-
Pzt-Cum 09.00 - 18.30
İçindekiler
Toggleİtirazın İptali Davası Nedir?
İtirazın iptali davası, alacaklının başlattığı ilamsız icra takibine borçlunun süresinde itiraz etmesi ve bu itirazın takibi durdurması üzerine, alacaklının itirazın haksızlığını genel mahkemede ispat ederek takibin kaldığı yerden devamını sağlamak için açtığı davadır. Düzenleme İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinde yer alır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadına göre bu dava, salt bir tespit davası değil, alacağın tahsiline yönelik bir eda davasıdır; verilen karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder ve davanın reddi halinde alacaklı aynı alacak için yeniden eda davası açamaz (Yargıtay HGK, E.2017/2332, K.2021/665, T.03.06.2021). Borçlunun itirazı, hiçbir gerekçe göstermeden dahi takibi anında durdurur; bu durumda alacaklı ya icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını ister ya da genel mahkemede itirazın iptali davasını açar.
İtirazın iptali davası ile itirazın kaldırılması arasındaki fark, bir yıllık hak düşürücü süre, görevli ve yetkili mahkeme, zorunlu arabuluculuk, dava dilekçesinin kime tebliğ edileceği, ispat yükü, kısmi itiraz halinde davanın kapsamı, icra inkar tazminatı ve kötü niyet tazminatı ile dava sürecindeki usul hataları aşağıda ele alınmaktadır.
İlamsız İcra Takibine İtiraz ve Alacaklının Seçimlik Hakları
Alacaklı, elinde ilam niteliğinde bir belge olmadan da genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itiraz ederse, bu itiraz herhangi bir gerekçe içermese dahi takibi kendiliğinden durdurur. Takibin durması, alacaklının haklı olmadığı anlamına gelmez; itirazın hukuki ve maddi dayanağı hiç incelenmeden, salt itiraz edilmiş olması yeterlidir.
Bu noktada alacaklının önünde üç yol bulunur: icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını istemek, genel mahkemede itirazın iptali davası açmak ya da itirazı bir yana bırakıp doğrudan genel mahkemede eda davası açmak. Bu üç yol birbirinin alternatifidir; alacaklı somut duruma göre hangisinin daha hızlı ve güvenli sonuç vereceğini değerlendirmelidir.
İtirazın Türü Davanın Kapsamını Nasıl Etkiler?
Borçlunun icra dosyasına yaptığı itirazın türü, itirazın iptali davasının kapsamını ve ispat stratejisini doğrudan belirler. İtiraz dilekçesi incelenmeden dava açılması, davanın yanlış kurulmasına yol açabilir.
Borca İtiraz
Borçlu, borcun hiç doğmadığını, ödendiğini, zamanaşımına uğradığını veya takas edildiğini ileri sürerek borca itiraz edebilir. Bu, en geniş kapsamlı itiraz türüdür ve itirazın iptali davasında alacaklının alacağın varlığını genel hükümlere göre ispat etmesini gerektirir.
İmzaya İtiraz
Takip bir senede (adi senet, kambiyo senedi) dayanıyorsa, borçlu senetteki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürebilir. İmzaya itiraz, borca itirazdan ayrı ve açık biçimde yapılmalıdır; aksi halde imza ikrar edilmiş sayılabilir. İmzaya itiraz edilmişse, itirazın iptali davasında imzanın gerçekliği bilirkişi incelemesiyle (grafolojik inceleme) araştırılır.
İcra Dairesinin Yetkisine İtiraz
Borçlu, takibin yapıldığı icra dairesinin yetkisiz olduğunu ileri sürebilir. Borçlu yalnızca icra dairesinin yetkisine itiraz etmiş ve borcun esasına itiraz etmemişse, uyuşmazlık doğrudan itirazın iptali davasının konusu haline gelmez. Alacaklı, yetki itirazını kabul ederek takibin yetkili icra dairesinde sürdürülmesine ilişkin usuli yolu izleyebilir veya yetki itirazının kaldırılması için icra mahkemesine başvurabilir. Yetki itirazı borca itirazla birlikte yapılmışsa, itirazın iptali davasını gören mahkeme önce icra dairesinin yetkisini çözer.
Kısmi İtiraz
Borçlu, takip talebindeki alacağın tamamına değil, yalnızca bir kısmına itiraz edebilir. Ancak kısmi itirazda, itiraz edilen borç miktarının veya kısmının açıkça gösterilmesi gerekir; aksi halde borçlu itiraz etmemiş sayılabilir. Geçerli bir kısmi itirazda itiraz edilmeyen bölüm yönünden takip kesinleşir ve icraya devam edilebilir. İtirazın iptali davası ise itiraz edilen kısımla sınırlı olarak açılır.
İtirazın İptali Davası ile İtirazın Kaldırılması Arasındaki Fark
Bu iki yol, dayandıkları belge türü, görüldükleri merci ve ispat rejimi bakımından önemli farklar taşır.
| Ölçüt | İtirazın Kaldırılması | İtirazın İptali Davası |
|---|---|---|
| Görüldüğü merci | İcra mahkemesi | Genel mahkeme (alacağın niteliğine göre) |
| Dayanak belge | İİK m.68 ve m.68/a kapsamında kanunda sınırlı olarak kabul edilen belgeler | Genel hükümlere ve HMK'nın ispat kurallarına göre delil sunulabilir |
| İnceleme kapsamı | Dar kapsamlı, evrak üzerinden inceleme | Genel hükümlere göre daha geniş kapsamlı inceleme |
| Süre | İtirazın tebliğinden itibaren altı ay | İtirazın tebliğinden itibaren bir yıl |
| Sonuç | Hızlı ama sınırlı kapsamlı bir karar | Kesin hüküm niteliğinde, daha kapsamlı bir yargılama |
Alacaklı İİK m.68 ve m.68/a kapsamında itirazın kaldırılmasına elverişli bir belgeye sahipse, icra mahkemesindeki kaldırma yolu gündeme gelebilir. Alacağın ve temel ilişkinin tanık, ticari defter, teslim kayıtları, elektronik yazışmalar veya geniş bilirkişi incelemesiyle ispatlanması gerekiyorsa, itirazın iptali davası daha geniş bir inceleme imkanı sağlar. Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip, genel haciz yoluyla ilamsız takipten ayrı bir takip türüdür; bu iki rejim birbirine karıştırılmamalıdır.
İtirazın İptali Davasında Süre: Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre
İtirazın iptali davası, borçlunun itirazının alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir; mahkeme, süre geçtiğini fark ederse bu hususu kendiliğinden gözetir. Bir yıllık hak düşürücü süre geçirilmişse dava İİK m.67 kapsamında itirazın iptali davası olarak dinlenemez. Alacak hakkı zamanaşımına uğramamışsa genel hükümlere göre alacak davası açılabilmesi ayrı bir konudur. Sürenin başlaması için itirazın alacaklıya usulüne uygun tebliğ edilmiş olması şarttır; alacaklının itirazı icra dosyasında işlem yaparken haricen öğrenmesi süreyi başlatmaz, yalnızca resmi tebligat tarihi esas alınır (Yargıtay HGK, E.2013/360, K.2013/1605, T.27.11.2013).
Bir yıllık süre içinde dava açılmazsa alacaklının hakkı tamamen ortadan kalkmaz; alacaklı, genel mahkemede alacağının tahsili için ayrı bir eda davası açabilir. Ancak bu durumda mevcut icra takibinin sonuçlarından yararlanmak güçleşebilir ve alacaklı elde edeceği ilamla yeni bir icra takibi başlatmak zorunda kalabilir. Bu nedenle bir yıllık sürenin takibi, itirazın tebliğ tarihi tespit edilerek dosya açılışında ilk yapılması gereken işlerden biridir.
İtirazın İptali Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli mahkeme, takip konusu alacağın temelindeki hukuki ilişkiye göre belirlenir. Genel borç ilişkilerinde asliye hukuk mahkemesi; TTK m.4 anlamında ticari dava niteliğindeki uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi; işçi-işveren uyuşmazlıklarında iş mahkemesi; tüketici işlemlerinde tüketici mahkemesi; kira ilişkisinden kaynaklanan ve özel görev kuralına tabi uyuşmazlıklarda sulh hukuk mahkemesi gündeme gelebilir. Bu nedenle dava açmadan önce alacağın kaynağının doğru nitelendirilmesi, görev itirazıyla karşılaşılmaması bakımından önemlidir.
Yetki bakımından İİK m.50, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun genel yetki kurallarına atıf yapar; icra dairelerinin yetkisi kesin yetki niteliğinde değildir. Borçlu icra dairesinin yetkisine süresinde itiraz etmemişse, icra dairesinin yetkisi kesinleşir. Borçlu süresinde hem icra dairesinin yetkisine hem de borcun esasına itiraz etmişse, itirazın iptali davasında yetkili icra dairesinde geçerli bir takip bulunup bulunmadığı öncelikle değerlendirilir. İcra dairesinin yetkisi ile itirazın iptali davasına bakan mahkemenin yetkisi aynı konu değildir; mahkemenin yetkisi HMK'nın genel ve özel yetki kurallarına göre ayrıca belirlenir. Yetki itirazı üzerine takibin yetkisiz bir icra dairesinde başlatıldığının anlaşılması halinde, bunun İİK m.67 anlamında geçerli takip şartına etkisi somut dosyaya göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Para borçlarında TBK m.89/1 uyarınca, aksine bir anlaşma yoksa borç alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir (götürülecek borç ilkesi); bu nedenle sözleşmeden doğan alacaklarda alacaklının yerleşim yeri mahkemesi de HMK m.10 çerçevesinde yetkili olabilir. HMK m.17 kapsamında tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıklar için yetki sözleşmesi yapabilir. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava yalnızca sözleşmeyle belirlenen mahkemelerde açılır. Bu nedenle yetkili mahkeme belirlenirken davalının yerleşim yeri, ifa yeri ve varsa geçerli yetki sözleşmesi birlikte değerlendirilmelidir.
Borçlu, ödeme emrine yalnızca icra dairesinin yetkisine itiraz edip borcun esasına itiraz etmemişse, uyuşmazlık doğrudan itirazın iptali davasının konusu haline gelmez. Alacaklı, yetki itirazını kabul ederek takibin yetkili icra dairesinde sürdürülmesine ilişkin usuli yolu izleyebilir veya yetki itirazının kaldırılması için icra mahkemesine başvurabilir. Borçlu hem yetkiye hem esasa itiraz etmişse, itirazın iptali davası genel mahkemede açılabilir.
İtirazın İptali Davasında Zorunlu Arabuluculuk
İtirazın iptali davasında arabuluculuğun dava şartı olup olmadığı, uzun süre bölge adliye mahkemeleri arasında farklı yorumlanan bir konuydu. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 04.12.2020 tarihli ve E.2020/1943, K.2020/4052 sayılı uyuşmazlığın giderilmesi kararıyla, ticari nitelikteki itirazın iptali davalarının Türk Ticaret Kanunu m.5/A kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabi olduğuna hükmetmiştir.
28.03.2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'la Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi değiştirilmiş; madde metnine "itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları" ifadesi açıkça eklenmiştir. Bu değişiklikle birlikte, ticari nitelikteki alacaklara dayalı itirazın iptali davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması artık tartışmasız biçimde kanuni bir dava şartıdır. Aynı şekilde, işçi veya işveren alacağına dayalı itirazın iptali davalarında da 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca dava şartı arabuluculuk uygulanır.
Arabuluculuğun dava şartı olduğu dosyalarda, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığını gösteren son tutanağın aslı veya arabulucu onaylı örneği dava dilekçesine eklenmelidir. Bu belge eklenmeden açılan davada mahkeme, davacıya bir haftalık kesin süre içinde tutanağı sunması için davetiye gönderir; bu süre içinde de sunulmazsa dava usulden reddedilir.
Alacak bir tüketici işleminden kaynaklanıyorsa, dava şartı arabuluculuk meselesi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'daki özel rejim çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir; bu kanunda öngörülen parasal sınırlar ve tüketici hakem heyeti ile mahkeme arasındaki görev ayrımı, itirazın iptali davası açılmadan önce kontrol edilmelidir.
Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren 6325 sayılı Kanun m.18/B kapsamında dava şartı arabuluculuk uygulanmaktadır. Bu düzenlemedeki istisna, kiralanan taşınmazların İİK hükümlerine göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkindir; kira bedeli veya diğer kira alacaklarına dayalı itirazın iptali davası bu istisna kapsamında değildir ve arabuluculuk dava şartı burada da işletilmelidir. Tahliye talebi ile kira alacağına dayalı itirazın iptali talebinin aynı dosyada birlikte ileri sürüldüğü hallerde, her bir talep bakımından arabuluculuk şartının ayrı değerlendirilmesi gerekir.
İtirazın İptali Davasında İspat Yükü
HMK m.190 ve TMK m.6 uyarınca, ispat yükü kural olarak iddiasını dayandırdığı olguları ispatla yükümlü olan tarafa aittir. İtirazın iptali davasında bu genel kural gereğince alacaklı, takip konusu alacağın doğumunu ve miktarını ispatla yükümlüdür. Bu, ilamsız icra takibinde borçlunun herhangi bir belge sunma zorunluluğu olmadan itiraz edebilmesinin doğal bir sonucudur.
Ancak ispat yükü, borçlunun ileri sürdüğü savunmanın niteliğine göre yer değiştirebilir. Borçlu, alacağın hiç doğmadığını ileri sürüyorsa ispat yükü alacaklıda kalmaya devam eder. Buna karşılık borçlu, alacağın doğduğunu inkar etmeyip ödeme, ibra, takas veya mahsup gibi borcu sona erdiren bir olguya dayanıyorsa, bu savunmanın ispatı borçluya geçer; çünkü borçlu artık alacağın varlığını değil, sonradan ortadan kalktığını iddia etmektedir. Bu nedenle dava dilekçesi ve cevap dilekçesi karşılıklı okunarak, hangi olgunun kim tarafından ispatlanması gerektiği baştan netleştirilmelidir.
İspatın niteliği, alacağın dayanağına göre de değişir. Adi senede dayalı bir alacakta senedin ve borç ilişkisinin gerçekliği, fatura ve cari hesap ilişkisine dayalı bir alacakta ticari defter kayıtları, mal/hizmet teslimini gösteren irsaliye ve yazışmalar, sözleşmeden doğan bir alacakta ise sözleşme hükümleri ve ifa/temerrüt olguları ön plana çıkar.
İtirazın İptali Davasında Hangi Deliller Kullanılır?
İtirazın iptali davası genel hükümlere tabi olduğundan, icra mahkemesindeki sınırlı belge incelemesinden farklı olarak HMK'nın ispat kuralları çerçevesinde senet, ticari defter, elektronik yazışma, tanık, yemin, bilirkişi ve gerektiğinde keşif deliline başvurulabilir. Hangi delilin kullanılabileceği ve delilin ispat gücü, alacağın dayandığı hukuki işlem ile HMK'nın senetle ispat kuralları birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Fatura Tek Başına Alacağı İspatlar mı?
Tek taraflı düzenlenen bir faturanın alacaklının kendi kayıtlarına işlenmiş olması, tek başına temel borç ilişkisinin kurulduğunu veya faturaya konu mal ya da hizmetin teslim edildiğini ispatlamaya yetmez. Tacirler arasında faturayı alan taraf, TTK m.21/2 uyarınca faturanın içeriğine sekiz gün içinde itiraz etmezse bu içeriği kabul etmiş sayılır. Ancak faturaya süresinde itiraz edilmemesi, faturanın dayandığı temel borç ilişkisinin varlığını ve mal veya hizmetin gerçekten teslim edildiğini her durumda kesin olarak ispatlamaz. Fatura; sözleşme, irsaliye, teslim kaydı, ticari defterler, banka hareketleri ve taraflar arasındaki yazışmalarla birlikte değerlendirilmelidir.
Ticari Defterler Nasıl İncelenir?
Ticari defterlerin delil değeri; defterlerin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun tutulması, açılış-kapanış onaylarının veya e-defter beratlarının süresinde yapılmış olması, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığı ve karşı tarafın defter kayıtlarıyla birlikte değerlendirilir. Karşı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi de HMK m.222 çerçevesinde delil değerlendirmesini etkileyebilir. Ticari defter incelemesi yapılırken yalnızca kayıt bulunup bulunmadığı sonucuna dayanılmamalı; faturanın, teslimin, ödemenin ve diğer ticari belgelerin kayıtlarla uyumu birlikte incelenmelidir.
Cari Hesap ve Bakiye Mutabakatı
Cari hesap ilişkisine dayanan alacaklarda, dönem sonu bakiye mutabakatı (mutabakat mektubu) önemli bir delildir; ancak taraflardan biri mutabakatın belirli kalemlerine itiraz ediyorsa, bu kalemlerin dayanağı ayrıca gösterilmelidir.
Banka Dekontları ve Ödeme Açıklamaları
Havale/EFT dekontları, ödemenin yapıldığını gösterir; ancak ödemenin hangi borca ilişkin olduğu, dekonttaki açıklama, taraflar arası yazışmalar ve TBK'nın mahsup hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Açıklama içermeyen bir ödemenin hangi alacağa mahsup edileceği ihtilaf konusu olabilir.
Teslim Belgesi ve İrsaliyenin Önemi
Mal teslimine dayalı alacaklarda imzalı sevk irsaliyesi, teslim tutanağı veya kargo teslim belgesi, faturanın dayandığı fiili ilişkiyi kanıtlayan en güçlü delillerden biridir. Bu belgeler yoksa, fatura tek başına zayıf bir delil olarak kalır.
WhatsApp ve Elektronik Yazışmalar Delil Olur mu?
Elektronik yazışmalar (WhatsApp, e-posta) delil olarak sunulabilir; ancak karşı taraf içeriğe itiraz ederse, yazışmanın gönderene ait olduğu ve içeriğin değiştirilmediği ayrıca ispatlanmalıdır. Bu nedenle önemli kabul ve ödeme beyanlarının, mümkünse noter tespiti veya başka bağımsız delillerle desteklenmesi tavsiye edilir.
Tanık ve Yemin Delili
Tanık deliline başvurulup başvurulamayacağı, HMK'nın senetle ispat zorunluluğu ve bu zorunluluğun istisnalarına ilişkin hükümlerine göre belirlenir. Alacağın miktarı, hukuki işlemin niteliği, delil başlangıcının bulunup bulunmadığı ve taraflar arasındaki ilişki birlikte değerlendirilmelidir. Yemin ise ispat yükü kendisine düşen tarafça başvurulabilen kesin delillerden biridir.
İcra Takibi ile İtirazın İptali Davasının Konusu Uyumlu Olmalı mı?
İtirazın iptali davası, takip hukukuna sıkı sıkıya bağlı bir davadır; bu nedenle dava, takip talebinde gösterilen alacakla sınırlı kalmalıdır. Takip talebinde hiç yer almayan bir fatura veya başka bir hukuki ilişkiden doğan alacak, itirazın iptali davasında yeni bir kalem olarak eklenemez; böyle bir talep, itirazın iptali davası kapsamında değil, ayrı bir alacak davasının konusu olabilir. Bu ilke, takip konusu alacağın kaynağının veya miktarının davada değiştirilmesiyle ilgilidir; aynı takip konusu alacağın ispatı için dava aşamasında yeni delil sunulması (örneğin takipte belirtilmeyen bir yazışmanın veya banka kaydının delil olarak ibrazı) bundan farklıdır ve mümkündür.
Aynı ilke faiz bakımından da geçerlidir: takipte talep edilmeyen bir faiz türü veya takipteki orandan daha yüksek bir faiz, itirazın iptali talebi içinde doğrudan genişletilemez. Takip talebini aşan bölüm, İİK m.67 anlamında itirazın iptali talebinin konusu olamaz. Bu bölümün genel hükümlere göre alacak talebi olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği, dava dilekçesindeki talep sonucu ve usuli şartlara göre ayrıca değerlendirilmelidir. Takip konusu dışında kalan bölüm yönünden icra inkar tazminatı istenemez.
İtirazın iptali davasının kısmi veya belirsiz alacak davası şeklinde açılıp açılamayacağı; takip konusu alacağın belirli veya belirlenebilir olup olmadığı, takipte gösterilen miktar ve HMK m.107 ile m.109 şartları birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir. Takipte belirli bir miktarın talep edilmiş olması, sonraki davada belirsiz alacak hükümlerinin uygulanması bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir unsurdur. Bu nedenle yalnızca bilirkişi incelemesi yapılacak olması, davanın otomatik olarak belirsiz alacak davası şeklinde açılabileceği anlamına gelmez.
Kısmi İtirazda Dava Nasıl Açılır?
Borçlu, takip talebindeki alacağın tamamına değil, yalnızca bir kısmına itiraz etmişse, itiraz edilmeyen kısım kesinleşir ve icraya bu kısım için devam edilebilir. İtirazın iptali davası ise yalnızca itiraz edilen kısımla sınırlı olarak açılır; davanın kapsamı, itiraz dilekçesinde belirtilen tutarla belirlenir.
Bu nedenle takip talebi ile itiraz dilekçesinin dikkatle karşılaştırılması, davanın doğru miktar üzerinden kurulması bakımından önemlidir. İtiraz edilen kısmın yanlış hesaplanması, davanın kısmen reddi veya eksik taleple sonuçlanması riskini doğurabilir.
Benzer bir dikkat, dava açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılmış olması halinde de gereklidir. Ancak bu durum tek bir kalıba indirgenemez; ödemenin hangi aşamada yapıldığı sonucu değiştirir. Ödeme takipten önce yapılmışsa ve alacaklı buna rağmen bu tutarı da içeren bir takip başlatmışsa, bu durum borçlunun itirazının haklılığını güçlendirir. Ödeme itirazdan sonra ama dava açılmadan önce, doğrudan icra dosyasına yapılmışsa, alacaklı bu ödemeyi görebilir durumdadır ve yalnızca bakiye üzerinden dava açmalıdır. Ödeme icra dosyası dışında (haricen) yapılmışsa, alacaklının bundan haberdar olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Ödemenin anapara, faiz ve giderlerden hangi kaleme mahsup edileceği; ödeme açıklaması, tarafların iradesi, borcun niteliği ve TBK'nın mahsup hükümleri birlikte değerlendirilerek belirlenir. TBK m.100 özellikle faiz ve giderlerin ödenmesinde gecikme bulunan kısmi ödemelerde önem taşır. Bu nedenle takipten sonra yapılan ödeme, doğrudan anaparadan düşülmeden önce mahsup sırası yönünden incelenmelidir.
Ödeme dava açıldıktan sonra yapılmışsa, mahkeme konusuz kalan kısım için esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeder; ancak davayı açtığı tarihte haklı olan alacaklı lehine bu kısım için de yargılama gideri ve varsa icra inkar tazminatı hükmedilebilir. Bu ayrımların dava dilekçesinde ve yargılama sırasında doğru biçimde ortaya konulması, hem dava değerinin hem de tazminat talebinin sağlıklı kurulması bakımından önemlidir.
İtirazın İptali Davası ile Alacak Davası Arasındaki Fark Nedir?
Bir yıllık hak düşürücü süre kaçırıldığında, alacaklının hakkı tamamen ortadan kalkmaz; alacaklı, alacağının genel zamanaşımı süresine uğramadığı müddetçe genel hükümlere göre bağımsız bir alacak (eda) davası açabilir. Ancak bu iki dava türü arasında önemli farklar vardır.
İlk fark, mevcut icra takibinin akıbetidir: bir yıllık hak düşürücü süre geçirildiğinde, mevcut takipte İİK m.67 yoluyla itirazın iptali sağlanarak takibe devam edilmesi imkanı kaybedilir; alacak hakkı zamanaşımına uğramamışsa genel hükümlere göre alacak davası açılması ayrıca değerlendirilebilir. İkinci fark, icra inkar tazminatı bakımındandır: genel hükümlere göre açılan bağımsız alacak davasında, İİK m.67'de itirazın iptali davası için düzenlenen icra inkar tazminatı talep edilemez. Bir yıllık süre geçirildikten sonra açılan alacak davasında, yalnızca bu davanın kazanılmış olması İİK m.67 uyarınca icra inkar tazminatına hak kazandırmaz. Üçüncü fark, zamanaşımı bakımındandır: itirazın iptali davası özel bir hak düşürücü süreye tabiyken, alacak davası alacağın kaynağına göre değişen genel zamanaşımı sürelerine tabidir. Dördüncü olarak, her iki dava da esasa girdiğinde verilen karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturur; ancak itirazın iptali davasında bu karar aynı zamanda duran takibin akıbetini de belirlerken, alacak davasında böyle bir takip hukuku sonucu yoktur.
Bu nedenle bir yıllık sürenin dolmasına yakın olunan dosyalarda, dava türünün doğru seçilmesi sonucu doğrudan etkiler; süre neredeyse dolmuşsa ve arabuluculuk süreci devam ediyorsa, 6325 sayılı Kanun m.18/A-15'teki durma hükmünden yararlanılıp yararlanılamayacağı öncelikle değerlendirilmelidir.
Dava Dilekçesi Borçluya mı, Vekiline mi Tebliğ Edilir?
İcra takibine borçlu değil, borçlunun avukatı (vekili) itiraz etmişse, itirazın iptali davasında dava dilekçesinin kime tebliğ edileceği uzun süre tartışmalı bir konuydu. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 03.06.2022 tarihli ve E.2021/1, K.2022/3 sayılı kararıyla bu tartışmayı kesin biçimde çözmüştür.
Bu kararın pratik sonucu önemlidir: dava dilekçesi icra dosyasındaki itiraz vekiline gönderilirse, tebligat usulsüz sayılır ve bu durum davanın seyrini geciktirir. Dava açılırken davalı asilin adres bilgilerinin doğru gösterilmesi gerekir. İcra dosyasında borçluyu temsil eden vekilin, yeni açılan itirazın iptali davasında da kendiliğinden tebligat muhatabı olduğu kabul edilmemelidir.
İcra İnkar Tazminatı Nedir?
İtirazın iptali davasının kabulüne karar verilmesi halinde, borçlunun itirazının haksız olduğu sonucuna varılmış olur. İİK m.67/2 uyarınca, alacaklının talebi ve kanuni şartların gerçekleşmesi halinde borçlu, hükmolunan meblağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilebilir. Borçlunun ayrıca subjektif olarak kötü niyetli olması aranmaz; ancak alacağın likitliği dahil tazminatın diğer şartları somut dosyada gerçekleşmiş olmalıdır.
İcra inkar tazminatının hükmedilebilmesi için davacının bunu açıkça talep etmiş olması gerekir; mahkeme bu tazminata kendiliğinden hükmetmez. İcra inkar tazminatının hangi miktar üzerinden hesaplanacağı belirlenirken itiraz edilen takip tutarı, davada haklı bulunan alacak ve takipten sonra yapılan ödemelerin zamanı birlikte değerlendirilmelidir. Dava öncesi veya dava sırasında yapılan kısmi ödeme, tazminat hesabında ödemenin tarihi ve takip üzerindeki etkisine göre ayrıca incelenmelidir.
Tazminata hükmedilmesinin en belirleyici şartı, alacağın likit olmasıdır. Likit alacak, borçlunun itiraz tarihinde elindeki veriler ışığında ne kadar borçlu olduğunu belirleyebildiği alacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadına göre, alacağın miktarının ancak yargılama sırasında bilirkişi incelemesi ve hakim takdiriyle ortaya çıktığı durumlarda alacak likit sayılmaz; örneğin tartışmalı faiz alacağı likit kabul edilmez, tazminat yalnızca likit olan asıl alacak üzerinden hesaplanır (Yargıtay HGK, E.2017/957, K.2020/99, T.06.02.2020).
Alacağın türü (fatura, cari hesap, banka kaydı, kambiyo senedi vb.) likit olup olmadığı konusunda yol gösterici bir işaret olsa da, tek başına belirleyici değildir. Bir fatura veya cari hesap kaydının bulunması alacağı otomatik olarak likit yapmaz; faturanın dayandığı mal veya hizmet ifasının tartışmalı olması, cari hesap bakiyesinin ihtilaflı bulunması ya da dekontun hukuki sebebinin belirsiz olması hallerinde, aynı türden bir alacak dahi likit sayılmayabilir. Bu nedenle likidite değerlendirmesi her zaman somut dosyanın verilerine göre, borçlunun itiraz anında borcun miktarını gerçekten bilip bilemeyeceği sorusu üzerinden yapılmalıdır.
Borçlunun yargılama sırasında borcu ikrar etmesi, tek başına ve her durumda alacağı geriye dönük olarak itiraz tarihi itibarıyla likit hale getirmiş sayılmaz. İkrar, davanın esası bakımından önemli bir delil olmakla birlikte, icra inkar tazminatı yönünden likitlik değerlendirmesi itiraz tarihindeki borcun belirlenebilirliği üzerinden yapılmalıdır. Bu nedenle davacı taraf, dava dilekçesinde alacağın itiraz tarihi itibarıyla hangi somut verilerle belirlenebilir olduğunu açıkça göstermelidir; aksi halde mahkeme davayı kabul etse dahi icra inkar tazminatı talebini reddedebilir.
Kötü Niyet Tazminatı
İtirazın iptali davasının reddedilmesi, yani borçlunun itirazının haklı bulunması halinde, alacaklının kötü niyetle takip yaptığı ortaya çıkarsa, borçlu lehine de bir tazminat gündeme gelebilir. Bu tazminat, alacaklının bulunmayan veya çok daha düşük olan bir alacak için borçluyu icra takibiyle zor durumda bırakmasının yaptırımı olarak düşünülmelidir.
Kötü niyet tazminatının hükmedilebilmesi için borçlunun bunu açıkça talep etmiş olması ve alacaklının kötü niyetinin somut olgularla ortaya konulması gerekir; alacaklının kötü niyeti ispatlanamazsa bu talep reddedilir. Bu nedenle itirazın iptali davasında borçlu tarafın savunması kurulurken, yalnızca itirazın haklılığını değil, alacaklının takip başlatırken kötü niyetli olduğunu gösteren delilleri de dosyaya sunması önemlidir.
Burada iki tazminat arasındaki koşul farkına dikkat edilmelidir: icra inkar tazminatı bakımından borçlunun ayrıca subjektif olarak kötü niyetli olması aranmaz; ancak İİK m.67'deki diğer şartların, özellikle somut olayda alacağın likit olmasına ilişkin koşulların gerçekleşmesi gerekir. Buna karşılık alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatı için, alacaklının takibinin haksız olması yetmez; ayrıca kötü niyetli olduğunun da ispatlanması gerekir. Bu asimetri, borçlu tarafın savunmasını yalnızca "alacak yok" demekle sınırlı tutmayıp, mümkünse alacaklının takip konusu alacağın bulunmadığını veya talep ettiği miktarda olmadığını bildiğini gösteren somut olgularla desteklemesini gerekli kılar.
İtirazın İptali Davasında Faiz Ne Zaman Başlar?
Takip talebinde gösterilen faizin dayanağı, alacağın niteliğine göre değişir. Sözleşmede kararlaştırılmış bir oran yoksa kanuni faiz ve temerrüt faizi 3095 sayılı Kanun çerçevesinde belirlenir; sözleşmeyle kararlaştırılan anapara faizi TBK m.88'deki, temerrüt faizine ilişkin sözleşmesel düzenlemeler ise TBK m.120'deki sınırlara tabidir. Alacak ticari işlerden doğuyorsa, TTK m.8 ve ilgili özel hükümler çerçevesinde ticari işlerde uygulanan faiz oranları ayrıca değerlendirilmelidir.
Borçlunun ne zaman temerrüde düştüğü TBK m.117 çerçevesinde belirlenir. Borç için belirli bir vade kararlaştırılmışsa veya TBK m.117'deki ihtarsız temerrüt hallerinden biri gerçekleşmişse, ayrıca ihtar çekilmesine gerek kalmaksızın temerrüt oluşabilir; diğer hallerde borçlunun ihtar edildiği tarih önem taşır. Bu nedenle "ihtar yoksa faiz takip tarihinden başlar" biçiminde tek bir formül her olayda geçerli değildir; faiz başlangıcı, alacağın niteliği, varsa vade kaydı ve temerrüt koşulları birlikte incelenerek belirlenmelidir.
İşlemiş faizlere ayrıca faiz istenip istenemeyeceği TBK m.121 çerçevesinde değerlendirilir; bu, işlemiş faize faiz yürütülmesini sıkı şartlara bağlayan ayrı bir düzenlemedir ve her dosyada otomatik uygulanmaz.
İtirazın iptali davasının takip konusu ile bağlılığı nedeniyle, takipte talep edilen faiz türü, oranı ve başlangıç tarihi ile davadaki talep arasındaki ilişki ayrıca değerlendirilmelidir; takipte istenenden daha ağır bir faiz türünün veya daha yüksek bir oranın dava aşamasında doğrudan genişletilebileceği söylenemez.
Harç, Vekalet Ücreti ve Yargılama Giderleri
İtirazın iptali davası nispi harca tabidir. Harç hesabında, itirazın iptali ve takibin devamı istenen uyuşmazlık değeri esas alınır. Faiz, icra inkar tazminatı ve diğer feri taleplerin harç matrahına etkisi, talebin niteliği ve harç mevzuatı çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle dava değeri belirlenirken takip talebi, itiraz edilen miktar ve dava dilekçesindeki talep sonucu birlikte kontrol edilmelidir. Davanın kısmen kabul kısmen reddedilmesi halinde harç ve vekalet ücreti de kabul ve ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılır.
Davanın kabulü halinde mahkeme, yargılama giderleri ve vekalet ücreti hakkında da hüküm kurar. Bu kalemlerin tahsili, mahkeme ilamının icrası çerçevesinde değerlendirilmelidir. İtirazın iptali sonucunda devam eden takip konusu alacak ile yargılama sonunda hükmedilen gider ve vekalet ücreti birbirinden ayrılmalıdır. Davanın reddi halinde ise, davalı borçlu lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, ayrıca bir icra takibine konu edilebilir; bu husus özellikle likit olmayan alacaklarda dava açmadan önce değerlendirilmelidir.
Dava Sürecinde Sık Yapılan Hatalar
İtirazın iptali davası dosyalarında usul hataları, davanın esasa girmeden reddine veya alacaklının haklı olduğu halde talebin eksik karşılanmasına yol açabilir. Bunların başında, bir yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılması gelir; itirazın tebliğ tarihi tam olarak tespit edilmeden dava açılması veya ertelenmesi, alacaklının en güçlü konumunu kaybetmesine neden olabilir.
İkinci sık hata, görevli mahkemenin yanlış belirlenmesidir; alacağın ticari mi adi mi olduğu netleştirilmeden açılan davalar görev itirazıyla karşılaşabilir. Üçüncü hata, icra inkar tazminatının talep edilmemesidir; bu talep dava dilekçesinde açıkça yer almazsa mahkeme kendiliğinden bu tazminata hükmetmez. Dördüncü olarak, kısmi itiraz durumunun gözden kaçırılması davanın kapsamının yanlış kurulmasına yol açabilir. Beşinci hata, dava dilekçesinin icra dosyasındaki vekile tebliğ edilmesidir; borçlu icra takibine avukatı aracılığıyla itiraz etmiş olsa dahi, dava dilekçesi borçlunun kendisine tebliğ edilmelidir. Son olarak, ispat stratejisinin dava açılmadan önce kurulmamış olması, özellikle ticari defter ve yazışma gibi delillerin zamanında toplanmamasına ve davanın zayıf bir zeminde yürütülmesine neden olabilir.
Sonuç ve Değerlendirme
İtirazın iptali davası, ilamsız icra takibinin borçlu itirazıyla durduğu her dosyada alacaklının önündeki en temel yargısal araçlardan biridir. Davanın başında yapılacak doğru değerlendirme; hangi yolun (itirazın kaldırılması mı, itirazın iptali mi) izleneceğini, görevli mahkemeyi, bir yıllık sürenin ne zaman dolacağını ve talep edilecek kalemleri (alacak, faiz, icra inkar tazminatı) doğrudan belirler.
Bu nedenle itiraz tebliğ edildiği andan itibaren süre takibi başlatılmalı, alacağın niteliğine göre görevli mahkeme belirlenmeli ve ispat stratejisi dava açılmadan önce kurulmalıdır. Borçlu tarafında ise savunma, yalnızca itirazın haklılığını değil, gerekiyorsa alacaklının kötü niyetini de gösteren somut delillerle desteklenmelidir. İtirazın iptali davası, icra ve iflas hukuku pratiğinde sık başvurulan dava türlerinden biridir; dosyanızın süre, görev ve ispat bakımından doğru kurgulanması için somut olayın koşullarına göre değerlendirme yapılması önerilir.
