-
Pzt-Cum 09.00 - 18.30
İçindekiler
ToggleGiriş
Özel hayatın gizliliği, anayasamızın 20. maddesiyle güvence altına alınmış ve bu sayede tüm yurttaşların kişisel yaşamına ve aile mahremiyetine saygı gösterilmesini isteme hakkı açıkça tanınmıştır. Bu temel hak, bireyin özel alanına yönelik her türlü hukuka aykırı müdahaleye karşı hem ceza hukuku hem de özel hukuk yollarıyla korunmaktadır. Özellikle dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte bireylerin rızası dışında kaydedilen veya paylaşılan özel görüntülerine ilişkin ihlaller ciddi şekilde artmış, bu durum bireysel hak ve özgürlükler açısından yeni ve karmaşık bir tehdit alanı doğurmuştur. Bu tür fiiller 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesi kapsamında “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçu olarak tanımlanmakta ve cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Anılan maddenin ikinci fıkrası özel nitelikli ses veya görüntülerin üçüncü kişilerle paylaşılmasını müstakil bir suç olarak düzenleyerek, bireyin mahremiyetini çok daha ileri düzeyde koruma altına almayı amaçlamaktadır. Bu yazıda, TCK m.134/2 çerçevesinde özel görüntülerin izinsiz paylaşılması suçu, ceza hukuku perspektifinden detaylı biçimde ele alınmakta; mağdurun korunmasına yönelik mekanizmalar, failin cezai ve hukuki sorumluluğu ile birlikte güncel mevzuat ve Yargıtay kararları ışığında kapsamlı bir değerlendirme sunulmaktadır.
TCK 134. Madde ve Özel Hayatın Gizliliğinin Korunması
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesi, özel hayatın gizliliğini korumaya yönelik düzenlemeler içermekte olup, iki fıkra halinde yapılandırılmıştır. Birinci fıkrada, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu tanımlanmakta; ikinci fıkrada ise görüntü veya ses kayıtlarının hukuka aykırı şekilde ifşa edilmesi bağımsız ve daha ağır yaptırımlı bir suç olarak ele alınmaktadır. Madde hükmü şöyledir:
TCK m.134/1: “Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.”
TCK m.134/2: “Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı cezaya hükmolunur.”
Bu düzenlemeyle, yalnızca gizli kayıt yapma fiili değil, bu kayıtların hukuka aykırı biçimde paylaşılması da müstakil bir suç olarak tanımlanmıştır. 2012 yılında yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile ikinci fıkra maddeye eklenmiş ve ifşa eylemleri ağırlaştırılmış ceza tehdidi altına alınmıştır. Böylece bireylerin özel yaşam alanına yönelik müdahaleler sadece kayıt anında değil, verinin üçüncü kişilerle paylaşılması aşamasında da yaptırıma bağlanmıştır. Bu yönüyle maddenin ikinci fıkrası dijital çağda sıkça karşılaşılan özel görüntülerin internet veya sosyal medya üzerinden yayılmasına karşı özel koruma işlevi üstlenmektedir.
Kanun koyucu bu suçla bireyin mahremiyetini, kişilik haklarını ve özel yaşam üzerindeki tasarruf yetkisini güvence altına almayı hedeflemektedir. Madde gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere kişinin maddi ve manevi varlığını serbestçe geliştirebilmesi özel hayatın hukuk düzenince korunmasıyla mümkündür. Burada korunan hukuki değer yalnızca kişisel veri değil çok daha geniş bir alanı kapsayan mahremiyet hakkıdır.
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, benzer nitelikteki diğer bazı suçlardan özenle ayrıştırılmalıdır. Örneğin haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK m.132) ya da kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi ve yayılması (TCK m.135-136) farklı norm alanlarına ilişkindir. Rızaya aykırı şekilde özel fotoğrafların paylaşılması, doğrudan TCK 134 kapsamında değerlendirilir; zira burada amaçlanan koruma kişisel veriden ziyade bireyin gizli yaşam alanıdır. Bu ayırım hem failin hangi fiilden cezalandırılacağını belirlemede hem de mağdurun hukuki güvencelerini etkin biçimde kullanmasında belirleyici rol oynamaktadır.
Suçun Unsurları ve Nitelikleri
Korunan Hukuki Değer ve Özel Hayat Kavramı
TCK m.134 kapsamında korunan temel hukuki değer, bireylerin gizli ve kişisel yaşam alanlarının dokunulmazlığıdır. Bu alan kişinin yalnızca güven duyduğu kişilerle paylaştığı mahrem yaşam kesitlerini kapsamakta; dış müdahalelere karşı anayasal güvence altında tutulmaktadır. Hukuk öğretisinde bireyin yaşam alanı genellikle üçe ayrılır: (1) Gizli hayat alanı (sır alanı): yalnızca kişinin kendisinin ve çok sınırlı çevresinin bildiği, dış dünyaya tamamen kapalı alandır. (2) Özel hayat alanı: bireyin yakın çevresiyle paylaştığı ancak toplumun geri kalanına kapalı kalan yaşantı alanıdır. (3) Ortak hayat/kamusal alan: bireyin toplumsal yaşamda herkesin önünde gerçekleştirdiği eylemleri içerir. Ceza normları açısından koruma, esasen birinci ve ikinci alanları kapsamakta; suçun konusu da bu alanlarda kalan olgulardan oluşmaktadır.
Özel hayat yalnızca dört duvar arasında yaşanan fiziksel mahremiyetten ibaret değildir. Bireyin kimseyle paylaşmak istemediği veya kiminle paylaşacağına bizzat karar verdiği tüm bilgi, görüntü ve olaylar özel hayat kapsamında değerlendirilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da özel hayat kavramının yalnızca fiziksel mahremiyet değil, aynı zamanda başkalarınca bilinmemesi gereken tamamen kişiye özgü olay ve bilgileri de kapsadığı vurgulanmaktadır.
Uygulamada kamusal alanda gerçekleşen bir eylem her zaman koruma dışı değildir. Örneğin, kamuya açık bir alanda gerçekleşen davranışın niteliği özel yaşamın parçasıysa ve birey bunu başkalarının bilmesini istemiyorsa, gizliliğin ihlali söz konusu olabilir. Yargıtay, bir öğretmenin okul bahçesinde görev ifası sırasında görüntülenmesini özel hayat ihlali saymamış; zira eylem kamusal alanda, mesleki görev çerçevesinde gerçekleşmiştir. Ancak işyerinde nöbet sırasında uyuyan bir kişinin gizlice fotoğrafının çekilip üçüncü kişilere gönderilmesi, mahrem yaşama dair bir olgunun rızaya aykırı ifşası olarak değerlendirilmiş ve TCK m.134 kapsamında suç teşkil ettiği kabul edilmiştir. Bu örnekler, koruma alanının belirlenmesinde olayın gerçekleştiği yer kadar eylemin mahiyeti ve bireyin mahremiyet beklentisinin de belirleyici olduğunu göstermektedir.
Özel görüntü kavramı da bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya ses kayıtları, genellikle cinsel yaşam, aile ilişkileri, sağlık bilgileri ya da kişisel sırları içeren materyallerdir. Yargıtay, bu tür materyallerin özel hayat kapsamında değerlendirilebilmesi için mağdurun bu verilerin ifşasını istememesi ve fiilen gizli tutması gerektiğini vurgulamaktadır. Evli bir çiftin bilgileri dışında kaydedilen cinsel içerikli görüntülerinin paylaşılması buna örnektir. Aynı şekilde, bir kişinin başka biriyle öpüştüğü fotoğrafın, o kişinin annesine veya üçüncü kişilere gönderilmesi, Yargıtay tarafından açıkça özel hayatın gizliliğini ihlal olarak değerlendirilmiştir.
Öte yandan kamuya mal olmuş kişiler bakımından ise özel hayat alanı daha dar yorumlanabilir. Şöhret sahibi bir kişinin, bu sıfatla kamu ilgisine açık hale gelen yaşantı kesitleri daha sınırlı koruma altındadır. Ancak bu durum, söz konusu kişilerin tüm yaşamlarının kamusal alan haline geldiği anlamına gelmez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında yerleşik hale geldiği üzere, kamusal figürlerin de özel yaşamın çekirdek alanına giren, yani tamamen kişisel mahremiyet içeren durumları hâlen hukukî koruma altındadır. Fark, yalnızca gizliliğin sınırlarının belirlenmesinde ortaya çıkar.
Suçun Faili ve Mağduru
TCK m.134 bakımından bu suç, genel suç niteliği taşır; dolayısıyla failin belirli bir sıfat veya konumda olması aranmaz. Suçun özel bir faili yoktur. Eski eş/sevgili, arkadaş, akraba, iş arkadaşı ya da tamamen yabancı bir kişi, bu suçu işleyen fail olabilir. Nitekim uygulamada özel görüntülerin paylaşılması sıklıkla duygusal ilişkilerin sona ermesinden sonra gündeme gelmekte, bu da suça ilişkin faillerin genellikle mağduru tanıyan kişilerden oluştuğunu göstermektedir. Ancak failin mağdurla önceden bir ilişkisinin bulunması zorunlu değildir; ifşayı gerçekleştiren kişi mağdura tamamen yabancı biri de olabilir.
Suçun mağduru ise yalnızca gerçek kişi olabilir. Çünkü özel hayat ve mahremiyet kavramları, tüzel kişilere değil, bireylerin kişisel yaşam alanlarına özgüdür. Mağdur, özel görüntü veya sesleri hukuka aykırı şekilde yayımlanan kişidir. Eğer birden fazla kişinin mahremiyetine ilişkin kayıtlar paylaşılmışsa, örneğin bir çiftin gizli görüntüleri ifşa edilmişse, her iki kişi de mağdur olarak değerlendirilir.
Mağdurun teşhis edilebilir olması suçun oluşumu açısından önem taşır. Doktrin ve Yargıtay kararlarında kişinin açık kimliği bilinmese bile görüntüdeki kişiye ait yüz, ses, isim ya da belirgin bir fiziksel/çevresel unsur aracılığıyla mağdurun tanınabilir olması gerektiği kabul edilmektedir. Aksi takdirde görüntü anonim kaldığı ölçüde ifşa fiilinden söz etmek hukuken zayıf kalmaktadır. Ancak mağdurun yüzü net biçimde görünmese bile kendisini tanımlamaya yeterli nitelikte özel bir bilginin paylaşılması (örneğin adı, sosyal medya hesabı, karakteristik bir aksesuar veya ortam detayı) durumunda suç oluşacaktır zira bu bilgiler mahremiyetin ihlali için yeterlidir.
Suçun Maddi Unsuru: Fiil (Görüntülerin İfşası)
TCK m.134/2 kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun maddi unsurunu, bireyin özel yaşamına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı biçimde başkalarının bilgisine sunulması yani ifşa edilmesi oluşturmaktadır. İfşa kavramı, mahrem nitelikli bir içeriğin başkalarına açıklanması, yayılması veya paylaşılması anlamına gelir. Bu fiil internette veya sosyal medyada özel görüntü yayınlamaktan; WhatsApp, e-posta veya benzeri yollarla üçüncü kişilere göndermeye kadar pek çok farklı biçimde işlenebilir. Kanun aracın türünü sınırlamamış; geleneksel medya, dijital platformlar ya da yüz yüze gösterim gibi tüm yollarla yapılan yayımı suç kapsamına almıştır. Nitekim maddede, ifşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur denilerek gazeteler, televizyon kanalları ve internet siteleri üzerinden yapılan paylaşımlar da açıkça suçun konusuna dahil edilmiştir.
Suçun oluşabilmesi için ifşa fiilinin hukuka aykırı olması zorunludur. Aşağıda sayılan hâllerde ifşa eylemi hukuka uygun kabul edilir ve suç teşkil etmez:
Mağdurun rızası, Özel görüntünün paylaşılması mağdurun açık rızasına dayanıyorsa fiil hukuka aykırı sayılmaz. Ancak rızanın kapsamı dar yorumlanmalıdır. Örneğin mağdur bir görüntüsünü sosyal medyada yalnızca sınırlı sayıda kişiye göstermeyi hedeflemişse, bu içeriğin üçüncü kişilerce daha geniş kitlelere yayılması rızanın aşılması anlamına gelir. Uygulamada sıkça karşılaşılan örneklerden biri, geçmişte mağdurun rızasıyla gönderilmiş olan çıplak bir fotoğrafın, ilişki sonlandıktan sonra üçüncü kişilere iletilmesidir. Bu durumda rıza geçmişe aittir, yeniden paylaşım için geçerli değildir ve fiil açıkça TCK 134/2 anlamında ifşa suçunu oluşturur.
Yargısal veya idari süreçler: Özel nitelikli görüntülerin savcılığa, mahkemeye veya kolluğa delil amacıyla sunulması, hukuka uygunluk nedeni oluşturur. Örneğin boşanma davasında sadakatsizlik iddiasını kanıtlamak için eşin bir özel görüntüsünün mahkemeye ibraz edilmesi veya bir şantaj suçuna dair video kaydının kolluk tarafından dosyaya eklenmesi hâlinde, söz konusu ifşa eylemi suç sayılmaz. Zira burada ifşa, bireysel kastla değil, meşru bir hukuki amaçla gerçekleşmektedir.
Üstün yarar ve meşru savunma: İstisnai hallerde, özel hayatın gizliliği ile başka bir üstün hukuki değer çatışabilir. Bu gibi durumlarda, örneğin bir suçun ihbar edilmesi ya da bir kişinin hayati tehlikesinin bertaraf edilmesi amacıyla sınırlı bir ifşa yapılmışsa, eylem “hakkın kullanılması” ya da “zorunluluk hali” gerekçesiyle hukuka aykırılıktan arınmış olabilir. Ancak bu durumlar çok dar kapsamda değerlendirilir ve keyfî ifşalara gerekçe oluşturmaz.
Görüntünün kaynağı ise suçun oluşumunda belirleyici değildir. Fail, bu görüntüleri kendisi yasa dışı şekilde temin etmiş olabileceği gibi, başka birinden veya internetten edinmiş de olabilir. Önemli olan, mağdura ait mahrem bilginin rızaya aykırı biçimde üçüncü kişilere aktarılmasıdır. Örneğin, fail mağdurun bilgisayarına sızarak edindiği görüntüleri internette yayarsa, hem TCK 134/2 anlamında ifşa suçu oluşur, hem de bilişim sistemine girme gibi başka suçlar da gündeme gelir. Yahut fail bu görüntüleri başkasından edinmiş, hatta kamuya açık bir kaynaktan ulaşmış olsa dahi, eğer içeriğin mağdurun özel hayatına dair olduğunu bilerek yaymışsa, yine aynı sorumlulukla karşılaşır.
Sonuç olarak, failin görüntüyü nasıl elde ettiğinden ziyade, söz konusu içeriğin mahrem niteliği, mağdurun rızasının bulunmaması ve bu içeriğin başkalarıyla paylaşılması, suçu oluşturan temel kriterlerdir.
Suçun Manevi Unsuru ve Kast
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, gerçekleştirdiği fiilin mağdurun özel hayatına dair olduğunu ve rızaya aykırı biçimde ifşa ettiğini bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Olası kast hali de düşünülebilir: Fail, elindeki görüntünün özel nitelikte olabileceğini öngörüp buna rağmen paylaşıyorsa olası kastla hareket ettiği kabul edilebilir. Ancak taksirle (dikkatsizlik veya ihmal sonucu) bu suçun işlenmesi mümkün değildir; örneğin yanlışlıkla bir özel görüntüyü kamuya açık hale getiren kişi kastı yoksa cezai sorumluluk taşımayabilir.
Failin saikinin (amacının) kural olarak suçun oluşumuna etkisi yoktur. İster intikam, şantaj, tehdit amaçlı ifşa yapsın, ister “şaka” ya da dikkatsizlik bahanesiyle yapsın, sonuçta bilerek ve isteyerek özel hayatı ihlal eden herkes cezai sorumluluk altındadır. Bununla birlikte, güdülen amaç bazı durumlarda diğer suçları gündeme getirebilir: Örneğin fail, elindeki mahrem görüntüleri mağdura karşı şantaj malzemesi olarak kullanıyorsa, hem TCK 134 hem de TCK 107 (şantaj) hükümleri ayrı ayrı uygulanır. Yargıtay, mağdura ait görüntüleri ifşa etme tehdidiyle menfaat sağlamaya çalışan failin hem özel hayatın gizliliğini ihlal, hem de şantaj suçlarından cezalandırılacağına hükmetmiştir. Yine fail, ifşa eylemiyle aynı zamanda mağdura hakaret etmiş oluyorsa (örneğin küçük düşürücü mahrem bilgileri yayarak mağdurun onurunu zedelemek kasti), bu durumda fikri içtima kuralları gereği en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilir (genellikle özel hayatın ihlali, hakaretten daha ağırdır).
Suçun Nitelikli Hali: İfşa Suretiyle İhlal
TCK 134/2, özel hayatın gizliliği suçunun nitelikli hali veya ağır şekli olarak da anılır. Basit halde (TCK 134/1), fiil mağdurun özel hayatına girmek veya özel bir olayı gizlice kaydetmek şeklinde olabilir. Nitelikli halde (TCK 134/2) ise bu kayıtların yayılması (ifşası) söz konusudur. Kanun, ifşa fiiline 2 ila 5 yıl arası hapis cezası öngörerek, bu eylemi daha ağır yaptırıma bağlamıştır. Ayrıca TCK 137 uyarınca, suçun belli kişiler tarafından veya belli yöntemlerle işlenmesi de cezayı artırır (bu noktaya aşağıda değinilecektir).
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda “gizlice kayıt” ve “ifşa” fiilleri bazen aynı olayda peş peşe meydana gelebilir. Örneğin fail, önce mağdurun habersizce özel görüntülerini çekmiş, sonra bunları paylaşmışsa hem 134/1 (kayıt suretiyle ihlal) hem 134/2 (ifşa suretiyle ihlal) ayrı ayrı gerçekleşmiş olabilir. Yargıtay uygulamasına göre, bu durumda fail her iki fiilden de sorumlu tutulabilir; ilk eylem özel hayatın gizliliğini ihlalin basit şekli, ikinci eylem ise nitelikli şeklidir. Bu iki suç, farklı hukuki menfaatleri ihlal ettiğinden içtima kuralları gereği ayrı suçlar olarak cezalandırılır. Nitekim bir kararında Yargıtay, sanığın iş yerinde uyuyan arkadaşının fotoğrafını çekmesini TCK 134/1 ikinci cümle kapsamında, bu fotoğrafı başkalarına göndermesini ise TCK 134/2 kapsamında değerlendirerek iki ayrı ihlal olduğunu belirtmiştir. Ancak uygulamada mahkemeler, böyle durumlarda zincirleme suç hükümlerini veya fikri içtima uygulamasını da tartışabilmektedir. Genel kabul, kayıt etme ve ifşa etme fiillerinin birbirinden bağımsız suç tipleri olduğudur; dolayısıyla failin her birinden ayrı ayrı cezalandırılması mümkündür (özellikle eylemler farklı zamanlarda gerçekleşmişse). Eğer fail tek bir fiil ile birden fazla suçu aynı anda işlemişse – örneğin hem gizlice kaydedip hem aynı anda canlı yayınlamışsa – içtima hükümleri devreye girer. Bu durumda TCK 44’e göre en ağır cezalı fiilden hüküm kurulması veya TCK 42-43’e göre zincirleme suç değerlendirmesi yapılması gündeme gelebilir.
Cezayı Artıran ve Azaltan Nedenler
Kamu görevlisi veya meslek konumunun kötüye kullanılması: Suçun, TCK 137’de belirtilen nitelikli fail tarafından işlenmesi cezada artırım nedenidir. Eğer fail bir kamu görevlisi olup da görevinden kaynaklı yetkiyi kötüye kullanarak bu suçu işlerse ya da fail bu suçu kendi meslek, sanat veya becerisinin sağladığı kolaylıktan faydalanarak gerçekleştirirse, cezası yarı oranında artırılır. Örneğin bir doktorun, tedavi amacıyla elde ettiği hastasına ait mahrem görüntüleri izinsiz paylaşması halinde ceza %50 artırılır. Aynı şekilde bir bilişim uzmanının veya fotoğrafçının mesleki imkanlarını kullanarak özel görüntüleri yayması da artırım sebebidir.
Basın ve yayın yoluyla işlenmesi: TCK 134/2’nin son cümlesi, ifşanın basın-yayın aracılığıyla yapılmasını ayrıca belirtmiştir. Bu durumda ceza yine 2-5 yıl arası hapistir; yani ceza aralığı değişmez ancak uygulamada bu yol suçun yaygın etkisini artırdığından takdiren daha yüksek cezalar verilebilmektedir. Ayrıca suç, internet ortamında işlenmişse (sosyal medya, web siteleri gibi), bu da bir nevi basın-yayın sayılabilir ve madde kapsamındadır. Dijital platformlar vasıtasıyla geniş kitlelere ulaşan ifşalar, suçun daha ağır sonuç doğuran bir şeklidir ve yargılama makamlarınca cezalandırmada bu husus dikkate alınır.
Zincirleme suç (TCK 43): Fail aynı mağdura yönelik olarak değişik zamanlarda birden fazla defa özel görüntü ifşa ederse ve aralarında hukuki kesinti yoksa, zincirleme suç hükümleri uygulanır. Örneğin fail, mağdurun farklı özel fotoğraflarını belli aralıklarla parça parça internette yayınlamışsa, bir suç işleme kararının icrası kapsamında birden çok fiil söz konusu olduğundan zincirleme şekilde tek suç sayılır ve ceza belli oranda artırılır. Zincirleme suç uygulaması, mağdurun aynı kişi olması şartına bağlıdır; farklı mağdurlar varsa her biri ayrı suç oluşturur.
Teşebbüs: Suçun teşebbüse elverişli olup olmadığı, icra hareketlerinin bölünebilmesine bağlıdır. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, özellikle ifşa fiili yönünden teşebbüse müsaittir. Örneğin fail bir görüntüyü internete yüklemeye kalkışıp teknik bir sebeple yayınlayamazsa ya da paylaşım yaparken engellenirse, teşebbüs aşamasında kalan bir fiil söz konusu olur. Bu durumda fail, elinde olmayan sebeplerle suçu tamamlayamamışsa teşebbüsten dolayı ceza alır (TCK 35). Keza birine verilmek üzere hazırlanan mahrem içerikli mektup/posta yakalanırsa yine teşebbüs gündeme gelir. Ancak çoğu ifşa eylemi anlık gerçekleştiği için teşebbüs tartışması sınırlıdır; fiil çoğunlukla paylaşımın yapılmasıyla tamamlanır.
İştirak: Suça birden fazla kişi katılabilir. Bu durumda genel iştirak hükümleri uygulanır. Birden fazla fail birlikte ifşa eylemini gerçekleştirirse müteselsilen sorumluluk söz konusu olur; her biri fail olarak cezalandırılır. Örneğin bir görüntüyü yaymak üzere komplo kuran birden çok kişi varsa, hepsi müşterek faildir. Suça azmettiren (başkasını kışkırtan) veya yardım eden kişiler de kendi katkıları oranında ceza alır. Ayrıca uygulamada çok sık karşılaşılan bir durum, ikinci el paylaşım meselesidir: Bir kişi mahrem görüntüyü internette gördükten sonra tekrar paylaşırsa, o da ayrı bir ifşa fiili işlemiş sayılır ve TCK 134/2’den sorumlu olur. Yani görüntüyü ilk yayan kişi kadar, onu kopyalayıp yayan her bir kişi suçu yeniden işlemiş olur. Her fail, kendi gerçekleştirdiği ifşa eyleminden dolayı ayrı ayrı cezalandırılır. Bu durum, mağdur açısından zararların katlanmasına yol açsa da ceza hukuku her failin eylemini bireysel olarak değerlendirir.
Soruşturma ve Kovuşturma Usulleri
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, takibi şikayete bağlı suçlar arasındadır. Mağdur şikayet etmediği sürece resen soruşturma açılmaz. Suçun soruşturulması için mağdurun veya yasal temsilcisinin (mağdur çocuk veya kısıtlı ise veli/vasi) şikayeti gereklidir. Şikayet süresi, fiil ve failin öğrenildiği günden itibaren 6 ay olarak belirlenmiştir (TCK m.73). Mağdur, suça ve failin kimliğine vakıf olduğu andan başlayarak altı ay içinde yetkili makamlara başvurarak şikayet hakkını kullanmalıdır. Aksi halde bu hakkı düşer ve sonradan şikayet edilse bile soruşturma yapılamaz. Belirtelim ki 6 aylık süre hak düşürücü şikayet süresidir; suçun dava zamanaşımı süresi ise daha uzundur (bu suç için cezanın üst sınırı 5 yıl olduğu için muhtemel dava zamanaşımı 8 yıldır). Şikayet süresinin geçirilmesi, kamusal dava açılmasını engeller ancak mağdurun özel hukuk taleplerini (tazminat gibi) engellemez.
Mağdur, şikayetinden vazgeçme hakkına da sahiptir. Soruşturma veya dava devam ederken, mağdur açıkça şikayetten vazgeçtiğini beyan ederse, dava düşer (CMK m.73). Şikayetten vazgeçme, failin rızasına bağlı olmaksızın davayı düşürür; çünkü bu suç mağdura sıkı sıkıya bağlı bir suçtur. Ancak hüküm kesinleştikten sonra (mahkumiyet aldıktan sonra) vazgeçme hükümlü lehine sonuç doğurmaz. Uygulamada bazı mağdurlar, özellikle fail yakın çevreden biriyse veya aralarında uzlaşma sağlanmışsa, şikayetini geri çekebilmektedir. Bu durumda ceza davası son bulur.
Soruşturma evresinde, yetkili merci mağdurun şikayeti üzerine Cumhuriyet Savcılığıdır. Savcılık, gerekli gördüğünde kolluk aracılığıyla delil toplar: İlgili sosyal medya paylaşımları, dijital materyaller, tanık ifadeleri, uzman raporları gibi deliller temin edilir. Dijital deliller önem arz eder; paylaşılan görüntülerin ekran görüntüleri, URL adresleri kayıt altına alınır. Suçun işlendiği cihaz veya hesap tespit edilirse, arama-el koyma tedbirleriyle failin bilgisayar/telefon gibi cihazlarına incelenmek üzere el konabilir. Özellikle failin kimliği bilinmiyorsa, IP adresi tespiti, sosyal medya şirketine yazı yazılması gibi yollarla kimlik tespiti yoluna gidilebilir. Suçun yurt dışı boyutu olursa (örneğin görüntülerin yurt dışındaki bir sitede barındırılması), uluslararası adli yardımlaşma mekanizmaları devreye girebilir.
Uzlaştırma: Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, kanunen uzlaştırma kapsamındadır. Soruşturma veya kovuşturma sırasında, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme dosyayı uzlaştırma bürosuna gönderir. Taraflar (mağdur ve fail) bir arabulucu eşliğinde anlaşma yoluna gidebilir. Uzlaştırma, genellikle failin özür dilemesi, belirli bir tazminat ödemesi veya zararı telafi edici başka bir edimde bulunması şeklinde gerçekleşebilir. Eğer uzlaşma sağlanırsa, soruşturma sonlandırılır ve dava açılmaz (veya açılmışsa düşer). Uzlaşma sağlanamazsa yargılamaya devam edilir. Uzlaştırma mekanizması, mağdurun rızasına bağlıdır; mağdur istemezse uzlaştırma girişimi olumsuz sonuçlanır. Bazı durumlarda, mağdur üzerinde baskı kurulmaması adına uzlaştırma görüşmeleri hassas yürütülür, zira konu hassas mahremiyet ihlali olduğundan mağdur faille muhatap olmak istemeyebilir.
Soruşturma sonucunda yeterli delil elde edilirse savcılık iddianame düzenleyerek dava açar. Kovuşturma evresinde, davaya bakmaya görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir. Yetkili mahkeme ise suçun işlendiği yer mahkemesidir (CMK m.12). Suçun işlendiği yerin tespiti, özellikle internet üzerinden işlenen fiillerde, paylaşılan içeriğin yayınlandığı yer veya mağdurun ikametgahı gibi ölçütlerle belirlenebilir. Uygulamada mağdurun başvurduğu yer savcılığı, yetkili mahkemeyi de belirleyebilmektedir.
Yargılama aşamasında, deliller hakim tarafından değerlendirilir. Yargıtay içtihatları, özel hayatın gizliliği davalarında yol gösterici olmaktadır. Mahkeme, fiilin gerçekten özel hayat kapsamında olup olmadığını, mağdurun gizlilik beklentisini, failin kastını ve hukuka aykırılık unsurlarını titizlikle inceler. Bazı durumlarda duruşmaların kapalı yapılması (örneğin ifşa edilen görüntülerin mahrem niteliği nedeniyle) talep edilebilir ve mahkeme CMK 182 uyarınca uygun görürse duruşmayı gizli yapabilir. Karar sonucunda hükmün açıklanması geri bırakılabilir (HAGB) veya ceza ertelenebilir; bunlar aşağıda ayrıca ele alınacaktır.
Yaptırımlar ve Sonuçlar
Hapis cezası: TCK 134/2 kapsamında fail hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Hakim, suçun işleniş biçimini, failin kastının yoğunluğunu, sonuçlarını dikkate alarak bu aralıkta bir temel ceza tayin eder. Eğer suç, TCK 134/1 kapsamındaki kayda alma fiiliyle birlikte işlendiyse (önce kayıt sonra ifşa), ayrı ayrı ceza tayini veya hüküm birleştirme yoluna gidilecektir. (bu durumda ceza toplamı daha yüksek olabilecektir). Suçun kamu görevlisi eliyle veya basın-yayın yoluyla işlenmesi gibi nitelikli haller varsa ceza artırımına tabi tutulur.
Adli para cezası ve erteleme: Kanun, bu suç için adli para cezası öngörmemiş olmakla birlikte, kısa süreli hapis cezalarının para cezasına çevrilebilmesi genel hükümlere göre mümkündür. 1 yıl veya altında hapis cezası verilirse, hakim takdiren bunu adli para cezasına çevirebilir. Ancak TCK 134/2’nin alt sınırı 2 yıl olduğu için, mahkemenin suç vasfını TCK 134/1’den değerlendirmesi veya ağır tahrik gibi indirimlerle cezayı 1 yıl ve altına düşürmesi durumu haricinde, doğrudan para cezasına çevirme pek mümkün olmayacaktır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, koşulları varsa uygulanabilir. Failin sabıkasız oluşu, cezanın 2 yıl veya daha az süreye indirilmiş olması ve zararın giderilmiş olması halinde mahkeme HAGB kararı vererek, 5 yıllık denetim süresi belirleyebilir. Bu sürede kasıtlı suç işlemezse hüküm ortadan kalkar. Cezanın ertelenmesi de 2 yıl veya altındaki hapis cezalarında mümkün olup, failin geçmişi ve pişmanlığı gibi unsurlarla mahkeme erteleme yoluna gidebilir. Erteleme halinde belli bir denetim süresi belirlenir ve gerekirse rehabilitasyon tedbirlerine hükmedilir.
Diğer sonuçlar: Fail hakkında TCK 53 uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakma (belirli süre kamu görevi üstlenememe vb.) gibi güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Eğer fiil neticesinde elde edilen veya kullanılan araçlar varsa (örneğin gizli çekim cihazları), TCK 54 uyarınca müsadere (el koyma) kararı verilebilir. Ayrıca, dijital ortamda yayılan içeriklerin erişiminin engellenmesi için mahkeme kararları alınabilir (özellikle hüküm kesinleşmese bile soruşturma aşamasında bile korunma amaçlı engelleme yapılabilir, bkz. 5651 sayılı Kanun).
Mağdurun Korunması ve Pratik Başvuru Yolları
Özel görüntülerin izinsiz paylaşılması mağdurlar için ciddi psikolojik, sosyal ve hatta fiziksel sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle mağdurların korunmasına yönelik hukuki mekanizmalar devreye sokulmuştur:
İçeriğin yayından çıkarılması ve erişim engeli: Mağdur, özel hayatının gizliliğini ihlal eden görüntü veya içeriklerin internette yayıldığı durumlarda süratle idari ve hukuki başvurular yapabilir. 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9/A maddesi, özel hayatın gizliliğinin ihlali durumunda içeriğe erişimin engellenmesi için bireysel başvuru hakkı tanır. Mağdur doğrudan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) başvurarak, söz konusu URL veya içerik için erişim engelleme talep edebilir. Bu başvuru yapıldığında BTK, durumu derhal değerlendirip gerekiyorsa ilgili yayınlara 24 saat içinde erişimi engelleyebilir. Kanun, “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, doğrudan BTK Başkanı’nın emriyle erişimin engellenebileceğini” öngörmüştür. Böylece mahkeme kararı beklenmeksizin hızlı bir tedbir alınabilir; ardından karar 24 saat içinde sulh ceza hakiminin onayına sunulur. Özellikle mahrem görüntülerin hızla yayılma riski karşısında bu acil mekanizma mağduru korumayı amaçlar. Mağdur aynı zamanda Sulh Ceza Hakimliği’ne de doğrudan başvurarak içeriğin kaldırılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı talep edebilir. Sulh Ceza Hakimi talebi uygun bulursa, internet ortamındaki belirli URL’lere erişim engeli kararı verecektir. Verilen kararlar Erişim Sağlayıcıları Birliği aracılığıyla tüm internet servis sağlayıcılarına iletilir ve en geç 4 saat içinde uygulanması zorunludur (5651 s.k. m.9/A). İçeriğin tamamen kaldırılması mümkün değilse bile erişimin engellenmesi mağdurun zararını azaltmaya yöneliktir.
Sosyal medya platformlarına başvuru: Mağdur, özel görüntülerinin yayıldığı sosyal medya platformlarına (Facebook, Twitter, Instagram vb.) veya video sitelerine (YouTube vb.) doğrudan şikayet bildiriminde bulunabilir. Birçok büyük platform, “kişinin izni olmadan mahrem görüntülerinin paylaşılması” durumunu hizmet şartları ihlali sayarak içeriği kaldırma politikası gütmektedir. Örneğin Facebook ve Instagram, intikam pornosu veya benzeri ihlallerde içeriği kaldırıp paylaşanı engelleyen özel prosedürler uygular. Mağdurun bu platformların yardım merkezlerine veya içerik ihbar mekanizmalarına başvurması, hukuki süreçlerden bağımsız olarak hızlı sonuç verebilir. Ayrıca platformlar, mağdurdan gelen talep üzerine ilgili içeriğin yayılmasını önlemek için dijital iz (hash) teknolojileri kullanarak tekrar yüklenmesini engellemeye çalışmaktadır.
Delillerin toplanması ve muhafazası: Mağdur için pratikte ilk adımlardan biri, ihlal teşkil eden paylaşımların delillerini toplamak olmalıdır. Ekran görüntüleri alma, paylaşımın linkini kaydetme, varsa tanık beyanlarını not etme gibi adımlar ilerideki hukuki süreçte önem taşır. Bu deliller, hem ceza davasında hem de olası tazminat davasında ihlalin ispatı için gereklidir. Özellikle internetteki içerikler hızlıca silinebileceği için, mağdurun vakit kaybetmeden kanıt toplaması tavsiye edilir. Gerekirse Noter aracılığıyla ilgili web sayfasının içerik tespiti yapılabilir (Noterler Birliği e-tespit sistemi).
Emniyet ve savcılığa başvuru: Mağdur, bulunduğu yerin Cumhuriyet Savcılığı’na veya en yakın karakola giderek suç duyurusunda bulunabilir. Şikayet dilekçesinde olayın özeti, varsa failin kimliği veya tahmini bilgileri, deliller ve tanıklar belirtilmelidir. Suç duyurusuyla beraber yukarıda bahsedilen erişim engelleme talepleri de iletilebilir; savcılık da resen Sulh Ceza’dan koruma tedbiri talep edebilir. Ayrıca e-Devlet üzerinden veya UYAP Citizen portalından elektronik suç duyurusu yapmak da mümkün olabilir.
Psikolojik ve sosyal destek: Mağdur için olayın travmatik boyutu olabileceğinden, gerektiğinde psikolojik destek alması önemlidir. Bazı durumlarda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki danışma hatları veya baroların adli yardım servisleri devreye girebilir. Özellikle mağdur çocuksa veya fail yakın aile çevresinden biriyse, sosyal destek mekanizmalarıyla mağdur korunmalıdır (örneğin gerekirse 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu tedbir kararları dahi düşünülebilir). Yine, mağdurun kimliğinin ifşa olmaması için yargılama aşamasında gizlilik kararı aldırmak gibi hakları vardır.
Pratik öneriler: Mağdurun, ihlal öğrenildiği anda harekete geçmesi en kritik noktadır. Zira dijital içerikler kısa sürede çok geniş bir alana yayılabilir. Bu nedenle, eşzamanlı olarak hem platformlara şikayet, hem BTK/Sulh Ceza mekanizmalarına başvuru, hem de adli mercilere suç duyurusu yapılması en etkin yöntemdir. Ayrıca mağdur, başkalarının elinde elinde bulunabilecek kopyaları da yok etmeye çalışmalıdır; örneğin tanıdığı kişilerde varsa bunları talep yoluyla sildirebilir veya ihtar çekebilir. Unutulmamalıdır ki bir görüntü internete sızdığında tam anlamıyla “unutulması” çok zor olabilir; ancak hukuk yoluyla bu zararın olabildiğince sınırlandırılması sağlanabilir. Nitekim Yargıtay 19. Ceza Dairesi, internette unutulma hakkının da kişilik haklarının korunmasının bir parçası olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla mağdur, hem ceza hem hukuk mekanizmalarını kullanarak itibar ve haklarını korumaya çalışmalıdır.
Açılabilecek Davalar, Maddi ve Manevi Tazminat Davaları
Özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi, yalnızca cezai müeyyide doğurmakla kalmaz; aynı zamanda hukuki (medeni) sorumluluğu da gerektirir. Türk Medeni Kanunu m.24, hukuka aykırı olarak kişilik hakkı saldırıya uğrayan kimseye hakimden koruma isteme hakkı tanımıştır. Özel hayatın gizliliği de kişilik haklarının bir parçası olduğu için, bu hakkı ihlal edilen kişi TMK m.25 çerçevesinde çeşitli davalar açabilir:
Saldırının önlenmesi davası: Henüz gerçekleşmemiş fakat gerçekleşme tehlikesi bulunan bir ihlal söz konusuysa, mağdur mahkemeden saldırının önlenmesini talep edebilir. Örneğin failin elinde bulunduğu bilinen mahrem görüntüleri yayımlamaması için mahkemeden ihtiyati tedbir ve sonrasında önleme kararı istenebilir.
Devam eden saldırının durdurulması: İhlal fiili sürmekte ise (örneğin içerik halen internette yayında ise), mağdur bunu durdurmak için dava açabilir. Mahkeme, içeriğin kaldırılmasına ve paylaşımın durdurulmasına yönelik karar verebilir. Bu dava genellikle 5651 sayılı Kanun’daki teknik yollarla paralel işleyebilir.
Saldırının hukuka aykırılığının tespiti: İhlal fiili sona ermiş ancak etkileri devam ediyorsa, mağdur geçmişteki saldırının hukuka aykırı olduğunun tespitini isteyebilir. Bu tür tespit davaları, özellikle mağdurun ileride açacağı tazminat davasına veya manevi rehabilitasyonuna zemin hazırlar; failin haksızlığını kayıt altına alır.
Maddi ve manevi tazminat davaları: Mağdur, uğradığı maddi zararları ve çektiği manevi üzüntü, acı, elem için tazminat talep edebilir. Maddi tazminat kapsamında, ihlal nedeniyle oluşan somut ekonomik kayıplar istenebilir. Örneğin özel görüntülerin yayılması sonucu işini kaybeden bir kişi, gelir kaybını maddi tazminat olarak talep edebilir. Manevi tazminat ise, mağdurun yaşadığı psikolojik yıkım, itibar zedelenmesi, üzüntü ve ıstırabın parasal karşılığı olarak talep edilir. Türk Borçlar Kanunu m.58 (eski BK m.49), kişilik haklarının ihlali halinde manevi tazminata hükmedilebileceğini düzenlemektedir. Yargıtay içtihatlarında, özel hayatın gizliliğini ihlal nedeniyle kişinin toplum önündeki saygınlığının, kişisel huzurunun bozulması gibi sonuçlar manevi tazminat gerekçesi sayılmaktadır. Örneğin, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/3542 sayılı kararında, bir gazetede kişinin özel hayatına dair asılsız iddialar yayımlanmasını manevi tazminat sebebi kabul etmiştir (karar içeriğinde R.T.E. ile ilgili bir örnekleme yapılmıştır).
Kazancın iadesi davası: Eğer fail, mağdurun özel görüntülerini hukuka aykırı şekilde kullanarak ekonomik bir kazanç elde etmişse (örneğin bunları yasa dışı şekilde satma, yayından reklam geliri elde etme gibi), mağdur haksız kazancın iadesini de talep edebilir. Bu daha nadir görülen bir dava türüdür ve TBK m. 55/1’deki “kazancın geri verilmesi” ilkesine dayanır.
Bu hukuki davalar, ceza davasından bağımsız olarak veya ceza davasıyla paralel yürütülebilir. Ceza davasında hüküm çıkması, hukuk hakimini bağlamasa da etkileyebilir. Özellikle ceza mahkumiyeti, hukuka aykırılık unsurunu adeta belirlemiş olacağından, hukuk davasında mağdur lehine bir durum yaratır. Mağdur ceza yargılaması sırasında da manevi tazminat talebini suçtan zarar gören sıfatıyla ileri sürebilir (CMK 237, 243). Ancak uygulamada daha sağlıklı olan, ayrı bir hukuk davası ile tazminat talep etmektir; zira ceza mahkemesi genellikle manevi tazminat konusunu detaylı değerlendirmeyip diğer mahkemelere bırakabilmektedir.
Zamanaşımı: Hukuki tazminat taleplerinde zamanaşımı, TBK m.72’ye göre öğrenmeden itibaren 2 yıl ve her halde fiilden itibaren 10 yıldır. Ancak bu fiil aynı zamanda ceza kanunlarına göre suç oluşturuyorsa (ki TCK 134 suçtur), ceza zamanaşımı uygulanır; bu durumda süre daha uzun olabilir (TCK 134 için ceza zamanaşımı muhtemelen 8 yıl veya koşullara göre 15 yıl olduğundan, tazminat davası için de bu süreler esas alınabilir). Mağdur ceza davasının sonuçlanmasını beklemek zorunda değildir; fiili ve faili öğrendiğinde doğrudan tazminat davası açabilir. Fakat ceza davası devam ederken hukuk davası genelde bekletilir, çünkü ceza hükmü beklenir.
Neticede, özel hayatın gizliliğinin ihlali durumunda mağdur, ceza yargılaması ile failin cezalandırılmasını sağlarken, hukuk mahkemelerinde de haklarının onarılmasını, zararlarının giderilmesini sağlayabilir. Bu iki yol birbiriyle çelişik olmayıp, mağdurun bütüncül korunması amacına hizmet eder.
Sosyal Medya ve Dijital Platformların Etkisi
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, teknolojik gelişmelerle birlikte artık günümüzde yeni bir boyuta taşınmıştır. Sosyal medya ve dijital platformlar, bir yandan suçun işlenmesini son derece kolaylaştırmış; öte yandan mağdur üzerindeki etkisini derinleştirmiştir. Eskiden yalnızca dar çevrelere ulaşabilecek mahrem bir görüntü artık tek bir paylaşım ile saniyeler içinde binlerce kişiye yayılabilmektedir. Bu da ceza hukuku bakımından bazı tartışmaları gündeme getirmiştir. Özellikle dijital yolla yapılan ifşaların doğurduğu sonuçların ağırlığı, doktrinde cezada artırım gerekliliğini savunan görüşleri güçlendirmiş ve bu yaklaşım 2012 yılında yapılan yasal değişiklikle kanun koyucu tarafından da benimsenmiştir. Nitekim TCK 134/2 hükmü, internet dahil basın-yayın yoluyla ifşayı açıkça kapsar hale getirilmiş; uygulamada da yargı makamları, dijital mecralarda gerçekleşen ihlallerde alt sınırdan uzaklaşarak cezanın caydırıcılığını artırma eğilimine girmiştir.
Öte yandan dijital platformlar mağdurların korunmasına da hizmet edebilir hale gelmiştir. 5651 sayılı Kanun içeriklerin mağdur başvurusu üzerine kaldırılmasına veya erişimin engellenmesine imkan tanımaktadır. Ancak pratikte bu mekanizmalar her zaman etkin sonuç doğurmamaktadır. İçeriğin yurtdışındaki sunucularda barındırılması ya da failin anonim hesaplar üzerinden hareket etmesi halinde, erişim engeli kararı etkisiz kalabilmekte; failin kimliği tespit edilemeyebilmektedir. Böyle durumlarda mağdurun tüm çabalarına rağmen içeriğin tam anlamıyla ortadan kaldırılması mümkün olmayabilir. Bununla birlikte “unutulma hakkı’nın hukuki sistemimize girmesi, arama motoru indekslerinden belirli sonuçların çıkarılması gibi ikincil çözümler doğurmuştur.
Sosyal medya şirketleri de son yıllarda intikam saiki ve benzeri mahremiyet ihlallerine karşı daha duyarlı politikalar uygulamaya başlamıştır. Örneğin Meta, kullanıcıların izni olmadan paylaşılan cinsel içerikli görüntüleri tespit edip otomatik olarak engelleyen algoritmalar geliştirmekte; X (eski adıyla Twitter) ve diğer platformlar da bu yöndeki ihlal bildirimlerini öncelikli ele alarak, gerekirse faillerin hesaplarını askıya almaktadır. Ancak tüm bu önlemler, şirketlerin kendi inisiyatifiyle uyguladığı iç politika düzenlemeleri olup elbette hukuk sisteminin sağladığı yaptırımların yerini alayacaktır.
Dijital platformların bir diğer yönü ise delil niteliğidir. Özellikle bir paylaşımın gerçekten yapılıp yapılmadığı, kim tarafından gerçekleştirildiği, ne kadar süre erişilebilir kaldığı gibi hususlar çoğu zaman uyuşmazlık konusu hâline gelebilmektedir. Bu noktada, sosyal medya şirketlerinin sunucularında tutulan log kayıtları büyük önem taşımaktadır. Ancak söz konusu kayıtların yurt dışındaki şirketlerden temin edilmesi, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında uluslararası adli iş birliği prosedürlerine tabidir. Bu nedenle 2020 yılında yürürlüğe giren 7253 sayılı Kanun ile büyük sosyal ağ sağlayıcılarına Türkiye’de temsilci bulundurma zorunluluğu getirilmiş; belirli içeriklere yönelik başvurulara 48 saat içinde yanıt verme yükümlülüğü tanımlanmıştır. Bu düzenleme, mağdurun hem içerik kaldırma hem de fail tespiti taleplerinde daha etkin sonuç alınmasını hedeflemektedir.
Tüm bu gelişmeler ışığında, dijital çağda önleyici tedbirlerin önemi her zamankinden daha büyüktür. Bireylerin, özel mahrem görüntülerini kimseyle paylaşmamaları veya dijital ortamda saklamamaları yönündeki uyarılar hukuken haklı olsa da, gerçek hayatta bu paylaşımların tamamen engellenmesi mümkün görünmemektedir. Bu nedenle hukuk sistemi, ikinci bir savunma hattı olarak devreye girmekte ve paylaşımlar kötüye kullanıldığında hızlı refleks göstererek mağduriyetin yaygınlaşmasını sınırlamaya çalışmaktadır. Bu koruma yalnızca güncel ve etkin yasal düzenlemelerle değil, aynı zamanda bilinçli ve sorumluluk sahibi bir yargı pratiğiyle mümkün olacaktır.
Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçuna İlişkin Güncel Yargıtay Kararları
“İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanığın katılan ile cinsel ilişkiye girdikleri ana ilişkin görüntüleri katılanın bilgisi ve rızası dışında video kaydına aldığı, bu video görüntülerini iş yerinden tanıdığı dosya dışı diğer sanığa göndererek fikir ve eylem birliği içerisinde katılanın kendisine belirttiği miktar parayı vermemesi halinde cinsel ilişki görüntülerini katılanın eşine ve akrabalarına göndereceklerini söylemek suretiyle şantaj yaptığı olayda sanığın 5237 sayılı Kanunun 107/2, 136/1 ve 135/1. maddesinde düzenlenen şantaj, verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve kişisel verileri kaydetme suçlarını oluşturduğundan ayrı ayrı mahkumiyetine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yapılan yargılama neticesinde sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanunun 107/2, 134/2 ve 134/1-1,2. maddelerinde düzenlenen şantaj, özel hayatın gizliliğini ifşa suretiyle ihlal ve özel hayatın gizliliğini görüntülerin kaydedilmesi suretiyle ihlal suçlarını oluşturduğundan ayrı ayrı mahkumiyetine karar verilmiştir.” (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2022/5696 Karar : 2025/995 Karar Tarihi :03.02.2025)
“Sanığın sosyal medya profili oluştururken katılana ait kişisel veri kapsamındaki cep telefonu numarasını ve katılanın fiziksel ve cinsel mahremiyetini içeren özel hayat kapsamındaki fotoğraflarını yayımlamasıyla sübut bulan olayda, sanığın hukuki anlamda tek fiil sayılması gereken eylemi ile hem TCK’nın 134. maddesindeki özel hayatın gizliliği suçunu hem de TCK’nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediği anlaşılmakla bir fiili ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan sanığın TCK’nın 44. maddesindeki farklı nevi’den fikri içtima gereğince, daha ağır cezayı gerektiren TCK’nın 134/2. maddesi ile yaptırım altına alınan görüntü ve seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliği suçundan mahkumiyet hükmü kurulması yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki bozma içeren görüşe iştirak edilememiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin lehe hükümlerin uygulanmadığına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair kararın kabul edilemez olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme aykırı olarak onanmasına karar verilmiştir.” (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2020/1165 Karar : 2024/852 Karar Tarihi :27.02.2024)
“Katılanın suç işlediğini düşünen sanığın, Cumhuriyet Başsavcılığı ya da ilgili kolluk makamlarına müracaat etmek yerine, katılan tarafından kendisine karşı işlenmekte olan ve ani gelişen bir suç (örneğin; cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bulunmadığı halde, kaybolma olasılığı bulunan mevcut delilin muhafazasını sağlamak için değil, sürekli denetim ve gözetim altına aldığı katılanın, gün içerisinde, kiminle, niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları ortaya çıkarmak amacıyla önceden hazırlıklı ve planlı şekilde hareket ettiği gözetilerek, sanığın sübut bulan eylemlerine uyan TCK’nın 134/1-2 ve 134/2. maddelerindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, genel kastla işlenen suçta, “Sanık tarafından görüntüye alınan yaşam alanının müştekinin başkalarının bilmesini istemeyeceği kendine özel gizli özel yaşam alanı olmadığı ve diğer kişiler ile paylaşıp mesleki faaliyetini yürüttüğü işyeri olduğu, bu hali ile sanığın suç işleme kastına ilişkin manevi unsur ile suçun maddi unsurunun oluşmadığı” şeklindeki, özel hayatı mekana indirgeyen ve yasal olmayan gerekçelerle, sanık hakkında beraat kararı verilmesi, kanuna aykırı olduğuna karar verilmiştir.” (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/16780 Karar : 2014/10222 Karar Tarihi :28.04.2014)
“Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan ikrar içeren beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanık ile müştekinin evli oldukları, evlilik birliği içerisinde çekilmiş olan müştekinin saçının kazınmış halde bulunduğu özel hayat kapsamındaki görüntüsünü whatsapp profil resmi olarak paylaşan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 134/2. maddesindeki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.” (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2021/2119 Karar : 2024/1294 Karar Tarihi :19.03.2024)
“Sanık …’in, iki yıldır arkadaşı olan mağdur …’e ait fotoğrafı, “Bu sarışın kıza dikkat edin, erkekleri kandırıp, parasını gasp ediyorlar, arkadaşımdan biliyorum” ibareleri ile birlikte facebook hesabında yayımlayıp, mağdurun fotoğrafını rızasına aykırı şekilde başkalarının görgüsüne sunarak verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediği iddiasıyla sanık hakkında kamu davası açıldığı olayda; mağdurun özel yaşam alanına ilişkin olmayan kişisel veri niteliğindeki fotoğrafını, hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunda tereddüt bulunmayan bir yöntemle facebook hesabı üzerinden yayımlayan sanık hakkında TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek, sanığın, ek savunması alınan TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasındaki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2019/6342 Karar : 2021/3092 Karar Tarihi :24.03.2021)
” Katılanın cinsel ve fiziksel mahremiyetine ilişkin çıplak görüntülerini, onun bilgisi dışında, ifşa eden suça sürüklenen çocukların eyleminde TCK’nın 134/2. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yanı sıra toplumun sahip olduğu ortak ar ve haya duygularını, yerleşik edep kurallarını incitici ve genel ahlâka aykırı nitelikteki resimlerin ifşası sırasında 12 yaşındaki katılana ait müstehcen görüntünün yayınlanması nedeniyle 226/5. maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçunun da oluştuğu, bir fiili ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan suça sürüklenen çocukların, TCK’nın 44. maddesi gereğince, daha ağır cezayı gerektiren müstehcenlik suçundan cezalandırılması, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan ise hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde ve suç vasfında hataya düşülerek verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan beraate karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak bozulmasına, karar verilmiştir.” (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2020/629 Karar : 2021/17 Karar Tarihi :11.01.2021)
“Şikayetçinin babasına ait facebook adresinde daha önce yayınladığı sadece baş ve yüz kısmını gösteren resmi, şikayetçinin başkalarının görmesini ve bilmesini istemeyeceği özel yaşam alanına ilişkin bir görüntü olarak kabul edilemeyeceğinden, şikayetçinin kişisel veri niteliğindeki resmini, hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunda tereddüt bulunmayan bir yöntemle internet sitesinde şikayetçi adına oluşturduğu sahte hesapta profil resmi olarak kullanan sanığın eyleminin, TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında tanımlanan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle sanık hakkında TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasında düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hükmün bozma sebebidir (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/8198 Karar : 2019/6187 Karar Tarihi :15.05.2019)
Sanığa isnat edilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134/2. maddesi kapsamında kalan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun aynı Kanun’un 139. maddesi uyarınca takibi şikâyete bağlı suçlardan olmasına nazaran, mağdur …’ın 17.10.2017 tarihinde usulüne uygun olarak yapılan kimlik tespiti ile şikayetten vazgeçtiğine dair dilekçe vermesi karşısında sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir. (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/5218 Karar : 2018/2519 Karar Tarihi :07.03.2018)
“Uyuşmazlık, özel hayatın gizliliğinin ihlali nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda; davalıların özel hayatın gizliliğini ihlal suçu işlediği ceza mahkemesi kararı ile sabit olup, bu eylemleri nedeniyle de davacının iş, aile ve sosyal yaşamında ağır bir şekilde olumsuzluklara yol açtıkları ve tüm bu nedenlerle davacının psikolojik tedavi gördüğü de dosya içeriğine göre ispatlanmıştır. Bu durumda, ihlal edilen hakkın niteliği, olayın oluş ve gelişim şekli gözönüne alındığında, hükmedilen tazminat miktarı az olmakla birlikte, bu miktar gelişen hukukta aranan caydırıcılık unsurunu da taşımaktan yoksundur. Tüm bu nedenlerle; daha yüksek manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.”
“Kabul ve uygulamaya göre de: 5560 sayılı Kanun’un … maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın … madde, fıkra ve bendi gereğince uzlaşma kapsamında olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı soruşturma evresinde 5271 sayılı CMK’nın … maddesi uyarınca uzlaştırma işlemleri gerçekleştirilmeden dava açıldığı, kovuşturma evresinde de aynı Kanun’un … maddesi uyarınca bu eksikliğin giderilmediği anlaşılmakla, Mahkemece 5271 sayılı CMK’nın uzlaşma başlıklı … madde hükümleri uygulanmak suretiyle sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, uzlaştırma işlemleri tamamlanmadan yargılamaya devamla özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan ilgili şekilde hüküm kurulması … hukuka aykırıdır.” (12. CEZA DAİRESİ Esas : 2023/5738 Karar : 2025/2375 Karar Tarihi :05.03.2025)
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanığın katılanların bilgisi ve rızası dışında kendi dükkanında araç tamiri ile ilgili işler yaptıkları sırada video kaydına aldığı olayda sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 134/1-2. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak sanığın eylemini aralarındaki anlaşmazlığa ilişkin hukuk mahkemesindeki davaya delil olarak sunduğu özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçunu işlediğinin sabit olmaması nedeni ile 5237 sayılı Kanun’un 223/2-e maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmiştir. Hüküm onanmıştır. (12. CEZA DAİRESİ, Esas : 2023/153 Karar: 2025/221 Karar Tarihi :03.03.2025)
Sonuç
TCK 134. madde kapsamında düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, bireyin mahremiyet alanına yönelik saldırılara karşı ceza hukukunun sunduğu en net koruma araçlarından biridir. Özellikle dijital mecraların mahrem görüntülerin hızla yayılmasına imkan tanıdığı günümüzde, bu suç tipi hem bireysel hakların savunulmasında hem de toplumsal farkındalığın artırılmasında kritik bir işlev görmektedir. Mahrem görüntülerin rıza dışı paylaşımı, yalnızca kişilik haklarını değil, bireyin iç dünyasını, sosyal ilişkilerini ve psikolojik bütünlüğünü de hedef alır. Bu nedenle yasa koyucu, ağır yaptırımlar öngörerek hem mağduru korumayı hem de potansiyel failleri caydırmayı amaçlamıştır.
Öte yandan, suçun soruşturulması ve kovuşturulması mağdurun şikayetine bağlıdır; bu da yargılamada bireyin iradesine saygıyı yansıtan önemli bir ilkedir. Uzlaştırma prosedürüne açık olması ise, bazı durumlarda onarıcı adalet imkanını da devreye sokabilir. Ancak mahremiyetin ağır ihlali hâlinde, yargının uzlaştırma teklifine mesafeli durması ve failin sorumluluğunu tüm yönleriyle irdelemesi gerekir.
Ceza hukukunun yanında, Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddeleri ile Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi mağdura hukuk yargısı önünde de tazminat talep etme hakkı tanır. Böylece yalnızca cezanın infazı değil, manevi tatminin sağlanması ve mağduriyetin hafifletilmesi de hedeflenir. Bu noktada Yargıtay kararları, özel hayatın sınırlarını, kamusal alanla kesişim noktalarını, rıza kavramının kapsamını ve zincirleme suç analizlerini içeren örneklerle uygulamaya yön vermektedir.
Dijital platformların yaygınlığı karşısında, erişim engelleme ve içerik kaldırma mekanizmaları hızla devreye sokulmalıdır. Ancak teknik düzenlemeler tek başına yeterli değildir; mağdurun bilinçli, kararlı ve zamanında hak arama yollarına başvurması büyük önem taşır. Uygulamada sıkça görüldüğü üzere, bu tür suçlar çoğu zaman yakın ilişkiler üzerinden işlenmekte ve “özel paylaşımların” istismarı, bireyin en kırılgan alanında ciddi zararlara yol açmaktadır. Bu da sadece hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir bilinçlenme sorumluluğu doğurmaktadır.
Son tahlilde, TCK 134/2 kapsamında düzenlenen rıza dışı özel görüntü ifşası, özel hayatın dokunulmazlığı ilkesinin en ağır ihlallerinden biri olup, ceza hukukunun yanı sıra insan hakları hukuku bakımından da ciddi bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Bireyin mahremiyetini koruma yükümlülüğü yalnızca devlete değil, topluma da aittir. Bu nedenle hem mağdurun etkin başvuru hakkı hem de failin hukuki sonuçlarla yüzleşmesi, özel hayatın gerçekten korunup korunmadığının göstergesi olacaktır.
Bu makale ve içeriğindeki tüm yazılanlar, yazarın telif hakkı koruması altındadır ve yazarın yazılı izni olmaksızın bu makalenin herhangi bir bölümü, elektronik, mekanik, fotokopi, kayıt veya başka herhangi bir yöntemle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya saklanamaz. İzin alınmadan yapılacak her türlü kullanım, telif hakkı ihlali sayılacak ve yasal işlem başlatılacaktır. İçerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık yerine geçmez ve doğabilecek zararlardan yazar sorumlu tutulamaz.
Tüm hakları saklıdır. © 2026, Av. Buğra Topaktaş
