İçindekiler

GİRİŞ

Günümüzde tıp bilimi, sadece hastalıkları tedavi eden geleneksel rolünün ötesine geçerek bireylerin dış görünümünü değiştirme, iyileştirme ve mükemmelleştirme arzusuna hizmet eden devasa bir endüstriye dönüşmüştür. Estetik ve plastik cerrahideki talep, hasta ile hekim arasındaki klasik ilişkiyi kökten değiştirmiştir. Artık karşımızda acil şifa bekleyen bir hasta değil, belirli bir estetik sonucu talep eden bir tüketici bulunmaktadır. Bu sosyolojik ve ekonomik dönüşüm hukuk alanında da yansımasını bulmuştur. Özellikle Yargıtay’ın son yıllarda geliştirdiği içtihatlarla estetik amaçlı tıbbi müdahaleler, klasik tıbbi malpraktis davalarından ayrılmış; kendine özgü, daha katı ve sonuç odaklı bir sorumluluk rejimine tabi tutulmuştur.

Bu incelemede, hatalı estetik ameliyatlardan kaynaklanan tazminat davalarının hukuki zemini, hekimlerin yükümlülükleri, Yargıtay içtihatları ışığında sorumluluk ölçütleri ve hastaların talep edebileceği tazminat türleri ele alınacaktır. Türk Borçlar Kanunu (TBK), Tüketici Hukuku ve İdare Hukuku prensipleri çerçevesinde, Yargıtay ve Danıştay’ın güncel kararları ışığında konu derinlemesine analiz edilecektir. Özellikle hekimin sonuç taahhüdü, aydınlatma yükümlülüğünün kapsamı, komplikasyon–malpraktis ayrımındaki ince çizgi ve yargılama usulündeki kritik nüanslar uygulamadan örneklerle ele alınacaktır.

Estetik Ameliyatların Hukuki Niteliği

Hatalı estetik operasyon davalarının en kritik aşaması, hekim (veya sağlık kuruluşu) ile hasta arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesidir. Zira uygulanacak sorumluluk hükümleri, ispat yükü ve zamanaşımı süreleri bu nitelemeye göre şekillenmektedir.

Türk hukukunda, hekim ile hasta arasındaki ilişki asıl olarak “Vekalet Sözleşmesi” (TBK m. 502 vd.) kapsamında değerlendirilir. Vekalet sözleşmesinde vekil (hekim), sonucun (iyileşmenin) garantisini vermez; ancak bu sonuca ulaşmak için tıp biliminin gerektirdiği tüm özeni, dikkati ve sadakati göstermeyi taahhüt eder. Hekim, tüm özeni göstermesine rağmen hasta iyileşmezse veya öngörülemeyen bir komplikasyon gelişirse sorumlu tutulamaz. Bu yaklaşım, insan biyolojisinin karmaşıklığı ve tıbbın her zaman kesin matematiksel sonuçlar veremeyeceği gerçeğine dayanır.

Ancak estetik müdahalelerde durum dramatik bir şekilde farklılaşır. Hasta, hasta olduğu için değil daha iyi veya güzel görünmek, burnunu küçültmek, göğüslerini dikleştirmek veya saç ektirmek gibi somut ve maddi bir sonuç elde etmek için hekime başvurur. Hekim de bu talep karşısında hastaya belirli bir estetik form vaat eder. İşte bu noktada ilişki, bir “iş görme” ediminden çıkarak bir “sonuç taahhüdüne” dönüşür.

TBK m. 470’te tanımlanan Eser Sözleşmesi, “yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir”. Yargıtay, estetik operasyonları istikrarlı bir şekilde eser sözleşmesi olarak kabul etmektedir. Bu kabulün temelinde estetik müdahalede hekimin, tıbbi bilgisini kullanarak hastanın vücudunda yeni bir form (eser) yaratma durumu yer almaktadır.

Vekalet Sözleşmesi İle Eser Sözleşmesi Arasındaki Temel Farklar

Hekimin Borcu: Vekalet sözleşmesinde hekimin borcu, özen borcudur (tedavi sonucunun garantisi yoktur). Eser sözleşmesinde ise hekim, belirli bir sonuç borcu altındadır ve sonucun (estetik eserin) taahhüt edildiği gibi olması gerekir.

İspat Yükü: Vekalet sözleşmesinde hasta, hekimin kusurunu ispatlamalıdır. Eser sözleşmesinde ise ortaya çıkan sonucun ayıplı olması halinde hekimin kusursuzluğunu ispat yükü doğar. Yani eser istenilen nitelikte değilse, hekim ispat yükü altına girer.

Zamanaşımı: Özel hukuk kapsamındaki bu sözleşmelerde genel zamanaşımı süresi 5 yıldır.  Ancak eser sözleşmesinde yüklenicinin (hekimin) ağır kusuru varsa sorumluluk 20 yıllık uzamış zamanaşımına tabi olabilir. Estetik operasyonlardaki ihmal iddiaları genellikle ağır kusur kapsamında değerlendirilebildiğinden, bu uzatılmış süre uygulamada önem kazanmaktadır.

Hasta (Tüketici) Hakları: Vekalet ilişkisinde hasta, hekimin kusurunu ispat ederse uğradığı zararı tazmin ettirebilir. Eser sözleşmesinde ise TBK’nın ayıplı ifaya ilişkin hükümleri uygulandığından hasta, seçimlik haklarını kullanabilir: Ayıpsız bir eser ortaya konmasını (yeniden ameliyat), bedel indirimini veya sözleşmeden dönüp ücretin iadesini talep etme haklarına sahiptir; ayrıca maddi ve manevi tazminat da isteyebilir.

Uygulama Alanı: Vekalet sözleşmesi niteliği, tedavi amaçlı tüm müdahalelerde (örneğin kalp ameliyatı, apandisit ameliyatı, dahiliye teşhis ve tedavileri vb.) geçerlidir. Eser sözleşmesi niteliği ise estetik amaçlı işlemlerde (burun estetiği, meme protezi, saç ekimi, liposuction vb.) kabul edilmektedir.

Öte yandan her vaka, keskin bir ayrım sunmayabilir. Örneğin diş hekimliği uygulamalarında uygulamada ikili bir ayrıma gidilmektedir. Tedavi edici diş işlemleri (diş çekimi, kanal tedavisi, diş eti tedavisi vb.) vekalet sözleşmesi olarak kabul edilirken; protetik ve estetik işlemler (porselen kaplama, implant, protez yapımı, gülüş tasarımı vb.) eser sözleşmesi sayılmaktadır. Bu durumda diş hekimi, yaptığı protezin hastanın ağzına tam oturmasını ve estetik olarak düzgün görünmesini taahhüt etmiş kabul edilir.

Benzer şekilde, ciddi bir kaza sonucu yüzü parçalanan bir hastaya uygulanan rekonstrüktif cerrahi (onarım ameliyatı), her ne kadar estetik teknikler kullanılsa da esas amacı sağlık ve fonksiyonları geri kazandırmak olduğu için vekalet sözleşmesine daha yakın görülür. Ancak hekim bu gibi durumlarda dahi “Eskisinden bile iyi olacaksın” gibi belirgin bir estetik vaatte bulunursa, hukuki ilişki eser sözleşmesine dönebilecektir. Dolayısıyla, somut olayın özellikleri ve tarafların anlaşması, sözleşme tipinin belirlenmesinde önem arz eder.

Hekimin Sonuç Taahhüdü Ve Özen Borcu Yönünden Sorumlulukları

Eser sözleşmesinde yüklenici konumundaki hekim, eseri (ameliyat sonucunu) iş sahibinin (hastanın) amacına uygun ve ayıpsız olarak ortaya koymakla yükümlüdür. Estetik cerrahide ayıp, vaat edilen estetik sonucun gerçekleşmemesi veya operasyon neticesinde beklenmeyen biçim bozukluklarının oluşmasıdır. Burada hekimin yükümlülüğü iki boyutludur;

  • Objektif (Tıbbi) Başarı: Hekim, tıp biliminin gereklerine uygun, objektif anlamda başarılı bir operasyon gerçekleştirmelidir. Örneğin burun ameliyatında, burun fonksiyonlarını (nefes alma gibi) korumalı veya iyileştirmelidir.

  • Sübjektif (Estetik) Başarı: Aynı zamanda hekimin, hastanın makul ve kendisiyle kararlaştırılmış estetik beklentisini de karşılaması gerekir. Burun estetiği örneğinde, hasta burnunun belirli bir şekilde (örneğin kavisli) olmasını beklerken sonuç düz ya da asimetrik kaldıysa, tıbbi olarak nefes alabilse bile eser ayıplı sayılabilir. Çünkü taahhüt edilen estetik görünüm elde edilmemiştir.

Bu noktada, ortaya çıkan sonucun kararlaştırılandan sapma göstermesi halinde ispat yükü yer değiştirir. Eserin ayıplı olduğu (beklenen sonucun sağlanamadığı) iddiasıyla dava açıldığında hasta, yalnızca sonucun vaade uygun olmadığını ortaya koymakla yükümlüdür. Devamında hekim, kendi kusursuzluğunu ispat etmek durumundadır. Ameliyatın tüm yönergelere uygun gerçekleşmesi tek başına yeterli olmaz; sonucun neden başarısız kaldığı (örneğin hastanın ameliyat sonrası talimatlara uymaması gibi bir etken varsa bunu) kanıtlaması beklenir. Bu, eser sözleşmesinin getirdiği ayıba karşı tekeffül (ayıplı ifada satıcının/yüklenicinin sorumluluğu) ilkesinin bir yansımasıdır.

Öte yandan hekim, yüklenici sıfatıyla TBK m.471 uyarınca edimini ifa ederken iş sahibinin (hastanın) haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle davranmak zorundadır. Estetik cerrahide sadakat borcu, “yapılmaması gerekeni yapmamak” şeklinde de yorumlanabilir. Başka bir deyişle hekim, ticari kaygılarla tıbben sakıncalı olabilecek veya hastanın vücut yapısına uygun düşmeyen bir işlemi gerçekleştirmemelidir. Örneğin ciddi sağlık riskleri taşıyan, ya da psikolojik olarak ameliyata hazır olmayan (örneğin beden algı bozukluğu – dismorfofobi – yaşayan) bir kişiye estetik operasyon yapmak, hekimin sadakat borcuna aykırılık oluşturabilir. Bu tür durumlar, sonuç ne olursa olsun hekimin kusurlu davranışı olarak değerlendirilecektir.

Önemli bir içtihat olarak, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi yakın tarihli bir kararında, uzmanlık alanı dışında estetik ameliyat yapan hekimleri uyardı. İzmir’de bir genel cerrahın gerçekleştirdiği burun estetiği sonrasında komplikasyonlar yaşayan hastanın davasında, Yargıtay genel cerrahın bu eylemini tıp kurallarına aykırı ve hekimin kusuru olarak nitelendirmiştir. Adli Tıp Kurumu raporunda da “ameliyatın genel cerrahi uzmanlık alanına girmediği, bu nedenle hekimin tıbben kusurlu olduğu” tespiti yapılmıştır. Sonuç olarak, Yüksek Mahkeme hem ilgili doktoru hem de özel hastaneyi sorumlu tutmuştur. Bu örnek, estetik cerrahinin yetkin ellerde yapılması gerektiğini ve aksi halde hekimin ağır kusur sorumluluğuna gidilebileceğini göstermektedir.

Özetle, özen borcu kapsamında hekim, benzer durumda bulunan basiretli bir plastik cerrahın göstermesi gereken titizliği göstermekle yükümlüdür. Hekim, hastayı gereksiz risk altına sokmamalı kendi bilgi ve tecrübe sınırlarını aşan müdahalelere girişmemeli, her adımda hastanın sağlığını ve menfaatini ön planda tutmalıdır.

 Estetik Cerrahide Aydınlatma Yükümlülüğü

Tüm tıbbi müdahalelerde olduğu gibi, estetik operasyonlarda da aydınlatılmış onam alınması yasal zorunluluktur (Tıbbi Deontoloji Tüzüğü m.14, Hasta Hakları Yön. m.15). Ancak estetik cerrahide bu yükümlülüğün kapsamı çok daha geniş ve katı kabul edilmektedir. Çünkü estetik ameliyatlar genellikle hayati zorunluluk taşımayan, elektif müdahaleler olup, hasta tamamen kendi isteğiyle bir risk almaktadır. Bu durumda hekimin hastayı en ince detaya kadar bilgilendirmesi, hatta tıpta nadiren görülen riskleri bile açıkça anlatması beklenir.

Yargıtay ve Danıştay kararlarında, aydınlatmanın kapsamı şu unsurları içermelidir:

  1. İşlemin Mahiyeti: Hastaya ne tür bir ameliyat yapılacağı, hangi teknik veya yöntemlerin kullanılacağı anlaşılır şekilde izah edilmelidir.

  2. Riskler ve Muhtemel Komplikasyonlar: Hekim sadece “Enfeksiyon olabilir” gibi genel ifadelerle yetinmemeli; işlem özelinde ortaya çıkabilecek somut riskleri ayrıntılı biçimde anlatmalıdır. Örneğin bir burun estetiğinde “burun ucunda düşme (düşüklük) gelişebileceği, şekil bozukluğu veya asimetri kalabileceği, koku veya his kaybı olabileceği, nefes alma sorunlarının artabileceği, ikinci bir düzeltme (revizyon) ameliyatına ihtiyaç duyulabileceği” gibi riskler tek tek belirtilmelidir. Nadir de olsa kalıcı kötü sonuç ihtimalleri hastaya söylenmelidir.

  3. Alternatifler: Ameliyatın alternatifsiz bir seçenek olup olmadığı açıklanmalıdır. Örneğin cerrahi yerine dolgu, botoks gibi daha basit estetik uygulamaların mümkün olup olmadığı veya hiç müdahale etmemenin sonuçları hastaya bildirilmelidir.

  4. Başarı Şansı: Hekim sonucun garantili olmadığını (aksi kararlaştırılmadıysa) ve başarı ihtimalinin yüzde kaç civarında olduğunu dürüstçe paylaşmalıdır. Yargıtay, risk ve başarı oranlarının dahi hastaya yaklaşık yüzdelerle açıklanması gerektiğini vurgulamaktadır.

  5. Olası Olumsuz Sonuçların Yönetimi: Eğer estetik girişim beklenen sonucu vermez veya komplikasyon gelişirse, bunun nasıl yönetileceği (ikinci ameliyat gerekip gerekmeyeceği, ek tedaviler vs.) konusunda da hasta bilgilendirilmelidir.

Uygulamada birçok merkez, hastaya ameliyattan hemen önce önceden hazırlanmış, tüm riskleri hastanın kabul ettiğine dair standart formlar imzalatmaktadır. Ancak Yargıtay, bu tip yüzeysel ve genel geçer formları “aydınlatılmış” onam olarak kabul etmemektedir. Zira önemli olan hastanın gerçekten neye rıza gösterdiğini anlaması ve iradesini özgürce ortaya koymasıdır. Hekim, hastanın sorularını yanıtladığını, onu sakin bir ortamda bilgilendirdiğini ve hastanın da bunu anladığını gerektiğinde kanıtlayabilmelidir. Aydınlatmanın ispat yükü hekimin üzerindedir. Bu nedenle hukuken sağlam bir onam alınması için, onam formunun ameliyattan makul süre önce (tercihen bir gün önceden) hastaya verilip okunmasının sağlanması, hastanın kendi el yazısıyla “okudum, anladım, riskleri kabul ediyorum” şeklinde bir ibare ekleyerek formu imzalaması ve formun her sayfasının imzalattırılması önerilir. Ayrıca, mümkünse bilgilendirmenin yapıldığına dair tanık ifadeleri veya bilgilendirme sürecini gösterir notlar da tutmak faydalıdır.

Sonuç olarak, estetik ameliyatlarda hekim, hastanın sırf daha güzel görünme arzusuyla girdiği bu gönüllü macerada tam bir şeffaflıkla hareket etmek zorundadır. En ufak bir bilginin saklanması veya geçiştirilmesi, ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlarda hekimin sorumluluğunu doğurabilecektir.

Malpraktis – Komplikasyon Ayrımı

Hatalı estetik operasyon davalarında hekimlerin en sık başvurduğu savunma, ortaya çıkan sonucun kendi kusurlarından değil, tıbbın olağan risklerinden biri olan “komplikasyon” nedeniyle gerçekleştiğidir. Gerçekten de her tıbbi müdahalenin, en ehil ellerde dahi ortaya çıkabilecek istenmeyen sonuçları (riskleri) vardır. Ancak estetik cerrahinin hukuki rejiminde, eser sözleşmesi yaklaşımı komplikasyon savunmasını önemli ölçüde zayıflatmaktadır.

Tanımsal Farklılıklar

Öncelikle komplikasyon ve malpraktis kavramlarını netleştirelim. Komplikasyon (Tolerans Sınırındaki Risk): Tıp biliminin standartlarına uygun, gerekli özen gösterilerek yapılan bir müdahaleye rağmen ortaya çıkabilen, literatürde tanımlanmış istenmeyen olaylardır. Komplikasyonlar kural olarak hekimin kusuru sayılmaz. Örneğin uygun şekilde yapılan bir ameliyat sonrasında hastada beklenmedik bir alerjik reaksiyon gelişmesi komplikasyondur. Ancak burada önemli bir nokta, komplikasyonun yönetimidir: Komplikasyon fark edildiğinde hekimin bunu zamanında teşhis edip doğru müdahaleyi yapması gerekir. Yönetilemeyen veya ihmal edilen bir komplikasyon sonucu zarar büyürse, o noktadan sonra bu durum malpraktis olarak nitelendirilebilir. Malpraktis (Tıbbi Hata/Hizmet Kusuru): Hekimin bilgi eksikliği, deneyimsizliği veya dikkatsizliği sonucunda, tıp mesleğinin standartlarından saparak hastaya zarar vermesidir. Yanlış teşhis, yanlış ameliyat tekniği kullanılması, enfeksiyon risklerini önleyememe, ameliyatta yabancı cisim unutma gibi durumlar klasik malpraktis örnekleridir. Kısaca, hekimin kusuru ile doğrudan bağlantılı hatalı uygulamalar malpraktisi oluşturur.

Yukarıdaki tanımlar çerçevesinde, bir davada ortaya çıkan olumsuz sonucun komplikasyon mu yoksa malpraktis mi olduğuna karar vermek çoğu zaman bilirkişi raporlarına dayanır. Bilirkişiler (örneğin Adli Tıp Kurumu), olayın seyrini değerlendirirken meydana gelen sonucun tıbben bilinen bir risk olup olmadığı, hekimin bu riski önlemek için gerekli tüm önleyici tedbirleri alıp almadığı, risk gerçekleştiğinde hekimin bunu zamanında fark edip uygun şekilde müdahale edip etmediği, hastanın bu risk hakkında usulünce bilgilendirilmiş olup olmadığı hususlarında bir değerlendirme yapar.

Bu kriterlerin değerlendirilmesi ışığında, komplikasyon-malpraktis ayrımı yapılır. Burada altı çizilmesi gereken husus, aydınlatılmış onamın belirleyici rolüdür: Hasta, ortaya çıkan durumun ameliyatın bilinen bir komplikasyonu olduğunu ve gerçekleşebileceğini önceden biliyorsa, hekimin kusuru olmadığı takdirde dava reddedilebilir. Ancak hasta böyle bir riski bilse belki ameliyat olmaktan vazgeçecekti ise ve hekim bu bilgiyi vermemişse, komplikasyon da olsa hasta lehine kararlar verilebilmektedir.

Estetik Operasyonlarda Komplikasyon Durumu

Estetik cerrahide hekimin sonuç taahhüdü altında olduğunu tekrar hatırlarsak komplikasyon savunmasının klasik tedavi davalarındaki kadar güçlü olmadığını görebiliriz. Yargıtay eser sözleşmesi yaklaşımı gereği, hasta ile hekim arasındaki sözleşmenin “belli bir iyi sonucun elde edilmesi” amacı taşıdığını belirtmektedir. Bu nedenle taahhüt edilen sonuca ulaşılamamışsa, olay tıbbi olarak komplikasyon kapsamında dahi olsa hukuken ayıplı ifa sayılabilir. Özellikle estetik amaçla vücuda yerleştirilen implantlar veya yapılan müdahaleler sonrasında vücudun verdiği beklenmedik reaksiyonlar (örneğin protezin kapsül kontraktürü, doku sertleşmesi, greftlerin tutmaması gibi) normalde komplikasyon sayılsa dahi, hekim hastasına “bu risk gerçekleşse bile sonuç istediğin gibi olacak” vaadiyle bir eser ortaya koymayı üstlenmiş durumdadır. Yargıtay’ın meme protezi vakasında, protez çevresinde sertleşme ve şekil bozukluğu oluşmasını yerel mahkeme komplikasyon olarak nitelese de, Yargıtay hekimin sonucu garanti ettiği gerekçesiyle kararı bozmuş ve hastanın ücretinin iadesi ile tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Bir başka açıdan, eğer komplikasyon gerçek anlamda kaçınılmaz ve öngörülemez bir duruma işaret ediyorsa, hekim ancak şu şartlarla sorumluluktan kurtulabilir: (i) Operasyonu tüm tıbbi standartlara uygun ve hatasız gerçekleştirmiş olmalı, (ii) komplikasyonu önlemeye yönelik yapılması gereken her şeyi yapmış olmalı, (iii) komplikasyonu ortaya çıkar çıkmaz doğru şekilde tedavi etmeye çalışmış olmalı ve (iv) en başta hastayı bu komplikasyon ihtimali konusunda açıkça bilgilendirmiş olmalıdır. Bu şartlar hep birlikte mevcutsa, komplikasyon hukuken “mücbir sebep gibi” değerlendirilebilir ve hekim sorumlu tutulmayabilir. Ancak bu zincirdeki herhangi bir halka eksikse (örneğin hekimin küçük bir ihmali bile olsa veya risk konusunda hasta bilgilendirilmemişse), sonuç artık komplikasyon sebebiyle mazur görülemeyecektir.

Örneğin, bir liposuction (yağ alma) operasyonunda hastada yağ embolisi gelişmesi, tıbbi literatürde bilinen nadir ama ciddi bir komplikasyondur. Hekim ameliyat öncesinde hastanın emboli riskini artıran faktörlerini (sigara kullanımı, pıhtılaşma bozukluğu, obezite vb.) değerlendirmemiş veya operasyon sonrası emboli belirtilerini zamanında fark edememişse, meydana gelen zarar artık komplikasyon değil ağır malpraktis olarak kabul edilecektir. Aksine, hasta bu riski biliyor ameliyat tıbben hatasız yapılıyor ve komplikasyon ortaya çıkar çıkmaz tüm doğru tedaviler uygulanmasına rağmen olumsuz sonuç önlenemiyorsa, hekim sorumlu tutulmayabilir. Görüldüğü üzere, komplikasyon ile malpraktis arasındaki çizgi bazen milimetriktir ve somut olayın tıbbi verilerine göre yargı organınca çizilir.

Operasyon Türlerine Göre Yargısal Uygulamalar ve Vaka Analizleri

Her estetik operasyon türü, kendine has durumları bünyesinde barındırır. Aşağıda, sık karşılaştığımız ve yine uygulamada sıkça dava konusu olan estetik müdahale türleri üzerinden hukuki tespitlerimizi sunacağız:

Rinoplasti (Burun Estetiği)

Rinoplasti, hem estetik görünüm hem de fonksiyon (nefes alma) boyutları olan karmaşık bir operasyondur. Estetik cerrahi davalarının önemli bir kısmını burun estetikleri oluşturmaktadır. Tipik hasta şikayetleri arasında: ameliyat sonrası burun ucunun düşmesi, şekil bozukluğu veya asimetri kalması, “papağan gagası” şeklinde istenmeyen bir kemer oluşması ya da nefes alma sorunlarının düzelmemesi veya kötüleşmesi sayılabilir.

Yargıtay, burun estetiğinde hekimin sadece hastanın nefes almasını sağlamakla yetinmeyip yüzle uyumlu, simetrik ve estetik açıdan düzgün bir burun şekli elde etmeyi de taahhüt ettiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla, hasta ameliyat sonrası rahat nefes alabiliyor olsa bile eğer burun şekli hastanın makul beklentisini karşılamıyorsa, örneğin burun eğri kalmış ya da yüz yapısıyla orantısız görünüyorsa hekim sorumlu olacaktır. Yargıtay içtihatlarında, revizyon (düzeltme) ameliyatı gerekliliği genellikle ilk ameliyatın ayıplı ifa edildiğine bir karine olarak değerlendirilmektedir. Başka bir deyişle, burun estetiği sonrası ikinci bir ameliyata ihtiyaç duyulması, ilk ameliyat sonucunun istenildiği gibi olmadığını göstermekte ve hekim açısından sorumluluk doğurmaktadır. Burun estetikleri, eser sözleşmesi rejiminin ve sonuç taahhüdünün en belirgin şekilde uygulandığı alanların başında gelmektedir. Hekimler, olası bir küçük kusurun dahi (örneğin hafif bir eğrilik) hukuken önemli sayılabileceğini göz önünde bulundurmalıdır.

Saç Ekimi ve Nekroz Vakaları

Son yıllarda popülaritesi hızla artan saç ekimi, cerrahi bir girişim olmasına rağmen uygulamada çoğu kez hekim olmayan sağlık personeli (teknisyenler) tarafından yürütülmektedir. Bu durum hem tıbbi hem hukuki açıdan ciddi sorunlara yol açmaktadır. Saç ekimi davalarında karşılaşılan en kritik komplikasyonlardan biri, nekroz gelişmesidir. Yanlış teknik kullanımı veya kafa derisinde dolaşımın bozularak doku ölümünün gerçekleşmesi sonucu, saç ekim bölgesinde kalıcı yara izleri ve çöküntüler oluşabilmektedir.

Yine  saç ekimi de estetik amaçlı bir eser sözleşmesi olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, saç ekimi sonucunda vaat edilen yoğunlukta ve estetikte saç çıkmaması veya daha kötüsü nekroz gibi geri dönülmez bir hasar oluşması, hekimin (ya da işlemi yapan merkezin) ayıplı ifası anlamına gelir. Özellikle nekroz vakalarında, genellikle özensiz çalışma veya hatalı teknik söz konusudur. Mahkemeler, saç ekimi yapılan bölgenin eski haline getirilmesinin neredeyse imkansız olduğunu dikkate alarak, mağdur hastaya ücret iadesi, yeniden tedavi masrafları ve manevi tazminat yönünde kararlar verebilmektedir. Ayrıca, saç ekimi işleminin bizzat hekim tarafından yapılmaması (örn. doktorun sadece gözetleyip teknisyenlerin işlemi yürütmesi), hekimin “işi şahsen ifa” borcuna aykırılık teşkil etmekte ve başlı başına bir kusur olarak değerlendirilebilmektedir. Nitekim 1219 sayılı Tababet Kanunu uyarınca hekim dışında kişilerin böyle bir müdahalede bulunması da yasa dışıdır. Bu yönüyle de hasta, işlemi yapan kişinin ehil olmaması nedeniyle de ayrı bir tazminat talebi imkanına sahiptir.

Örnek Vaka: Bir saç ekimi sonrasında kafasının dört ayrı bölgesinde geniş nekroz alanları gelişen bir hasta, ekimi yapan kişilerin doktor olmadığını da öğrenince hem ceza hem hukuk yoluna başvurmuştur. Mahkeme, oluşan hasarı ayıplı hizmet olarak nitelendirmiş; nekrozun sigara kullanımı gibi faktörlerce tetiklenmiş olabileceği ileri sürülse de, hekimin önlem yükümlülüğüne vurgu yaparak hastaya ödediği bedelin iadesi ve manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Bu karar, saç ekimi merkezlerinin sorumluluğuna dair emsal niteliğindedir.

Meme Estetiği (Büyütme/Küçültme Ameliyatları)

Göğüs estetiği ameliyatları (meme büyütme, küçültme veya dikleştirme), hem kozmetik sonuçlar hem de sağlık etkileri açısından önem taşıyan girişimlerdir. Dava konusu olan tipik iddialar,göğüslerde asimetri oluşması, protez kaynaklı komplikasyonlar (örn. kapsül kontraktürü ile sertleşme), aşırı veya beklenmedik derecede iz kalması, hastanın istemediği boyutta protez takılması gibi durumlardır

Yargıtay’ın yukarıda değinilen 2019 tarihli meme protezi kararı (15. HD 2018/182 E., 2019/939 K.), bu alandaki sorumluluk esaslarını ortaya koymuştur. Olayda hasta, hekime belirli büyüklükte (örneğin 300 cc civarı) bir protez istediğini belirtmiş, ancak hekimin ameliyatta farklı bir boyut protez kullandığı ve sonrasında ciddi asimetri meydana geldiği anlaşılmıştır. Hekim savunmasında gelişen şekil bozukluğunun “kapsül kontraktürü” adlı komplikasyona bağlı olduğunu ileri sürmüşse de Yargıtay, eser sözleşmesindeki sonuç taahhüdü ilkesi gereği bu savunmayı kabul etmemiştir. Kararda, hastanın onayı olmadan protez boyutunun değiştirilmesinin başlı başına bir ayıplı ifa olduğu, ayrıca oluşan asimetrinin taahhüt edilen görünümden sapma teşkil ettiği belirtilmiştir. Sonuç olarak hasta, ödediği ameliyat ücretini geri almış ve manevi tazminata da hak kazanmıştır. Bu vaka, estetik cerrahide hastanın rızasının kapsamının ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Hekimin, operasyon sırasında ortaya çıkabilecek durumlarda dahi hastanın önceden onaylamadığı bir değişiklik yapmaması gerekir; aksi halde komplikasyon olsa bile hukuki sorumluluk doğacaktır.

Bir diğer sık görülen sorun, meme küçültme ameliyatları sonrasında hastanın beklediğinden fazla doku alınması veya estetik tatminsizliklerdir. Bu gibi durumlarda da mahkemelerce, operasyon öncesi hastanın beklentilerinin nasıl yönetildiğine ve hekim tarafından neyin vaat edildiği durumları irdelenmektedir.

Liposuction (Yağ Aldırma) ve Emboli Riski

Liposuction, bölgesel yağ fazlalıklarını gidermek için yapılan ve yaygın pazarlanan bir estetik işlemdir. Her ne kadar basit bir vücut şekillendirme yöntemi gibi görülse de özellikle geniş alanlardan yüksek miktarda yağ alındığında ciddi riskler barındırır. Bunların başında, yağ parçacıklarının dolaşıma karışarak önemli damarlarda tıkanmaya yol açması anlamına gelen yağ embolisi riski gelir. Yağ embolisi, nadir görülmekle birlikte ölümcül olabilen bir komplikasyondur.

Liposuction gibi girişimlerde hekimin sonucu (vücut şekillendirme sonucunu) garanti ettiğini ve işlemin estetik bir eser sözleşmesi kapsamında olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle işlemin sonucu hastanın beklentisini karşılamadığında (örneğin yeterince incelme sağlanamadığında veya düzensiz bir görünüm oluştuğunda) hekimi sorumlu tutmakta tereddüt etmemektedir. Özellikle hayati risk gerçekleşmişse (emboli gibi), mahkeme öncelikle hekimin ameliyat öncesi gerekli tetkikleri yapıp yapmadığını, risk faktörlerini değerlendirip değerlendirmediğini ve hastayı bu risk konusunda bilgilendirip bilgilendirmediğini titizlikle inceler.

Yağ embolisi gibi bir sonuç ortaya çıktığında, bu durum tıbben öngörülebilir ve önlenebilir miydi sorusu kritik hale gelir. Eğer hasta ameliyat öncesi uygun şekilde değerlendirilmemiş veya çok yüksek hacimde yağ alınması gibi riskli bir tercih yapılmışsa, komplikasyon dahi olsa hekimin kusurlu hareket ettiği sonucuna varılabilir. Keza komplikasyon kaçınılmaz olsa bile, hasta bu riskten haberdar edilmediyse hekimin sorumluluğu gündeme gelir. Son yıllarda artan vakalar nedeniyle, estetik cerrahların liposuction öncesinde yazılı onam formlarında emboliden tromboz riskine kadar tüm ciddi komplikasyonları tek tek belirtmeleri hayati önem kazanmıştır.

Lazer Epilasyon ve Yanıklar

Lazer epilasyon, botoks, dolgu gibi yarı-invaziv veya invaziv olmayan estetik işlemler de hukuken eser sözleşmesi olarak değerlendirilmektedir. Özellikle güzellik merkezi veya tıp merkezi ortamında uygulanan bu işlemlerde, komplikasyon denilebilecek istenmeyen sonuçlar sıkça dava konusu olmaktadır. Lazer epilasyonda en yaygın sorun, cihazın hatalı kullanımı veya cilt tipine uygun doz seçilmemesi nedeniyle oluşan 1. veya 2. derece yanıklardır. Bu yanıklar bazen kalıcı iz bırakarak hastada ciddi psikolojik sıkıntılara yol açabilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bu tür davalarda, işlemi gerçekleştiren kişinin niteliği ve cihazın güvenilirliğini özellikle irdelendiği görülmektedir. Eğer işlemi yapan kişinin gerekli eğitime veya tıbbi unvana sahip olmadığı anlaşılırsa, merkez ve sorumlu hekim açısından ağır kusurlu olduğu sayılabilmektedir. Ayrıca kullanılan lazer cihazının bakım ve kalibrasyonunun düzenli yapılıp yapılmadığı da araştırılır. Oluşan yanık neticesinde kalan kalıcı izler, özellikle yüz gibi görünen bölgelerde ise manevi tazminat miktarının belirlenmesinde önemli bir kriter olmaktadır. Örneğin genç ve bekar bir kadının yüzünde lazer yanığı izi kalması, Yargıtay kararlarında “evlenme şansını etkileyebilecek bir husus” olarak dahi değerlendirilmiş ve manevi tazminatın yüksek tutulmasına gerekçe yapılmıştır.

Not: Bu tip işlemlerde, çoğu zaman hasta ile merkezi işleten kuruluş arasında yazılı bir sözleşme veya belge olmayabiliyor. Ancak son dönemde tüketici mahkemeleri, ortada yazılı bir hizmet sözleşmesi olmasa bile fiili ilişkiyi tüketici işlemi olarak kabul edip, hizmetin ayıplı ifası hükümlerini (TKHK ve TBK ilgili maddeleri) uygulamaktadır. Dolayısıyla lazer epilasyon gibi işlemler sonucu zarar gören bir kişi, klasik vekâlet sorumluluğu yerine tüketici hukukuna özgü haklarını (bedel iadesi, yeniden ifa, bedel indirimi, tazminat) ileri sürebilmektedir.

Estetik Operasyonlardan Kaynaklı Davalarda Tazminat Hesaplaması

Estetik operasyon davalarında hükmedilen tazminatlar, TBK’nın sözleşmeye aykırılık ve haksız fiil hükümleri çerçevesinde belirlenir. Ancak estetik müdahalelerin doğası gereği, bazı zarar kalemleri ve hesap yöntemleri bu davalarda özel önem taşır. Maddi ve Manevi tazminatlar söz konusudur. Maddi tazminat, hastanın malvarlığında meydana gelen somut azalmanın (fiili kayıpların) telafisini amaçlar. Estetik operasyon kaynaklı davalarda tipik maddi zarar kalemleri şunlardır:

  1. Ödenen Ücretin İadesi: Eğer estetik ameliyat neticesinde ortaya konulan eser ayıplı ise (vaat edilen sonucun belirgin biçimde sağlanamadığı hallerde), hasta TBK m.475 uyarınca sözleşmeden dönerek ödediği bedelin iadesini talep edebilir. Hekim, ayıbı gidermek üzere yeniden ameliyat önerse bile hasta bu seçeneği reddedip ücretini geri alma hakkına sahiptir.

  2. Tedavi ve İyileşme Giderleri: Hatalı ameliyat nedeniyle ortaya çıkan sağlık sorunlarını gidermek için yapılan masraflar (ilaçlar, pansuman malzemeleri, fizik tedavi, psikolojik destek vs.) istenebilir. Örneğin enfeksiyon gelişmişse bunun tedavisi için harcanan paralar, yanlış işlem yüzünden hastanın kullanamadığı cihazların (sütyen, korse vs.) masrafları talep edilebilir.

  3. Revizyon Ameliyatı Gideri: Hasta henüz düzeltme ameliyatı olmamış olsa bile, kusurlu sonucu düzeltmek için ileride olması gereken ameliyatın tahmini bedelini talep edebilir. Bu, hukukta “ileride doğacak zararın peşinen tazmini” olarak değerlendirilebilir. Uygulamada mahkemeler, bilirkişi yardımıyla olması muhtemel revizyon ameliyatının makul maliyetini hesaplatıp, bu bedeli de şimdiden hastaya ödenmesine karar verebilmektedir. Böylece hasta, kusurlu ameliyatın tüm finansal yükünden kurtarılmış olur.

  4. Geçici İş Göremezlik (Kazanç Kaybı): Estetik operasyon sonrasında hasta belli bir süre çalışamamış veya işini yapamamış olabilir. Bu durumda çalışamadığı günlere ilişkin ücret kaybını talep edebilir. Örneğin bir model veya oyuncu, ameliyat sonrası komplikasyon nedeniyle işlerini iptal etmek zorunda kalmışsa, bu süreçteki kazanç kaybını belgelendirerek isteyebilir.

  5. Efor (Güç) Kaybı Tazminatı: Bu kalem, Türk tazminat hukukunun özgün unsurlarından biridir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre “beden gücü azalan kişi, kazancında bir düşüş olmasa bile, engeli oranında harcamak zorunda kalacağı fazla çaba nedeniyle tazminat talep edebilir” Yani kişi aynı işini yapmaya devam etse bile, artık daha fazla efor sarf ederek yapacağı için bu “efor kaybı” tazminata konu olur. Estetik ameliyat kaynaklı davalarda, eğer hasta kalıcı bir fonksiyon kaybına uğramışsa (örneğin burun estetiği sonrası kalıcı nefes darlığı, karın germe sonrası karın bölgesinde sürekli ağrı vb.), bu durum onun günlük yaşamında ve iş hayatında ek bir çaba gerektirecektir. Bu fazla çaba oranı (genelde bir sağlık kurulu tarafından belirlenen maluliyet/efor kaybı oranı) dikkate alınarak maddi tazminat hesaplanır.

Manevi tazminat, çoğu kez maddi tazminattan daha büyük bir rol oynar. Bunun nedeni, estetik cerrahinin nihai amacının hastayı psikolojik olarak iyi hissettirmek olması; başarısız bir sonucun ise hastada derin hayal kırıklıkları, özgüven kaybı ve hatta depresyon gibi ruhsal çöküntülere yol açabilmesidir. Mahkemeler, manevi tazminat miktarını belirlerken şu kriterleri göz önünde bulundurur:

  1. Olayın Niteliği ve Kusur Derecesi: Hekimin kusurunun ağırlığı, olayın meydana geliş şekli (ihmal, özensizlik, bilinçli taksir vb.) manevi tazminat takdirinde önemlidir. Hekimin bariz bir hatası veya etik dışı bir davranışı varsa (örneğin hastayı geliri için yanıltarak ameliyata ikna etmek gibi), manevi tazminat daha yüksek tutulur.

  2. Hastanın Çektiği Elem ve Izdırap: Başarısız estetik operasyonun kişide yarattığı psikolojik etki değerlendirilir. Kişi aynaya baktıkça üzüleceği bir iz mi taşımakta, yoksa günlük hayatını kısıtlayan bir rahatsızlık mı yaşamaktadır? Örneğin yüz bölgesindeki belirgin bir şekil bozukluğu, manevi zarar açısından sırttaki bir izden daha ağır değerlendirilebilir.

  3. Tarafların Sosyo-ekonomik Durumu: Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamalı, ancak caydırıcı da olmalıdır. Bu nedenle Yargıtay, tarafların mali durumunu da göz önüne alır. Doktorun ve hastanenin ekonomik gücü, davacının ekonomik ve sosyal durumu gibi faktörler, tazminatın makul bir düzeyde tayini için dikkate alınır.

  4. Mağdurun Mesleği ve Toplumsal Konumu: Davacının işi ve yaşam tarzı da değerlendirmede etkilidir. Fiziksel görünümünden gelir elde eden kişiler (örneğin model, oyuncu, televizyon sunucusu, dansçı gibi) için estetik bir bozukluk iş ve kazanç kayıplarının ötesinde, ciddi bir manevi yıkım anlamına gelebilir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, oryantal dansçılık yapan bir davacının kalça estetiği ameliyatı sonrasında komplikasyon yaşayıp görüntüsünün bozulmasını, yüksek manevi tazminat gerektiren özel bir durum olarak kabul etmiştir. Fiziksel görünümü mesleğinin merkezinde olan bu kişinin yaşadığı hayal kırıklığı ve üzüntü duygusunun, benzer bir sonucu yaşayan sıradan bir kişiye kıyasla daha yoğun olacağı değerlendirilmiştir.

  5. Kişisel Durumlar: Davacının yaşı, cinsiyeti, medeni hali gibi unsurlar da dolaylı olarak etkili olabilir. Örneğin genç ve evlenmemiş bir kişinin yüzünde kalıcı bir iz kalması, Yargıtay’ın bazı kararlarında “ileride evlenme ihtimalini olumsuz etkileyebilecek bir husus” olarak değerlendirilebilmektedir. Yine çok genç yaşta başarısız bir estetik operasyon geçiren birinin, ömrünün geri kalanında bunun sıkıntısını uzun yıllar çekeceği düşünüldüğünden daha yüksek bir tazminata hak kazanması gerektiği ifade edilmektedir.

Öte yandan ifade etmemiz gerekir ki hukukumuzda manevi tazminat, yaralanan manevi değerlerin bir nebze olsun tatminine yönelik olup, hiçbir zaman kazanç kapısı olarak görülmemelidir. Ancak son yıllarda yüksek mahkeme, paranın alım gücündeki değişimleri ve tazminatın caydırıcılık fonksiyonunu da dikkate alarak manevi tazminat miktarlarını önceki yıllara göre daha tatminkar seviyelerde belirlemeye başlamıştır. Özellikle estetik gibi lüks sayılabilecek ama günümüzde giderek yaygınlaşan müdahalelerde, hastaların yaşadığı hayal kırıklıklarının hafife alınmaması gerektiği vurgulanmaktadır.

Bu noktada mahkemelerce hükmedilebilecek ortalama rakamları makalemizde belirtmemiz uygun düşmemektedir zira bu bedeller somut olayın durumuna göre değişkenlik gösterecektir.

Hatalı Estetik Ameliyatları Kaynaklı Tazminat Davalarında Emsal Yargıtay Kararları

Mahkemece alınan … Raporunda, davacının sol göğüs üst medialde ele gelen ağrılı kitlesinin olduğu, sağ göğüs alt bölgede ele gelen ağrılı sert kitle, her iki göğüs altında 3’er cm’lik ameliyat skarları bulunduğu, sol göğüs daha büyük görünümde, sağ göğüs sola göre daha sarkık görünümde olduğunun izlendiği belirtilmiştir. Somut olay değerlendirildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, memede başlangıçta amaçlandığı şekilde estetik açıdan daha düzgün ve dik durma olgusunun gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı hekimin edimini sözleşmeye uygun olarak gerçekleştirmediğinden ödenen bedel olan .. TL’nin iadesi ile uygun görülecek oranda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. (15. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/182 Karar : 2019/930 Karar Tarihi :04.03.2019)

Somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davacıda oluşan görünüm bozukluğunun, hekim hatası olarak değerlendirilmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, ilgili açıklamalar gözetildiğinde davalı tarafından taahhüt edilen sonucun gerçekleşmediği, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşıldığından, dava konusu tıbbi müdahalenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu gözetilmesine rağmen bu hususta değerlendirme içermeyen bilirkişi raporlarına dayanılması hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle davalı hekimin taahhüt edilen sonucu tam ve gereği gibi yerine getiremediği, davacıya yapılan estetik müdahalelerin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, meydana getirilen eserin ayıplı olduğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi hatalı olup, açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir. (6. HUKUK DAİRESİ Esas : 2024/2314 Karar : 2025/1671 Karar Tarihi :24.04.2025)

Her ne kadar mahkemece alınan raporlar neticesinde yapılan ameliyatın tıbben uygun olduğu, ameliyat sonrası oluşan perforasyonun komplikasyon mahiyetinde olduğu, tıbbi uygulama hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, davacıya meme büyütme ve asimetrinin giderilmesi için göğüs estetiği ameliyatı yapılmış olup, göğüslerinin istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Akdeniz Üniversitesi Adli Tıp Anabilimdalı Başkanlığı ve Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas kurul tarafından ameliyatın uygulanma şeklinin tıbben uygun olduğu ve ameliyat sonrası tespit edilen perforasyonun karşılaşılabilecek bir komplikasyon olduğu, yapılan işlemlerde tıbbi uygulama hatası bulunmadığına dair rapor düzenlenmiş olmakla birlikte davacının ilk ameliyat sonrasında istenilen sonucun gerçekleşmemiş olması nedeniyle 2. kez estetik amaçlı ameliyat geçirmek durumunda kaldığı ve estetik amaçlı bu operasyon esnasında bağırsak perforasyonu oluşması nedeniyle tekrar ameliyat geçirmek durumunda kaldığı, geçirilen ameliyatlara bağlı yeni izlerin oluştuğu ve göğüs asimetrisinin giderilmemiş olduğu anlaşılmakla davalı tarafın netice odaklı edimini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının maddi ve manevi tazminat talepleri değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine rağmen mahkemece davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir. (6. HUKUK DAİRESİ Esas : 2024/1833 Karar : 2025/1275 Karar Tarihi :26.03.2025)

Somut olayda, davacıya estetik yönden garanti verilmiş, ancak tam olarak sağlıklı bir şekilde edimler yerine getirilmemiştir. Davalılar illiyet bağını kesen geçerli bir savunmada bulunmadıkları gibi, davacının kusurunu da kanıtlayamamışlardır. Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalıların sorumlu olduğu kabul edilerek davacının maddi tazminatla ilgili istek kalemleri açıklattırılıp, deliller toplanıp maddi ve manevi tazminat yönünden somut olayın özelliklerine, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre araştırma ve inceleme yapıp karar vermekten ibaret olmalıdır. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. (6. HUKUK DAİRESİ Esas : 2024/1507 Karar : 2025/1137 Karar Tarihi :19.03.2025)

Somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince, uygulanan işlemin tıbbi kurallara uygun şekilde gerçekleştiği, işlem sonucunda belirgin kalıcı komplikasyon meydana gelmediği, yanak bölgesinde gelişen cilt yanığının gösterilecek özene rağmen meydana gelebilecek komplikasyon olduğu belirtilerek hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda dava reddedilmişse de; davacıya uygulanan işlemin niteliği itibariyle estetik operasyon olup eser sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekirken bu yönde değerlendirme içermeyen bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bu halde mahkemece yapılacak iş; davalının eser sözleşmesi kapsamında sonuç taahhüdünü gerçekleştirip gerçekleştirmediği hususunda bilirkişi heyeti oluşturularak rapor alınması, sonuç taahhüdünün gerçekleşmemesi halinde davacının maddi tazminata ilişkin taleplerinin incelenerek ve manevi tazminata ilişkin de uygun bir miktarda rakam belirlenerek hüküm kurulması gerekirken Mahkemenin izah edilen kurallara aykırı kararının bozulması uygun bulunmuştur. (6. HUKUK DAİRESİ Esas : 2024/2450 Karar : 2025/928 Karar Tarihi :10.03.2025)

Zira, her ne kadar raporlarda atfı kabil bir kusur bulunmadığı belirtilmiş ise de dava konusu yapılan müdahale eser sözleşmesinin konusunu oluşturmaktadır. Bu nedenle yapılacak inceleme ile davacının göğüs ve karın estetiğine ilişkin olarak hem estetik açıdan hem de sağlıklı bir vücuda sahip olunması yönünden beklentisinin karşılanıp karşılanmadığı, yüklenicinin ediminin tam olarak yerine getirilip getirilmediği, işin eser sözleşmesi niteliğinde olması nedeniyle ortaya çıkan sonuç itibariyle göğüs ve karın estetiği konusunda ayıbın bulunup bulunmadığı hususlarında davacının bizzat muayenesi sağlanmak suretiyle ek rapor alınarak dosyadaki tüm bilge, belge ve değerlendirmeler ışığında sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken ilgili şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.(6. HUKUK DAİRESİ Esas : 2023/4376 Karar : 2025/734 Karar Tarihi :26.02.2025)

Mahkemece alınan … Raporunda, davacının sol göğüs üst medialde ele gelen ağrılı kitlesinin olduğu, sağ göğüs alt bölgede ele gelen ağrılı sert kitle, her iki göğüs altında 3’er cm’lik ameliyat skarları bulunduğu, sol göğüs daha büyük görünümde, sağ göğüs sola göre daha sarkık görünümde olduğunun izlendiği belirtilmiştir. Somut olay değerlendirildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, memede başlangıçta amaçlandığı şekilde estetik açıdan daha düzgün ve dik durma olgusunun gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı hekimin edimini sözleşmeye uygun olarak gerçekleştirmediğinden ödenen bedel olan .. TL’nin iadesi ile uygun görülecek oranda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. (15. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/182 Karar : 2019/930 Karar Tarihi :04.03.2019)

Somut olay değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki eser sözleşmesi hükümlerine uygun şekilde yüklenici edimlerini ifa etmemiş olup davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle iş sahibi yararına sonuç vermediği gibi, davacıdan alınan aydınlatılmış onam formuna eklenen, “Kaşlarımdaki asimetrinin kısmen düzeltilebileceği bana anlatıldı. Ayrıca kaşlarımın fazla kaldırılmasını istemiyorum” şeklinde ifade edilen kısım, iş sahibi tarafından yazılıp paraf edilmemiştir. Bu haliyle aydınlatmanın yeterli olduğundan söz edilemez. Kaldı ki komplikasyon yönetiminin de doğru yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, davalı hekimin kusurlu olduğu gözetilerek, mahkemece uygun manevi tazminat takdiri yerine yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. (15. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/5523 Karar : 2019/801 Karar Tarihi :26.02.2019)

Sözleşme ve dava dilekçesi içeriğine göre lazer epilasyon hizmeti niteliği gereği, tedavi veya estetik amaçlar dışında yapıldığında davaya bakmaya genel mahkeme değil tüketici mahkemesi görevlidir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 11.09.2012 tarih 2012/18626 Esas 2012/19294 Karar sayılı ilam). Taraflarca ileri sürülmese bile görevin yargılamanın her aşamasında resen gösterilmesi gerekir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. O halde mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek, esas hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.(15. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/2349 Karar : 2018/1468 Karar Tarihi :10.04.2018)

Mahkemece yapılacak iş, aralarında plastik ve estetik cerrahi, genel cerrahi ve enfeksiyon uzmanının da bulunduğu 3 kişilik akademik kariyere sahip bilirkişi heyeti oluşturulmak suretiyle, davacıya uygulanan iş ve işlemlerin neler olduğu, olması gerekenle yapılanlar kıyaslanarak, özellikle davacıda gelişen durumun komplikasyon mu yoksa hekim hatası mı olduğu hususu da aydınlatılarak, hekim hatası bulunduğu kanısına varıldığı taktirde sorumlu tutulmalı, komplikasyon olduğu kanısına varıldığı taktirde ise, aydınlatılmış onam formunda bu konuda bir detaya yer verilmediği gibi gelişen komplikasyon ise yönetiminin de tıbbi standartlara uygun olup olmadığı gözetilerek davacının istek kalemleri değerlendirilmeli ve az yukarıda açıklanan düzenlemeler dikkate alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. (15. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/2524 Karar : 2018/2644 Karar Tarihi :21.06.2018)

Davalı doktor ile görüşen davacının ameliyatın türü hakkında bilgilendirildiği ve ikinci bir ameliyat olmamak adına ilk ameliyatta meme küçültme yanında estetik açıdan meme başının da taşınmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Ancak operasyon için davacının kızının oluru alınmış ise de, davacıya ameliyatın risklerinin anlatıldığı ve kabul ettiğine dair bir bilgi ve belge sunulmamış, dinlenen davalı tanıkları kendilerine benzer ameliyatlarda davalı Doktorun bilgi verdiğini beyan etmişler ise de bu beyanlar davacının da bilgilendirildiğini kabule yeterli görülmemiştir. Kaldı ki bu ameliyat sonrası davacının meme uçlarının nakledildiği yere yapışmaması nedeniyle zaten eser ayıplı hale gelmiştir. O halde, mahkemece hukuki yorumda yardımcı olabilecek bir hukukçunun da bulunduğu bilirkişi kurulundan maddi tazminata ilişkin rapor alınarak sonucuna göre hüküm kurulmak gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.(3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2012/177 Karar : 2012/6939 Karar Tarihi :15.03.2012)

Olayda, davacıya yapılan burunestetik ameliyatında kararlaştırılan sonuca ulaşılamamasında davalı doktorun kusuru ve diğer davalı hastanenin de istihdam eden sıfatıyla sorumluluğu sabittir. Davacı, ilk ameliyatın fen ve tekniğine uygun yapılmaması yüzünden dava tarihi itibariyle iki kez daha ameliyat geçirmek zorunda kalmış, bu suretle cismani zarara uğratılmıştır. Davacı yararına mahkemece manevi tazminat takdiri gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen Adli Tıp Raporu’nun sonuç kısmı ile bağlı kalınarak davanın reddi ne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, hükmün bozulması uygun bulunmuştur. (15. HUKUK DAİRESİ Esas : 2010/4538 Karar : 2010/5692 Karar Tarihi :25.10.2010)

 

SIKÇA SORULAN SORULAR

Estetik ameliyatım istediğim gibi sonuçlanmadı, dava açabilir miyim?

Evet. Yazımızda izah ettiğimiz üzere Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre estetik ameliyatlar bir “Eser Sözleşmesi” niteliğindedir. Dolayısıyla hekim, size sadece özenli bir tedavi değil, belli bir sonucu (vaat edilen görünümü) taahhüt eder. Eğer sonuç, ameliyat öncesi kararlaştırılan tıbbi ve estetik beklentiyi karşılamıyorsa ayıplı ifa nedeniyle dava açma hakkınız doğar.

“Vekalet Sözleşmesi” ve “Eser Sözleşmesi” arasındaki fark nedir ve neden önemlidir?

Bu ayrım davanın temelini oluşturur. Normal bir kalp ameliyatında hekim sizi iyileştirmek için elinden geleni yapacağını taahhüt eder (Vekalet). Ancak estetik ameliyatta hekim, “burnunu şu şekle getireceğim” diyerek bir eser meydana getirmeyi üstlenir (Eser).

  • Vekalet Sözleşmesi: Hekim sonuca garanti vermez, sadece özen borcu vardır.

  • Eser Sözleşmesi: Hekim sonucu garanti eder. Sonuç başarısızsa, hekim kusuru olmadığını ve davacının kusurunu ispatlamak zorundadır.

Ameliyat öncesi “Aydınlatılmış Onam” formu imzaladım, yine de dava açabilir miyim?

Evet. Sadece bir kağıda imza atmış olmanız, hekimin tüm sorumluluktan kurtulduğu anlamına gelmez. Yargıtay, onamın “yüzeysel” değil, “ayrıntılı” olmasını şart koşar. Eğer karşılaşacağınız riskler size sözlü ve detaylı olarak anlatılmadıysa veya form ameliyattan hemen önce (baskı altında) imzalatıldıysa, bu onam geçersiz sayılabilir.

Doktorum “Bu durum bir komplikasyon, benim hatam yok” diyor. Ne yapmalıyım?

Tıbbi olarak “komplikasyon” (istenmeyen ama öngörülebilen risk) olan bir durum, estetik cerrahide hukuken “kusur” sayılabilir. Çünkü hekim sonucu taahhüt etmiştir. Ayrıca hekim komplikasyonu önceden size bildirmediyse, komplikasyonu yönetemediyse veya zamanında müdahale etmediyse yine sorumlu tutulur.

Hatalı estetik operasyon nedeniyle hangi tazminatları talep edebilirim?

Hatalı bir işlem durumunda şu taleplerde bulunabilirsiniz:

  • Maddi Tazminat: Ameliyat için ödediğiniz ücretin iadesi, düzeltme (revizyon) ameliyatı masrafları, hastane giderleri ve iyileşme sürecindeki kazanç kayıplarınız, iş gücü kaybı tazminatınız.

  • Manevi Tazminat: Operasyon sonrası yaşanan hayal kırıklığı, psikolojik çöküntü, sosyal hayattan uzaklaşma ve aynaya her baktığınızda hissettiğiniz elem ve ızdırap için talep edilen tazminattır.

Estetik ameliyat davalarında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Eser sözleşmesine dayanan estetik davalarında genel zamanaşımı süresi 5 yıldır. Ancak hekimin ağır kusuru veya hilesi söz konusu ise bu süre 20 yıla kadar uzayabilir. Süre, hatalı işlemin ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Saç ekimi veya lazer epilasyon gibi işlemler de bu kapsama girer mi?

Evet. Saç ekimi, botoks, dolgu ve lazer epilasyon gibi işlemler de estetik amaçlı olduğu için “eser sözleşmesi” hükümlerine tabidir. Örneğin, lazer epilasyon sonrası oluşan yanık izleri veya saç ekimi sonrası gelişen doku ölümü (nekroz) durumlarında maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

Düzeltme (revizyon) ameliyatı olmam davanın sonucunu etkiler mi?

Dava açmadan önce veya dava sırasında başka bir hekime düzeltme ameliyatı olmanız gerekebilir. Bu durumda, mevcut durumun (hatalı sonucun) mahkeme kanalıyla veya uzman bir bilirkişi raporuyla tespit edilmesi hak kaybına uğramamanız için hayati önem taşır.

Devlet hastanesinde yapılan estetik ameliyatlar için nereye başvurulur?

Eğer operasyon bir devlet veya üniversite hastanesinde yapılmışsa, dava “Tam Yargı Davası” olarak İdare Mahkemesinde açılır. Özel hastaneler veya serbest çalışan hekimler için ise görevli yer Tüketici Mahkemeleridir.

Diş hekimliğinde yapılan estetik işlemler hangi sözleşme kapsamındadır?

Diş hekimliğinde ikili bir ayrım yapılır. Dolgu, kanal tedavisi veya diş çekimi gibi tedavi amaçlı işlemler “Vekalet Sözleşmesi” sayılırken; porselen lamine, implant, zirkonyum kaplama ve gülüş tasarımı gibi estetik sonuç vaat eden işlemler “Eser Sözleşmesi” kabul edilir. Bu durumda diş hekimi vaat edilen estetik görünümü sağlamakla yükümlüdür.

Hekimin uzmanlık alanı dışında ameliyat yapması (örn. Genel Cerrahın burun yapması) kusur sayılır mı?

Evet. Yargıtay ve Adli Tıp Kurumu, hekimin kendi uzmanlık alanı dışındaki bir estetik müdahaleye girişmesini “tıbbi kural hatası” ve “ağır kusur” olarak nitelendirmektedir. Bu durumda komplikasyon gelişse bile, hekim uzmanlığı olmadığı bir alanda risk aldığı için tam sorumlu tutulur.

Henüz revizyon (düzeltme) ameliyatı olmadım, masrafını şimdiden isteyebilir miyim?

Evet. Hatalı operasyonun düzeltilmesi için gelecekte yapılması gereken revizyon ameliyatının tahmini bedelini bilirkişi marifetiyle hesaplatıp, maddi tazminat olarak peşinen talep edebilirsiniz.

Ameliyat sonrası gelişen enfeksiyon her zaman doktorun hatası mıdır?

Her enfeksiyon doğrudan doktor hatası değildir. Ancak doktorun ameliyathane sterilizasyonunu sağlamaması veya operasyon sonrası uygun takip protokolünü uygulamaması durumunda enfeksiyon bir “hizmet kusuru” veya “malpraktis” haline gelir. Ayrıca enfeksiyon riskinin size önceden “aydınlatılmış onam” ile bildirilmiş olması gerekir.

Ameliyat öncesi bilgisayarda gösterilen “simülasyon” doktoru bağlar mı?

Evet. Eğer doktor ameliyat öncesinde dijital ortamda size somut bir burun veya vücut formu gösterip “sonuç böyle olacak” dediyse, bu durum eser sözleşmesindeki “taahhüt edilen sonuç” kapsamına girer. Gerçekleşen sonuç simülasyondan belirgin şekilde farklı ve kötüyse, doktor taahhüdünü yerine getirmemiş sayılır.

Estetik davalarında ispat yükü kimdedir?

Eser sözleşmesi rejiminde ispat yükü yer değiştirir. Hasta olarak siz sadece “istediğim sonuç bu değildi, eser ayıplı” demeniz yeterlidir. Bu noktadan sonra doktor, sonucun neden gerçekleşmediğini, kendisinin hiçbir kusuru olmadığını ve her şeyin tıbbi standartlara uygun olduğunu ispatlamak zorundadır.

Ameliyattan yıllar sonra gelişen bir sorun (örn. protezin sızdırması) için dava açılabilir mi?

Eğer sorun doktorun kullandığı hatalı bir teknikten veya kalitesiz bir malzemeden (protezden) kaynaklanıyorsa ve bu durum doktorun “ağır kusuru” olarak nitelendiriliyorsa, zamanaşımı süresi 20 yıla kadar uzayabilir. Ancak genel olarak zararın ve kusurun öğrenilmesinden itibaren 5 yıl içinde dava açılması önerilir.

Efor kaybı tazminatı tam olarak neyi kapsar?

Eğer hatalı ameliyat sonucu vücudunuzda kalıcı bir fonksiyon kaybı (örn. burun estetiği sonrası nefes alamama, karın germe sonrası kalıcı ağrı/hareket kısıtlılığı) oluştuysa; bu durum işinizi yaparken eskisinden daha fazla enerji harcamanıza neden olur. Kazancınız düşmese bile, harcadığınız bu “ekstra çaba” için maddi tazminat alabilirsiniz.

Psikolojik rahatsızlığı (dismorfofobi) olan birine estetik yapmak doktorun sorumluluğunu artırır mı?

Doktorun sadakat ve özen borcu gereği, hastanın psikolojik durumunu değerlendirmesi gerekir. Beden algı bozukluğu (dismorfofobi) yaşayan ve ameliyattan asla tatmin olmayacak bir hastayı ticari kaygılarla ameliyat etmek, hekimin etik ve hukuki sorumluluğunu doğurur. Bu gibi durumlarda kusur değerlendirmesi doktor aleyhine ağırlaşır.

Önemli Not: Estetik malpraktis davaları yüksek derecede teknik ve hukuki bilgi gerektirir. Hak kaybına uğramamak adına bir avukattan hukuki destek almanız tavsiye edilir.

SONUÇ

Estetik amaçlı tıbbi müdahaleler, klasik tedavi ilişkilerinden farklı olarak hastanın iyileşme beklentisinden ziyade belirli bir sonuca ulaşma iradesine dayanır. Bu nedenle Türk hukukunda ve Yargıtay içtihatlarında istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere, estetik operasyonlar çoğunlukla eser sözleşmesi hükümlerine tabi tutulmakta; hekimin sorumluluğu salt özen borcuyla sınırlı kalmayıp sonuç taahhüdünü de kapsamaktadır. Taahhüt edilen estetik sonucun elde edilememesi, ortaya çıkan sonucun ayıplı olması veya hastanın makul beklentilerinin karşılanmaması halinde, tıbbi uygulama kurallarına uygunluk tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır.

Bu kapsamda hekimin sorumluluğu, sadece ameliyatın teknik olarak doğru yapılıp yapılmadığı ile sınırlı değildir. Aydınlatma yükümlülüğünün eksiksiz yerine getirilmesi, hastanın estetik beklentilerinin doğru yönetilmesi, risklerin ve olası olumsuzlukların açık ve anlaşılır şekilde anlatılması, hekimin uzmanlık alanı ve mesleki yeterlilik sınırları içinde hareket etmesi de hukuki sorumluluğun temel unsurları arasındadır. Aksi halde ortaya çıkan zarar, “komplikasyon” olarak nitelendirilse dahi, eser sözleşmesi rejimi içinde ayıplı ifa olarak kabul edilebilmekte ve hekim aleyhine maddi ve manevi tazminat sorumluluğu doğabilmektedir.

Uygulamada sıklıkla görüldüğü üzere, başarısız estetik operasyonlar yalnızca bedensel değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal zararlara da yol açmaktadır. Bu nedenle mahkemeler, maddi tazminatın yanı sıra manevi tazminata da geniş yer vermekte; kişinin özgüveni, sosyal hayatı, mesleği ve toplumsal konumu üzerindeki etkileri dikkate alarak hakkaniyete uygun kararlar tesis etmektedir. Yargıtay’ın güncel kararlarında, estetik cerrahide hasta lehine gelişen bu yaklaşımın daha da belirginleştiği, hekimin ve sağlık kuruluşlarının sorumluluğunun caydırıcı nitelikte yorumlandığı görülmektedir.

Sonuç olarak, hatalı estetik ameliyatlardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Yapılan işlemin hukuki niteliği, taraflar arasındaki taahhütler, aydınlatmanın kapsamı ve ortaya çıkan sonucun vaat edilen estetik hedefle uyumu birlikte ele alınmalıdır. Bu alandaki davalar, hem hekimler hem de hastalar açısından ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğurduğundan, hak kaybına uğramamak için sürelerin dikkatle takip edilmesi, delillerin titizlikle toplanması ve yargısal sürecin uzmanlıkla yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Estetik cerrahide gelişen bu sorumluluk anlayışı, nihayetinde hukuk düzeninin bireyin bedensel ve manevi bütünlüğüne verdiği değerin somut bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu makale ve içeriğindeki tüm yazılanlar, yazarın telif hakkı koruması altındadır ve yazarın yazılı izni olmaksızın bu makalenin herhangi bir bölümü, elektronik, mekanik, fotokopi, kayıt veya başka herhangi bir yöntemle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya saklanamaz. İzin alınmadan yapılacak her türlü kullanım, telif hakkı ihlali sayılacak ve yasal işlem başlatılacaktır. İçerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki danışmanlık yerine geçmez ve doğabilecek zararlardan yazar sorumlu tutulamaz.

Tüm hakları saklıdır. © 2025, Av. Buğra Topaktaş

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir