Türk hukukundakinden farklı maddi ve usul kuralları uygulanarak verildiği için yabancı bir kararı kamu düzenine aykırı sayıp tenfizini ret edemez. Kaldı ki, kararın gerekçesiz olması tek başına kararın tenfizine engel değildir. Yabancı devletin usul hukukuna tabi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilamı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre tayin ve tesbit olunacağından tenfizi istenen kararın kesinleşme şerhini gösterir apostil şerhli aslı ve onanmış örneği dosyada mevcut olduğundan; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanlış gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 24.12.2015 T. 2015/16917 E. 2015/25017 K.
“…Münhasıran nafaka yükümlülüğüne ilişkin bir kararın tanınması veya tenfizi; tanıma ve tenfizin talep edildiği devletin kamu düzeniyle açıkça bağdaşmaması ve tarafları, konusu aynı olan bir davanın tanıma ve tenfizinin talep edildiği devletin bir merciinde açılmış ve görülmekte olması veya bu devlette ya da sözleşmeye taraf başka bir devlette aynı konuda aynı taraflar arasında verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinde reddedilebilir (Söz.md.5). Şu halde anılan Sözleşmeye kararın verildiği Almanya’da taraf olduğuna göre, sözleşme hükümleri gözetilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan 1956 tarihli sözleşme hükümlerinden hareketle davacının tenfiz davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesi ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır. Hüküm bozulmuştur.”

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 11.03.2014 T. 2013/18352 E. 2014/4459 K.
“Yabancı mahkeme ilamının tanınması veya tenfizine karar verilebilmesi için, ilamın taraflarının veya en az birinin Türk vatandaşı olmasına gerek bulunmamaktadır. Taraflar Türk vatandaşı olmasalar bile hukuki menfaatlerinin bulunması koşuluyla yabancı ilamın tenfizini veya tanınmasını isteyebilirler.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 28.05.2012 T. 2011/2822 E. 2012/9027 K.
“Ayrıca somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan revision au fond yasağından ayrılmayı gerektirecek bir özellik de bulunmamaktadır. Yine aynı davanın Türk mahkemelerinde görülmesi halinde farklı sonuca varılacak olması, tanıma ve tenfîz engeli oluşturmayacaktır. Zira, esasa uygulanacak yabancı hukuk gibi yabancı mahkeme kararlarının da Türk mahkemelerinden verilecek kararlarla aynı olması beklenemez.”

Sıkça Sorulan Sorular

Yabancı bir mahkeme kararı Türkiye’de kendiliğinden geçerli olur mu?

Hayır, bir yabancı ülke mahkemesinin kararı, tanıma veya tenfiz yoluyla Türk mahkemesince onaylanmadıkça Türkiye’de kendiliğinden hüküm ve sonuç doğurmaz. Yabancı kararın tanınması, onun içerdiği hukuki durumun Türkiye’de de kabul edilmesini; tenfizi ise kararın icra edilebilir hale gelmesini sağlar. Eğer tanıma/tenfiz davası açılmazsa, o karar Türk hukuk düzeninde yokmuş gibi muamele görür. Örneğin Almanya’da boşanmış bir Türk vatandaşı, bu boşanmayı tanıtmazsa Türkiye’de resmi olarak hâlâ evli sayılır. Benzer şekilde yabancı mahkemece hükmedilen para alacağı, tenfiz kararı olmadan Türkiye’de icra edilemez.

Tanıma ile tenfiz arasındaki fark nedir?

Tanıma, yabancı mahkeme ilamının sadece kesin hüküm etkisini Türkiye’de geçerli kılar; tenfiz ise yabancı ilama hem kesin hüküm hem de icra edilebilirlik kazandırır. Tanıma sonucunda yabancı karardaki hukuki durum veya statü Türk makamlarınca kabul edilir (örneğin yabancı bir boşanma kararı tanındığında evlilik bağı Türkiye’de de sona ermiş sayılır). Tenfiz sonucunda ise karar bir Türk mahkemesi ilamı gibi icraya konulabilir (örneğin para borcu zorla tahsil edilebilir). Eda (ifaya yönelik) kararlar için tenfiz gerekirken, icra kabiliyeti olmayan kararlar için tanıma yeterlidir. Tenfiz kararı verilirse ayrıca tanıma kararı almaya gerek yoktur, çünkü tenfiz zaten tanıma etkisini içerir.

Hangi yabancı kararlar tanıma veya tenfize konu olabilir?

Genel olarak özel hukuka ilişkin yabancı mahkeme kararları tanınabilir/tenfiz edilebilir. Yani medeni hukuk, ticaret, aile, iş hukuku gibi alanlardaki yabancı mahkeme ilamları konu olmaktadır. Ceza mahkemelerinin cezai hükümleri (hapis cezası, adli para cezası vs.) ve idari makam kararları tanıma-tenfiz kapsamında değildir. Ancak ceza mahkemesi kararlarında yer alan tazminat gibi özel hukuk kısımları tenfiz edilebilir. Ayrıca bazı istisnai durumlar vardır: Örneğin yabancı idari makamın kesinleşmiş evlat edinme kararı, Türk mevzuatında şartları varsa tanınabilir. Arbitraj (hakem) kararları ise bu kapsamda değil, 1958 New York Sözleşmesi ve MÖHUK m.60 vd. uyarınca ayrı usule tabidir.

Tanıma ve tenfiz için aranan şartlar nelerdir?

Başlıca şartlar MÖHUK m.50 ve 54’te sayılmıştır. Kısaca özetlersek: (1) Yabancı bir devlet mahkemesinden verilmiş ve hukuki anlamda kesinleşmiş bir karar olmalıdır. (2) Karar, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda olmalıdır (örneğin Türkiye’deki bir taşınmazın aynına ilişkin yabancı karar tanınmaz)(3) Mütekabiliyet şartı tenfiz için sağlanmış olmalıdır (ilgili ülke mahkemeleri de Türk kararlarını tanıyor olmalıdır; tanıma için bu şart aranmaz) (4) Kararın Türkiye’de uygulanması kamu düzenine açıkça aykırı sonuçlar doğurmamalıdır. (5) Karar verilirken davalının savunma haklarına riayet edilmiş olmalıdır (davalı, yabancı mahkemede usulüne uygun tebligat almış ve kendini savunma imkanı bulmuş olmalıdır) Ayrıca borcun ödenmiş olması, kararın yabancı ülkede bozulmuş olması gibi sonradan ortaya çıkan engel durumlar varsa bunlar da tenfize mani teşkil edebilir.

Tanıma-tenfiz davasını kim açabilir?

Yabancı karardan hukuki yararı bulunan herkes tanıma veya tenfiz talebinde bulunabilir (MÖHUK m.52) Çoğunlukla davayı, yabancı mahkeme kararının lehine olduğu (kazanmış olan) taraf açar. Örneğin boşanma kararında eşlerden biri, alacak davasında alacaklı taraf başvurur. Ancak menfaati olan diğer kişi de açabilir; örneğin yabancı boşanma kararı sonrası yeniden evlenmek isteyen kişi tanıma davası açabileceği gibi, miras işlemleri için ölen kişinin boşanmış olduğunun tanınmasını mirasçılar da talep edebilir. Davalı ise yabancı karardaki diğer taraftır (aleyhine karar verilen veya karşı taraf).

Bu dava hangi mahkemede açılır ve nereye başvurulur?

Görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Ancak aile hukukundan doğan kararlar için Aile Mahkemesi, ticari davalarla ilgili ise Asliye Ticaret Mahkemesi gibi özel mahkemeler görevlendirilebilir (ilgili yerde ayrı aile veya ticaret mahkemesi yoksa, Asliye Hukuk o sıfatla bakar) Yetkili mahkeme ise davalının Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesidir; yoksa geçici oturduğu yer mahkemesi, o da yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biridir. Başvuru, doğrudan görevli-yetkili mahkemenin tevzi bürosuna dava dilekçesinin verilmesi ile yapılır. Yurt dışında iseniz, Türkiye’de bir avukat aracılığıyla da davayı açabilirsiniz; vekaletnameyi konsoloslukta düzenleyip göndermek gerekir.

Tanıma veya tenfiz davası için gerekli belgeler nelerdir?

Bu davada en önemli kısım belge teminidir. Mutlaka yabancı mahkeme kararının aslı veya onaylı sureti, kararın kesinleşme belgesi veya şerhi, bu belgelerin Apostil onayı (veya konsoloslukça onayı) ve hepsinin yeminli tercüman tarafından Türkçeye çevrilmiş noter/konsolosluk onaylı tercümeleri gereklidir. Ayrıca başvuranın nüfus cüzdanı veya pasaport fotokopisi ve davayı avukat açacaksa vekaletname eklenmelidir. Boşanma tanıma davalarında nüfus kayıt örneği de konulabilir. Özetle MÖHUK m.53’te sayılan belgeler ile kimlik/vekalet evrakının eksiksiz hazırlanması şarttır. Belgelerde eksik olursa mahkeme bunları tamamlattırır; tamamlanamazsa dava reddedilebilir.

Yabancı evrakta apostil ne anlama geliyor, gerekli midir?

Apostille, yabancı resmi belge ve mahkeme kararlarının uluslararası dolaşımını kolaylaştıran bir onay şerhidir (Lahey Apostil Anlaşması kapsamında). Kararı veren ülke Apostil Anlaşması’na taraf ise, mahkeme kararının üzerine apostil mührü alınmalıdır. Apostil, belgeyi veren makamın imza ve mühürünün gerçek olduğunu tasdik eder. Türkiye de bu anlaşmaya taraf olduğu için, apostilli belgeler ayrıca konsolosluk onayına gerek kalmaksızın kullanılabilir. Eğer kararın alındığı ülke apostile taraf değilse, bu defa o belgenin ilgili Türk konsolosluğunca onaylanması (tasdiki) gerekir. Dolayısıyla apostil veya konsolosluk onayı kesinlikle gereklidir – bunlar olmadan belgeye Türk mahkemesince itibar edilmez.

Tanıma veya tenfiz davası ne kadar sürer?

Bu davalar çoğunlukla kısa sürede sonuçlanır. Belgeler tam ise ve davalı itiraz etmiyorsa, birkaç ay içinde karar alınabilir; hatta bazı durumlarda tek duruşmada dahi bitmesi mümkündür. Ancak davanın süresi, davalının yurt dışında olup olmamasına, tebligat sürecine ve itirazların varlığına göre uzayabilir. Yurt dışı tebligatlar birkaç ay sürebilir; davalı savunma hakkı ihlali gibi itirazlar yaparsa mahkeme bunları inceleyeceği için ek duruşmalar gerekebilir. Uygulamada basit vakalar 3-6 ayda sonuçlanırken, karmaşık veya itirazlı durumlar 6-12 ayı bulabilmektedir. Çok istisnai olarak mütekabiliyet araştırması gibi konular çıkarsa dava daha da uzayabilir. Özetle: Davalı taraf işbirliği yapar veya hiç karşı çıkmazsa süreç oldukça hızlı, karşı çıktığında ise normal bir hukuk davası süresi kadar (birkaç ay ila bir yıl arası) sürebilir.

Davalı (karşı taraf) duruşmaya gelmezse veya itiraz etmezse ne olur?

Tanıma/tenfiz davasında davalının gelmemesi, davanın görülmesine engel değildir. Tebligat usulüne uygun yapılmış ve gerekli süreler geçmişse, davalı hiç cevap vermese de mahkeme eldeki belgelere dayanarak karar verebilir. Hatta taraflar duruşmaya hiç gelmezse, hakim dosya üzerinden inceleyip şartlar tam ise tanıma/tenfize karar verebilir. Davalının itiraz etmemesi işinizi kolaylaştırır; çünkü mahkeme yalnızca re’sen dikkate alacağı kamu düzeni gibi hususları denetler, onun dışında herhangi bir savunma yoksa ve belgeler tam ise talebi kabul eder. Kısaca, davalının gelmemesi “zımni kabule” yakın bir durum yaratır. Ancak tabii ki tebligat ona ulaşmış olmalıdır; eğer davalıya ulaşamazsanız süreç uzar veya ilanen tebligat gibi yöntemlere başvurmak gerekir.

Boşanma kararımı Türkiye’de eşimin rızası olmadan tanıtabilir miyim?

Evet, diğer eşin rızası olmasa da tanıma davası açabilirsiniz. Eğer eşiniz de birlikte başvurma konusunda mutabıksa, 2017’den beri mevcut idari tescil yolunu kullanarak (ikiniz birden nüfus müdürlüğüne veya konsolosluğa müracaat ederek) mahkeme davasına gerek kalmaksızın boşanmayı nüfusa işletebilirsiniz. Ancak bu işbirliği yoksa, tek taraflı olarak Aile Mahkemesi’nde tanıma (ve gerekiyorsa tenfiz) davası açmanız gerekir. Bu durumda mahkeme, yurtdışında yaşayan eşinize resmi tebligat yapacaktır. Eşiniz davaya gelmez veya itiraz etmezse – yukarıda açıklandığı gibi – belirli prosedür sonunda karar alınabilir. Eşiniz itiraz ederse, itiraz ettiği hususla sınırlı bir değerlendirme yapılır.

Tanıma veya tenfiz kararı alındıktan sonra ne yapılır?

Mahkeme tanıma kararı vermişse, o yabancı kararın hukuki sonuçlarını ilgili mercilerde kullanabilirsiniz. Örneğin boşanma tanındıysa, karar kesinleştikten sonra nüfus müdürlüğüne başvurup evlilik durumunuzu bekar olarak güncelletebilirsiniz. Tenfiz kararı alındıysa, bu karar tıpkı bir Türk mahkemesi ilamı gibi işleme konur. Örneğin yabancı karar para borcu için tenfiz edildiğinde, artık elinizde bir icra edilebilir ilam vardır; bununla icra dairesine giderek borçlu aleyhine icra takibi başlatabilirsiniz. Tenfiz kararı alındıktan sonra borçlu 10 yıl içinde ödemezse zamanaşımına uğrama ihtimali vardır (Türk icra hukuku gereği ilâmların icrası 10 yıllık zamanaşımına tabidir).

Tanıma/tenfiz kararı kesinleştikten sonra karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmezse ne olur?

Tanıma kararı zaten bir yükümlülük içermez, sadece bir hukuki durumu tespit eder (örneğin boşanma gibi). Tenfiz kararı ise yabancı mahkeme kararını icra kabiliyetine kavuşturduğu için, karşı taraf (borçlu) yükümlülüğünü gönüllü yerine getirmezse icra takibi yoluna gidilebilir. Türk icra daireleri, tenfiz edilmiş ilamı aynen Türk mahkemesi kararı gibi işleme koyar. Örneğin karşı tarafın mal varlıklarına haciz konabilir, maaşına haciz gönderilebilir veya ilamın gereği neyse o uygulanır.

Tanıma ve tenfiz davasında zamanaşımı veya süre sınırı var mı?

Tanıma veya tenfiz davası açmak için kanunda bir süre sınırı öngörülmemiştir. Yani yabancı karar kesinleştikten sonra yıllar geçse bile tanıma/tenfiz talep edilebilir; bu konuda bir zamanaşımı süresi yoktur. Ancak, tenfiz kararı alındıktan sonra o kararın icra edilmesi, Türk hukukundaki ilâmların icrası süresine tabidir: Genel olarak ilâm niteliğindeki kararlar 10 yıl içinde icraya konulmalıdır, aksi takdirde icra zamanaşımına uğrar. Örneğin yabancı bir alacak kararı tenfiz edildi ve kesinleşti diyelim; alacaklı 15 yıl sonra icra takibi başlatmak isterse, borçlu zamanaşımı itirazında bulunabilir. Bunun dışında, tanıma/tenfiz kararı kesinleştikten sonra o karara dayanarak yeni bir dava açılacaksa (mesela tanıma kararıyla boşanma tescil edildi, şimdi maddi-manevi tazminat davası açılacak), bu ikincil davalar için ilgili kanunların öngördüğü süreler işlemeye başlar (boşanmaya dayalı tazminat davası için 1 yıl gibi)

Yabancı bir mahkeme kararının sadece bir kısmını tenfiz ettirebilir miyim?

Cevap: Evet. Kısmi tenfiz mümkündür. Eğer yabancı ilamın içinde birden fazla hüküm varsa ve bunların sadece bazıları için tenfiz istemek isterseniz, dilekçenizde bunu belirtebilirsiniz. Mahkeme talebinizle bağlı olarak sadece talep ettiğiniz kısmı inceleyip tenfiz kararı verebilir. Örneğin karar hem tazminat hem nafaka içeriyor, siz sadece nafaka kısmını tenfiz ettirmek istiyorsanız, mahkeme yalnız nafaka hakkında tenfiz kararı verebilir. Kalan kısım için istemediğinizden, onun hakkında karar verilmez. Bu esneklik, bazı hallerde önemlidir: Diyelim ki yabancı mahkeme çok yüksek manevi tazminata hükmetmiş (Türk kamu düzenine aykırılık teşkil edebilir) ama maddi tazminat makul; siz sadece maddi kısmı tenfiz ettirip manevi kısmı istemeyerek olası bir kamu düzeni itirazından kaçınabilirsiniz. Bu durumda hakim de sadece uygun gördüğünüz kısmı değerlendirecektir.

Tanıma veya tenfiz kararı temyiz edilebilir mi, bozulursa süreç uzar mı?

Evet, tanıma/tenfiz davalarında verilen kararlar da diğer mahkeme kararları gibi istinaf ve temyiz edilebilir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı taraf (veya siz) Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf başvurusu yapabilir. İstinaf mahkemesi hukuki değerlendirmeyi yeniden yapar; şartlarda hata varsa kararı kaldırabilir veya düzelterek onaylayabilir. Istinaf kararı da eğer temyiz edilebilir nitelikte ise (genelde miktardan bağımsız olarak aile hukuku ve tanıma/tenfiz kararları temyize uygun kabul ediliyor), Yargıtay’a temyiz götürülebilir. Yargıtay da son incelemeyi yapar. Bu kanun yolu süreçleri elbette davanın toplam süresini uzatır.

Yabancı hakem (tahkim) kararlarını da tanıma-tenfiz davasıyla mı uygulatmalıyım?

Hayır, yabancı hakem kararları için prosedür farklıdır. Yukarıda bahsedildiği gibi bu makaledeki tanıma/tenfiz mekanizması, yabancı mahkeme (devlet yargısı) kararları içindir. Tahkim (arbitrasyon) kararları ise Türkiye’nin taraf olduğu New York Sözleşmesi ve MÖHUK’un 60. maddesi ve devamında düzenlenen özel usule tabidir. Bunlar için genellikle Asliye Hukuk Mahkemesi’nden “hakem kararının tenfizi” talep edilir ancak aranan şartlar ve itiraz imkânları New York Sözleşmesi m.V’e göre değerlendirilir. Bu ayrı bir konu olmakla birlikte, özetle söylemek gerekirse bir ticari tahkim kararını Türkiye’de icra etmek isterseniz yine mahkemeden tenfiz kararı almanız gerekir ama dayanak kanun ve şartlar farklıdır.

Hangi ülkelerin mahkeme kararları Türkiye’de tenfiz edilebilir, hangilerinde zorluk yaşanır?

Türkiye, ilke olarak dünya üzerindeki çoğu ülkenin kararlarını karşılıklılık çerçevesinde tenfiz edebilmektedir. Avrupa ülkelerinin büyük bölümüyle (Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere vb.), ABD’nin çeşitli eyaletleriyle, Kanada, Avustralya, Çin, Japonya, Hindistan gibi geniş coğrafyadaki ülkelerle fiilen mütekabiliyet bulunmaktadır. Çünkü bu ülkelerin hukukunda yabancı ilamların tanınması mümkündür ve uygulamada da Türk kararlarını belli şartlarla tanımışlardır. Bazı Orta Doğu veya Afrika ülkeleriyle de ikili anlaşmalar yoluyla tanıma mümkündür. Ancak tarihte Sovyetler Birliği ve devamında bazı BDT ülkeleriyle sorunlar yaşanmıştır; Rusya gibi ülkelerde Türk kararlarının icrasında sıkıntı çıktığında Türk mahkemesi de onların kararlarını tanımayı reddediyordu. Günümüzde Rusya’da da yabancı kararların tanınmasına imkân veren düzenlemeler vardır ancak pratikte her ülke ilişkisi ayrı değerlendirilir. Bazı çok istisnai durumlar dışında, eğer yabancı ülke mahkemesi Türk kararlarını kabulleniyorsa Türkiye de onların kararlarını tenfiz etmektedir. En doğrusu, somut ülke bazında bir uzmana danışmaktır; çünkü mütekabiliyet durumu zamanla değişebilir.

Tanıma veya tenfiz talebi reddedilirse ne yapabilirim?

Mahkeme talebinizi reddederse, gerekçesine bakmak gerekir. Usulden (belge eksikliği, yetkisizlik vb.) ret olmuşsa, o eksikleri giderip yeniden dava açabilirsiniz. Esastan reddedildiyse (örneğin kamu düzenine aykırılık nedeniyle reddedildi), bu karara karşı istinaf/temyiz yoluyla itiraz edebilirsiniz. Kanun yollarında da ret kararı onanırsa, artık aynı ilam için tekrar tanıma/tenfiz istemeniz kural olarak mümkün değildir (kesin hüküm oluşturur). Ancak reddin sebebi ortadan kalkmışsa teorik olarak yeni bir başvuru düşünülebilir; örneğin “mütekabiliyet yok” diye reddedildi, sonra ilgili ülke ile anlaşma yapıldıysa tekrar denenebilir. Yine de bu istisnai bir durumdur. Özetle, reddedilen tanıma/tenfiz kararına karşı öncelikle istinaf/temyiz haklarınızı kullanmalısınız. Üst mahkemeler de onarsa, ilgili yabancı karar Türk hukukunda geçersiz kalır. Bu durumda eğer mümkünse hakkınızı Türk mahkemelerinde yeni bir dava yoluyla aramanız (mesela yabancı karar alacağınızı Türk mahkemesinde yeniden dava etmek) gerekebilir.

Yabancı boşanma kararımı Türkiye’de tanıtmazsam ne olur?

Tanıtmazsanız, Türkiye’de hukuken evli görünmeye devam edersiniz. Bu da bir dizi problem yaratır: Örneğin Türkiye’de başka biriyle evlenemezsiniz (resmen evli gözüktüğünüz için), eski eşiniz sizin mirasçınız olmaya devam eder, mal paylaşımı yapılamaz, nüfusta evli gözüktüğünüzden medeni haliniz bekâr olarak işlem göremez, çocuğun velayeti konusunda sorunlar yaşanabilir. Ayrıca evlilik birliği kağıt üzerinde sürdüğü için nafaka yükümlülüğü gibi bazı sonuçlar da devam edebilir. Bu nedenle, yurt dışında boşanan Türk vatandaşlarının mutlaka Türkiye’de o kararı tanıtmaları gerekmektedir. Bu, hem kanuni bir zorunluluktur (nüfus kayıtlarının gerçeğe uygun olması için) hem de ileride doğacak sıkıntıları önler.

Tanıma veya tenfiz davası açmak için avukat tutmak zorunlu mu?

Hukuken zorunlu değildir; taraflar şahsen de dava açabilir ve takip edebilir. Ancak yabancı belgelerin hazırlanması, usul işlemleri ve olası itirazların karşılanması konularında uzmanlık gerektiği için bir avukat yardımı tavsiye edilir. Özellikle yurtdışı bağlantılı tebligat ve tercüme işlemleri titizlik ister. Avukat süreci hızlandırabilir, eksikleri önceden tespit edip giderebilir ve size zaman kazandırabilir. Yanlış açılan bir dava (örneğin yetkisiz mahkemeye dilekçe verilmesi) reddedilip yeniden açılması gerekebilir. Bu nedenle, usul ekonomisi açısından deneyimli bir hukukçudan destek almak faydalıdır. Ancak ekonomik veya başka sebeplerle avukatsız da dava açılabilir; bu durumda bu makalede belirtilen belgelere ve şartlara azami dikkat ederek süreci yürütmelisiniz.

Tenfiz kararı alındıktan sonra borçlu malvarlığını saklarsa ne yapabilirim?

Tenfiz kararı, size icra yolunu açar. Borçlunun malvarlığını saklaması genel icra hukukunun konusudur. Elinizde tenfiz edilmiş bir ilâm olduğu anda, İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde haciz, mal beyanı, aciz vesikası, maaş haczi gibi tüm yöntemlere başvurabilirsiniz. Borçlu mal kaçırmaya çalışırsa, buna yönelik hükümler (örneğin mallarını devrederse iptal davası açma hakkı, ceza hukuku anlamında alacaklıyı zarara uğratma suçu vs.) aynen geçerlidir. Yani tenfiz kararı almış alacaklı, bir Türk alacaklı ile aynı hak ve imkanlara sahip olacaktır. Önemli olan, tenfiz kararını bir an önce kesinleştirip icra takibine başlamaktır. Unutmayın, yabancı karar siz tanıtana kadar zaman geçse bile, tenfiz sonrası icra süreci Türk hukukuna tâbidir ve zamanaşımı on yıl gibi sürelerle sınırlıdır. Bu nedenle alacağınızı tenfiz kararı çıkar çıkmaz takip etmeniz önerilir.

 Yabancı mahkeme kararı Türkçe değilse tercümesini kim yapmalıdır?

Mahkemeye sunulacak tercüme, yeminli tercüman tarafından yapılmalı ve noter onayı veya konsolosluk onayı taşımalıdır. Sıradan bir çeviri kabul edilmez. Belgenin resmi çevirisi gerekir. Yurtdışındaysanız, Türk konsoloslukları genelde bulundukları ülkenin dilinden Türkçeye tercüme hizmeti sunabilir veya tercüman yönlendirebilir. Türkiye’de iseniz, yeminli tercüman bulup noterde onaylatmanız gerekir. Belgede önemli bir çeviri hatası olursa mahkeme düzelttirebilir veya bu da zaman kaybına yol açar. O yüzden tercümelerin düzgün yapılmasına dikkat edilmelidir.

Sonuç olarak, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi Türk hukukunda ayrıntılı kurallara bağlanmıştır. Bu kurallara uygun şekilde hareket edildiğinde yabancı ilamlar Türkiye’de de geçerlilik kazanacak; aksi takdirde hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. Bu makalede anlatılan prensipler çerçevesinde hareket etmek, tanıma ve tenfiz süreçlerinde yol gösterici olacaktır. Her somut olayın özellikleri bulunabileceğinden, tereddüt halinde uzman hukukçulara danışılmasını önemle tavsiye ediyoruz.

Bu makale ve içeriğindeki tüm yazılanlar, yazarın telif hakkı koruması altındadır ve . Yazarın yazılı izni olmaksızın bu makalenin herhangi bir bölümü, elektronik, mekanik, fotokopi, kayıt veya başka herhangi bir yöntemle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya saklanamaz. İzin alınmadan yapılacak her türlü kullanım, telif hakkı ihlali sayılacak ve yasal işlem başlatılacaktır. İçerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık yerine geçmez ve doğabilecek zararlardan yazar sorumlu tutulamaz.

Tüm hakları saklıdır. © 2025, Av. Buğra Topaktaş

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Kopyalama Engeli Mevcuttur.